Salla bayrağı Türk'ün üstüne!

  • Giriş : 13.05.2007 / 00:00:00

Cumhuriyet mitinglerinin beşincisi bugün İzmir’de gerçekleştirilecek. Peki, şuna dikkat ettiniz mi?

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Tayyip Erdoğan’ın muhtemel cumhurbaşkanlığını engelleme niyetiyle başlayıp gelişen süreç içinde ‘laikliği her türlü tehlikeden koruma ve kurtarma’ya evrilen Cumhuriyet mitinglerinin beşincisi bugün İzmir’de gerçekleştirilecek.

Dikkat ettiniz mi, bu mitingler, yapılan konuşmalardan atılan sloganlara, seslendirilen marşlardan orada olma gerekçelerine kadar birbirine tezat teşkil eden pek çok unsuru içinde barındırıyor. Ancak meydanı kırmızıya boyayan Türk bayrağı, bu tezatları görünmez kılarak meydanda bulunanları ve bulunmayanları gözlerden saklıyor. Bu mitinglerde bayrak sayısının kişi sayısından daha fazla olmasının sebebi tam da bu mu yoksa? Kimsenin söz söyleyemeyeceği bir sembolün, bayrağın altında toplanmanın avantajını, sosyolog Ferhat Kentel, “Bütün karmaşıklık hallerini bir anda basitleştiren, görünmez kılan, en garantili sembolü taşıyordu.” cümlesiyle açıklıyor. Yazar Mehmet Niyazi Özdemir, toplumun bir kesiminin başka bir kesim üzerine, ortak ve milli bir sembol olan bayrağı sallamasının, ortak değerlerin zedelenmesine yol açtığını söylüyor ve, “Milleti heyecana sevk etmek, meydanı doldurmak ve heyecanı tabana yaymak için bunu kullanıyorlar.” diyor. Tarihsel anlamına bakıldığında, aslında sallanan bayrak ile onun eşliğinde yükselen sloganların ve konuşmaların içeriği de tezat içinde. Çünkü tevhit inancının stilize ve sembolize edilmiş hali olan hilal ve yıldızı, şahadeti temsil eden kırmızı rengi ile Türk bayrağı, bu mitinglerde küçümsenen, karşı olunan dini değerleri de içinde barındırıyor. Mitinge gelenlerin, gelmeyen ‘öteki’ler üzerine salladığı bayrağı hafifçe kaldırıp, orijinal anlamına ve bugün yüklenen anlamlarına baktık.

Laikliğin ve rejimin AKP iktidarı ile tehlikeye düştüğü düşünülerek ve bütün imkânlar seferber edilerek düzenlenen Cumhuriyet mitingleri Ankara, İstanbul, Manisa ve Çanakkale’den sonra bugün de İzmir’de gerçekleştiriliyor. Bu mitingler, organizatörlerinin deklare ettikleri ve etmedikleri amaçlarına ne ölçüde ulaştı ve ulaşacak, bunu zaman gösterecek. Ancak yapılan konuşmalardan atılan sloganlara, seslendirilen marşlardan yapılan çağrılara ve katılımcıların farklı taleplerine kadar birbirine tezat teşkil eden pek çok unsuru, çelişkiyi bir arada barındırması sebebiyle araştırmacılara, toplum bilimcilere inanılmaz zenginlikte analiz etme, yorumlama imkânı sağladı.

Biri diğerinin karşısında olan pek çok yorum ve değerlendirmenin eşliğinde gerçekleşen bu mitinglerdeki tezatlar yumağı, katılımcıların orada bulunma gerekçeleri ve taleplerinde belirdi önce. Askere selam duranı da vardı, darbeden korkanı da. Solcusu da vardı, sağcısı da. Memleketinden kendi imkânları ile gelen de vardı, organizatörlerin ısmarladıkları otobüslerle gelen de. Bu mitingleri ‘Kurtuluş Savaşı’nın ikincisi’ olarak gören de vardı, maça tezahürata gitmiş gibi rahat olan da. Memleketin düşman istilasına uğramasından korkan da vardı, laikliğin elden gitmesinden korkan da…

Katılımcıların taleplerinde beliren tezat, yapılan konuşmalarda, atılan sloganlarda da ortaya çıktı. Kimi konuşmacılar, ‘yaratılış hurafesi’nden söz ediyor, ‘Kutlu Doğum’ haftasındaki kutlamaları karalıyor, iki cümle sonra ise İslam ile hiçbir problemlerinin olmadığından söz açıyordu. ‘Atatürk düşmanları’nın fazlasıyla nasip aldığı konuşmaların hemen ardından da, ‘rejim ve Atatürk düşmanı’ ilan edildiği için hapiste yatan Sabahattin Âli’nin hapiste yazdığı şiirin bestesi yükseliyordu: “Aldırma gönül aldırma…” Sloganlarda ve konuşmalarda Batılı değerlerin ve yaşam biçiminin savunulması ile Batı emperyalizminin oyunlarına ‘hayır’ itirazının aynı mitingden yükselmesi, çelişkisi itibarıyla dudak ısırtıyordu.

Bayrak neyi örtüyor?

Bu karmaşayı örten, gözden kaçıran ve meydanları ala boyayan tek bir unsur vardı: Bayrak. Bilgi Üniversitesi öğretim üyelerinden sosyolog Ferhat Kentel, “Hepsi çok önemli bir sembolü -bayrağı- taşıyordu. Bütün karmaşıklık hallerini bir anda basitleştiren, görünmez kılan, en garantili sembolü taşıyordu.” diyor ve bayrağın mitinglere sağladığı imkanı şöyle özetliyor: “Bugün Türkiye’de herkes gibi orta sınıf da karışıklıktan, karışımdan, ‘evine’ başkalarının girmesinden korkuyor. Risklerden korkuyor ve bu riskler karşısında sokağa çıkma pratiğini yaşıyor. Ancak sokağa çıkması bile risksiz bir durumun garantilendiği, şartların olgunlaştığı bir ortamda gerçekleşiyor. Bir tarafta silahlı gücün verdiği garanti altında, diğer tarafta kimsenin laf edemeyeceği bayrağın gölgesi altında...”

Yaşanan yaman çelişkiyi bu mitinglere katılanların ve katılmayanların gözünden kaçıran bayrağın orada bulunması ve orada yüklenen anlamla, bayrağın tarihsel anlamı ve bütün bir milletin ortak değeri olması ile de çelişiyordu. Çünkü tarihsel olarak tevhit inancının stilize ve sembolize edildiği hilal ve yıldızı, şehadeti temsil eden al rengi ile Türk bayrağı, milli olduğu kadar orada sık sık küçümsenen dini değerleri de barındırıyordu. Yani karşı olunan ile araç kılınan son kertede aynı yerde buluşuyordu. Bir kitabında türküler ve sembollerin anlamlarına ve tarihine ilişkin eser kaleme alan yazar ve şair Şaban Abak, bayrağın taşıdığı dinî anlamı kendisinden aldığımız yan sütundaki değerlendirmesinde oldukça güzel ifade ediyor. Bir kesimin başka bir kesim üzerine, ortak ve milli bir sembol olan bayrağı sallamasının, ortak değerlerin zedelenmesine yol açtığını söyleyen yazar Mehmed Niyazi Özdemir mitinglerin dışarıdan tahrik edildiğini savunuyor ve şöyle diyor: “Her muhtıradan sonra ekonomimiz büyük bir darbe alıyor. AK Parti ile birlikte ekonomide istikrar sağlandı. Bu, birkaç sene daha devam ederse dünyanın ekonomik merkezi Ortadoğu’da Türkiye bir yüksek basınç merkezi oluşturacaktır. Bu da pek çok Batılı ülkeyi olumsuz etkileyecektir. Dolayısıyla Türkiye’yi karıştırıp ekonomisini kontrol altına almak için buradaki uzantılarını kullanmaktadır. Bu yüzden güya particilik yapmadan milli birliğimizin bir sembolü olan bayrağı kullanmaktadır.”

Müslüman’a karşı laik, Ermeni’ye karşı Müslüman, Doğu’ya karşı Batılı, Batı’ya karşı Doğulu, iktidara karşı muhalif, muhalif olana da iktidar söylemiyle karşı çıkanların kendi dışındakileri ‘öteki’ kılarak bayrak açması, Kentel’e göre korkunun tezahürü: “Talepleri yoktu; korkuları vardı ve savunma halindeydiler... Ellerinden bir şeylerin kayıp gitmesinden korkuyorlardı. Yaşadıkları karmaşık ve güvensizliklerle dolu hayatlarının, hayat tarzlarının tehdit altında olduğunu düşünüyorlardı.” Cumhuriyet tarihinde azınlıkların güven duygularını yitirdiği olaylarda evlerine Türk bayrağı asması ve Financial Times’ın şu yorumu, Kentel’i doğruluyor zaten: “Tepkiler Türk özgüveninin çürük durumunu yansıtıyor. Olay sonrasında pencerelere asılan Türk bayrakları, ABD’deki 11 Eylül saldırıları sonrasında ortaya çıkan görüntüleri hatırlattı.”

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious