Sahneye tenim de sesim de uydu

  • Giriş : 28.01.2007 / 00:00:00

Çıkık elmacık kemikleri ve şen kahkahasıyla şov dünyasının aranan ismi Asuman Krause ile sıcacık bir sohbet

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Bilinmeli önce huyu, suyu tabii; ama sonra çok önemli tenlerin uyumu...

Bu ilk albümünle podyumların yolunu tamamen kapattınız mı artık?

Evet, kapattım; iki sene önce. Sadece tanıtımlar oldu ve bu sürede televizyon programıma yoğunlaştım. Derken albüm için çalışmaya başladım. Öbür türlü dağılıyorsun; hangi birini yapayım! 'Manken de olayım, dizide oynayayım, bir tane de programım olsun, bir de üstüne albüm yapayım' demek bence saçma. Hiç birinde ciddiye alınmazsınız.

En baştan beri müzik vardı kafanızda o zaman?

Dışa vurmuşluğum yoktu, gizli kalmıştı belki de. Önce mankenliğe başlayayım sonra bir albüm yaparım diye bir düşüncem yoktu ama şartlar bunu sundu. Güzellik yarışmasına girerken de manken olacağım diye girmedim. Amerika'daki gibi sanıyorum yarışmayı o zamanlar, mesela Miss USA bir sene boyunca yardım kuruluşları ya da vakıfların sembolü olur, gelecek yıl tacı devreder ve biter. Buradaki yarışmadan sonra Havaii'deki başka bir yarışmaya Türkiye Güzeli olarak gittim, döndüm. Derken bir gün telefon geldi bir mankenlik işi için. Ve bir daha ardı arkası kesilmedi işlerin. Albüm yaptıktan sonra şimdi herkes 'Neden daha önce yapmadın sen bunu?' diyor.

Müzikle uğraşmaya başlayan mankenler eleştiri oklarına maruz kaldılar ve Demet Akalın dışında da tutunan olmadı. Risk mi aldınız yoksa 'gerçekten yapabilirim' mi dediniz?

Bilinçli olarak yaptığım bu iş sonucunda o bahsettiğiniz işlerle kıyaslanacağımı düşünmedim ama beni tek düşündüren şey şuydu; dinlemeden yorum yaparlarsa o zaman iş sakat! Slogan gibi hep bunu söyledik; 'önce dinle sonra eleştir'. Albümden önce şaşaalı bir haber furyasına girseydik belki o zaman bu önyargı oluşacaktı; aman bu manken de albüm yapmış diye. Bu yüzden ismimin başındaki 'manken' unvanından başka endişem yoktu ama beş sene önce yapsaydım bunu, o zaman hiç kimse önyargılı olmayacaktı belki.

Diğer manken arkadaşlarınızın şarkıcılıklarını nasıl buluyorsunuz?

Demet Akalın ve Gülben Ergen olmuşlar, artık varlar ve artık onlar manken değil, yıllar oldu çünkü o sayfaları kapatalı. Onlardan sonra yapılan işler de tutmadı zaten.

Peki, kimleri dinlersiniz?

Yerli-yabancı ayırt etmeden dinlerim, kulağıma ne hoş geliyorsa. R'nB, soul ve rap dinlerim. Gel gör ki yerli müzikte de, çok ilginç gelebilir size ama, kendime yakın bulduğum Sibel Can, Ebru Gündeş, Yıldız Tilbe, Sezen Aksu, Hakan Altun ve 'Turkish soul' Kibariye'yi çok dinlerim. Valla Belkıs Akkale'nin bile bildiğim türküleri vardır, çok renkliyim yani. Ama rock çok da alanım değil mesela.



Albüm satışları genelde iyi gitmiyor zaten. Çok ilgilenmiyorum albüm satışıyla, öyle zırt pırt arayıp 'Kaç sattık?' demem! Mümkün olduğunca çok dinlensin, tek isteğim bu ve tabii ki korsana hayır! En son Antalya'da annem bir müzik markete giriyor ve benim albümümü soruyor. Ona, albümümün renkli fotokopi kapaklı kopyalarının olduğunu söylüyorlar. Annem perişan biçimde; 'Kızım ben nereye şikayet edeceğim bunları?' diyor. E, nasıl olacak bu şimdi? Başarı anlamında ne kadar çok sattığım önemli değil, ne kadar çok dinlendiğim önemli. Bugünlerde, imza günleri için Türkiye'yi karış karış geziyoruz ve bir bakıyorum herkes biliyor şarkılarımı ve herkesin elinde bir albüm. İşte bu çok güzel bir şey!

'Tenimizin Uyumu' ile diğer şarkılar arasında epey fark var. Albümün tamamına arabesk diyebilir miyiz?

Arabesk yerine karma bir albüm diyebiliriz. Hani Tarkan'ın 'Karma'sı vardı ya benimki harbiden karma! Tamamen benim zevkim var orada, şarkıların hepsini kendim seçtim. Aslında normalde olması gerektiği gibi. İlk albümünü yapanlara firma sahipleri çok müdahale ediyor ve şarkıcı kendi istediğini yapamıyor ya da bildiğimiz şarkıcıdaki ani tarz değişikliğinin nedeni aslında onun en başta yapmak istediğine ilk albümünde izin verilmemesi ve onun ileride kendi istediğine geri dönmesi oluyor. Hiçbir zaman 'Şu tutar albüme koyalım' demedik. Tamam, tutar da bakalım ben tuttum mu? Mesela, Müslüm Gürses'ten MFÖ'ye kadar bir sürü sevdiğiniz albüm vardır ve CD'leri tak-çıkar yapmak istemezsin de en sevdiklerini bir CD'de toplarsın, bu albüm benim için böyle.

Müzik piyasası giderek farklı şekilleniyor, şarkı söylemek artık tek başına yeterli olmuyor ya, görsellik-güzellik bu işin kaçta kaçı?

Epey fazla bir yüzdesini oluşturuyor ve çelişkili bir durum aslında. Belki de, 'Gideyim şöyle ağız tadıyla güzel bir ses dinleyeyim' diyenlerin sayısı artık fazla değil. Bu yüzden de iş, görselliğe dönüyor. Ben çıkayım, odun gibi durayım sadece şarkımı söyleyeyim dersem insanlar bir süre sonra sıkılıp çıkabilirler. Türkiye'de kaliteli müzik dinleyicisi az ve maalesef bu yüzden şov anlamında bir şeyler yapmak zorundasın, dekolteli falan giyinmek de lazım. Eğlenceyle müzik iç içe geçmiş, karışmış durumda. Müzik dinlemek isteyenler Rumeli, Harbiye konserlerinde belli oluyor. Britney Spears da giyiyor mini şortunu, şov her yerde şart ama sadece benim yorumuma ve şarkılarıma gelmiyor olmaları kötü bir şey.

SANAT İÇİN DEĞİL KENDİM İÇİN SOYUNURUM

Bir lansman için çıplak fotoğraf çektirmiş ve bir hayli sansasyon yaratmıştınız. Sanat için soyunurum diyenlerden misiniz yoksa aldığım paraya bakarım diyenlerden mi?

Orada her ikisi de vardı, parama da bakarım ya (kahkahalar), şaka tabii. O işi yaptığımda ne kadar ses getireceğini biliyordum. O dönemde birçok kişi bedavaya bir sürü dergilere soyundu, alakasız pozlarla. Ben iyi bir iş yapmak istedim sadece. Bir saat firmasının o yıla özel (2001) 21 adet bastırdığı takvimdi ve daha sonra onların tablosu yapıldı. Bu nü çalışmanın başında parasını hiç konuşmadım. Beni ilgilendiren; ne yapılmak istendiğiydi ve öyle de oldu. Bir defalık bir şeydi o, ikinci kez yapmam. Bu projeden sonra, bana gelen röportaj taleplerinde soyunmam da istendi, zihniyet farklı işte. Sonra çıktı bir sürü kız dedi ki; 'O takvim işi bana gelmişti'. Geldiyse niye yapmadın o zaman? Benim de ailem var. Sanat için soyunmam, soyunursam kendim için soyunurum!

Müzik tarihimizde 'Vücut İklimimin Sultanı Sensin'den sonra 'Çok Önemli Tenimizin Uyumu'na gelen bir aşk sürecindeyiz. Nereye yol alıyor aşk, siz neresindesiniz?

Telefon hakkımı kullanmak hemen Gökhan Şahin'i aramak istiyorum; acaba o ne düşünmüş bunu yazarken diye. Şov dünyasının aşkları gerçekten böyle görünüyor değil mi dışarıdan baktığın zaman? Bir yerden sonra diyorsun ki; 'Acaba aşklar her yerde mi böyle oldu?' Ama bu sadece şov dünyasında böyle değil. Dışarıda da belki üniversiteli bir kız üç kişiyi aynı anda idare ediyor, ama bilmiyoruz... Göz önünde bizler olduğumuz için batıyor. 'Ne oluyor ya!' dediğim anda Düzce'deki Körpeşler köyüne gidiyorum, uzaklaşıyorum. Gitmek lazım bazen. Oralarda başka hayatlar var hala. Kız istemeler, çeyizler, kına geceleri falan, sonra sıfırlanıp geri dönüyorum. O kadar da umutsuz olmamalı. Sadık kalan aşıklar da var hala. Ben şov dünyasında kendi köyümde yaşıyorum. Dışarıdan göründüğü gibi değildir her şey. Biz ne arıyoruz? Aradığımız bir şey var demek ki ve olmuyor. Ben dejenere değilim. 'Tenimizin Uyumu'nu söylüyor olsam da o şarkıyı yazan ben değilim. 'Vücut İklimimin Sultanı'ndayım ben. Ünlü bir kadın var diyelim, adı Ayşe olsun. Adamın biri tavlamaya çalışıyor aylar boyunca. Kadın, ona inanıyor ama bir zaman sonra görüyor ki adamın istediği başka şeylermiş. Adam için etrafta daha bir sürü Ayşe varmış, tavladıktan sonra. O zamana kadar adamın suratına bakan olmazken sonra diğer Ayşe'ler de 'Bu adamda bir şey var herhalde' dedikleri için adam paylaşılmaz biri oluyor. Onu, o kız bilemez. Ne yapsın? Kimse bir şey demesin diye onunla bir ömrü perişan mı etsin? Ama ben bu adamı sevmiştim diyen Ayşe de gidiyor başka bir Ahmet'e. Sonra dedikodular; 'Ama bu Ayşe de şey değiştirir gibi sevgili değiştiriyor!'

Avrupa menşeli biri olarak gayet arabesk aşkların içinde gördük sizi. İçiniz böyle mi sizin? Yani eşkal Avrupalı ama Türk gibi aşık olurum mu diyorsunuz?

Eşkal Avrupalı ama çok fena Kibariye dinlerim! Bence de aşkın dili, dini, ırkı yok yani!

Meslekteki alaylı-mektepli tartışmasında fikir olarak nerede duruyorsunuz?

Yetenekliysen ve onu da eğitimle birleştiriyorsan, o süper olur işte. Okuma teknikleri falan elbette ki eğitim gerektiriyor ama bazı durumlar var ki, mesela Kibariye; 'Ben nota bilmem ama sana notayı tersten de okurum istersen' diyor. Onun hiçbir eğitimi yok ama doğuştan eğitimli. Ben şarkı söylediğimi düşünürdüm ta ki şan derslerine başlayıncaya kadar. Derslerden sonra bir de baktım ki ne kadar yanlış söylüyormuşum! Şimdi gerçekten söyleyebildiğimi görmeye başladım. Oyunculuk da öyle bence.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious