Sancak: Ben AKP'li değilim ki

  • Giriş : 06.10.2008 / 09:44:00

Recep Tayyip Erdoğan'ın sevdalısıyım diyen Ethem Sancak Ak Parti'ye maddi yardımda bulunup bulunmadığı sorusuna ilginç bir cevap verdi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Siz AKP'ye mali yardım yapıyor musunuz?

Hayır. Ben AK Partili değilim ki.

Üye değilsiniz ama sevdalısınız...

Tabii yapabilirim de. Siyasi partilere 20 bin liraya kadar galiba bağış yapabiliyorsunuz. Bu da benim vatandaşlık hakkımdır. İstediğim zaman yaparım. Ama daha yapmadım.

Şimdi hazine yardımından da mahrum olacaklar ya, paraya ihtiyaçları olabilir. Tayyip Bey dese ki "Ver kardeşim Ethem". Verir misiniz?

Demez. Dediği zaman soğurum ondan.

Para isteme benden buz gibi soğurum senden!

Tayyip Bey para istemez. Öyle biri değil. Bak ne dedi Tayyip Bey bu konuda. "Büyük patrondan toplamayı düşünmüyoruz." dedi. "Bizim 19 milyon oy veren seçmenimiz var ve 1 milyona yakın da üyemiz var. Her birinden üçer beşer lira toplarsak fazlasıyla karşılar ihtiyacı. Onlar verirler." dedi.

Ama ihtiyaç olsa veririm diyorsunuz yani...

Ben böyle bir şey demedim. Ben yasalar dışında hiçbir şey yapmam bir kere. Yasamız da diyor ki, 20 bini geçemez siyasi partilere bağış.

Yahu 1.500 kişilik ailesiniz. Hepiniz yirmi bin verseniz süper olur ha...
Türkiye'de ne kadar siyasi renk varsa 1.500 kişilik ailenin içerisinde de aynısı var.

Ama liderisiniz ailenin. Pamuk eller cebe diyemiyor musunuz?

Hayır, hiç öyle bir şey olmaz. Vardır içimizde CHP'li. Vardır içimizde MHP'li. Vardır içimizde Saadet Partili. Bizim aile monoblok bir yapı değil. Onun için biz aşiret değiliz. Hani aşiretler blok olarak parti değiştiriyorlar ya. Bizim bireylerimiz kul değil ailenin liderine. Hepsi özgür birey.

Ethem Sancak nasıl bir medya patronu?

Benim için yeni bu medya işi. Son üç yıldır soyunduğum bir iş. 80'den önce Aydınlık Gazetesi'nde çalıştım. Bayağı emek verdim. O dönemlerde temel gazetecilik nosyonuyla ilgili eğitim aldık ve uyguladık. Haberi nasıl vereceksiniz? Doğru haberi nasıl seçeceksiniz?

Ama tabii ideolojik yayıncılık yapıyordunuz.

Ama orada yine prensipler vardır. Haber namustur. O zamanki ideolojik gazeteciler bile gazeteciliğin temel prensipleri konusunda çok ahlaklıydılar. Ellerine bir haber geçtiği zaman üç yerden doğrulatmadan vermiyorlardı. Ha verirken kendi ideolojisine göre yorumluyordu. Ama haberin kendisini bütün çıplaklığıyla veriyordu. Hangi renkten olurlarsa olsunlar. Fakat şimdi maalesef haber eğilip bükülüyor. Çarpıtılıyor, ilave ediliyor. İğdiş ediliyor. Magazinleştiriliyor. Ben medya patronluğu esnasında diyorum ki beraber çalıştığım gazeteci arkadaşlara: "Bakın, haberi doğru vereceksiniz. Ama yorumda özgürsünüz." O konuda müdahale etmek aklımın ucundan bile geçmez. Çoğuyla tanışmadım bile daha.

Merak etmez misiniz?

Ediyorum. Ama yanlış anlaşılır diye hiç böyle bir şey yapmadım. Hiç Mustafa Karaalioğlu'nu çağırıp "Gel kardeşim, bütün gazetecileri topla. Ben bunlarla yemek yiyeceğim." demedim. Yanlış anlayabilirler bugünkü ortamda. Ama Karaalioğlu'na diyorum ki: "Bak kardeşim. Haberi çarpıtanı gördüğüm zaman ve kanıtsızsa iddianız bu kurumda çalışamazsınız. Haberi bütün çıplaklığıyla doğru olarak vereceksiniz. Halkın hakkıdır. Kutsal bir haktır. O hakka tecavüz çok büyük günahtır."

Tayyip Bey'in aleyhinde olsa bile mi?

Tabii tabii. Bende çalışan bir gazeteci yolsuzluğu, uğursuzluğu bilmem neyi yazacak tabii.

Patronu ile arası bu kadar iyi olan bir Başbakan hakkında yazarken ne kadar özgür olabilir acaba?

O gazetecinin tıynetine bağlı. O benim sorunum değil.

Mesela Şaban Dişli olayı ilk başta size gelseydi bunu yazabilir miydiniz?

Bir kere etraflı araştırırdık. Şaban'a da sorardık, diğerlerine de sorardık. Ve bütün bu iddialarla birlikte verirdik. Şaban Dişli olayının benim kanaatime göre bir haksız infaz tarafı da var.

Haklı yanı yok mu?

Şaban benim arkadaşım. Görüşüyoruz da. Şaban bir yanlış yapmış. O düzeyde bir siyasetçinin parasal ilişkiler içerisinde olmaması lazım. O başka bir kulvardır. Oraya girdiğiniz zaman o kulvarın icabına uyacaksınız. Yani hem hiccet, hem ticaret olmuyor. Biraz o konuda etik hatası var Şaban'ın. Ama ben Şaban'ın parayı alıp rüşvet amacıyla kullandığı kanaatinde değilim. Şaban yılların bankacısıdır. Para işlerini iyi bilir. Göz göre göre rüşvet amacıyla 1 milyonu yiyecek olsaydı böyle yapmazdı. Çok daha kolay ve çok daha rahat yapardı. Kabak gibi çıkıp imza atmazdı.

Deniz Feneri haberleri de sizde o kadar verilmedi yani...

Hayır, Türk basını bu konuyu objektif vermedi. Yeni bir konu değildi. Niye beklendi bir buçuk yıl? Bir Tuncay Özkan bir ara söyledi durdu. Başka da kimse vermedi. Bizim medya gruplarımız da olayı biliyorlardı ve sakladılar. Hangi güne kadar? İhtiyaçları olduğu güne kadar. Gazeteci haber biriktirip Pandora'nın kutusu yapmaz.

Siz patron olarak haberlere karışır mısınız, yoksa 'gazeteciler bilir' mi dersiniz?

Ben gazetenin yayın stratejisini stratejik anlamda çok kalın çizgilerle beraber oluştururum. Çünkü ben bu işe sermaye koyup, servet aktarıyorsam belli bir idealim ve anlayışım var. Bu da nedir? Türkiye'de birinci sınıf demokrasinin inşası için hizmet etmek. Birinci sınıf bir demokrasi için basının objektif olması, halkın haber alma hakkı ve dolaysız iletişim çok önemlidir. Ve benim servet döktüğüm yayın organları bu ana amaca hizmet etmek zorundadır.

İkisi de zarar ediyor değil mi?

Yok, televizyon başa baş. Gazetede katlanılabilir hafif zararlarımız var. Onları çözeceğiz, umutluyuz.

Ekonomik bağımsızlık olmazsa, editoryal bağımsızlık da olmaz.

Tabii. Şu anda benim cebimdekiler yetiyor finanse etmeye. Bu manada kimseye bağımlı değilim. Türk medya sektörü orta vadede Türk ekonomisinin büyümesinden ve markayı keşfetmesinden dolayı, uluslararası rekabeti zorlamasıyla, medyanın kanı canı olan reklam harcamalarının katlanarak büyüyeceğine ve Türkiye birinci sınıf demokrasiye doğru giderken çok büyük, rasyonel, dünya ölçeğinde bir medya sektörünün doğacağına inanıyorum. Onun için yatırım yaptım ben buraya. Siyasi ve ideolojik söylem için girmedim medya işine ben.

Tayyip Bey mi istedi sizin medyaya girmenizi?

Hayır. Ben dediğim nedenlerden dolayı iki işe çok bilerek ve isteyerek yatırım yaptım. Birisi de tarım. Çünkü demokrasinin inşası için köylülüğün tasfiye edilmesi, köylü nüfusun yüzde 10'un altına indirilmesi, onların da çiftçi yapılması ve tarımsal üretimin bugünün on katına çıkarılması lazım. Kadınların özgürleşmesi buna bağlı. Kır ilişkilerinin çözülmesi buna bağlı. Köylü toplumunda demokrasi olmaz. Kentlileşmeliyiz. Zaten şimdi Türkiye'nin kavgası da bu. Çünkü Türkiye'de nüfusun yüzde 70'i kentte yaşıyor. Diş macunu tüpten çıktı. İmtiyazların olduğu kapalı köy toplumu bitti. Artık iş değişecek. 72 milyon nüfusun 500 bini Türkiye'nin yüzde 51'ine sahip. 71 buçuk milyonu yüzde 49'una sahip. Bu ilişki yürümez. En azından eşit olmalı. Kavganın nedeni budur.

Erol Aksoy'un Cine 5'ine el konuldu. Almayı düşünür müsünüz?

Ama o daha yeni. Eğer ihaleye çıkarsa taliplerden birisi biz oluruz. Ben biliyorsunuz atv-Sabah'a da taliptim. Olmadı. Biz RTL ile ortak girecektik. RTL 'ben yokum' dedi son dakikada. Belki bu yaklaşan krizi gördü, bilemeyiz tabii. Almanlar sağlamdırlar.

Yoksa Tayyip Bey bu ihaleyi Çalık'a mı vermek istedi?

Tayyip Bey'in günahını çok alıyorlar. Bir kere bile beni arayıp gir veya girme bahsini etmedi. Biz onunla hiçbir şey konuşmadık.

Rafineri işini de Çalık'a vereceğiz demiş Aydın Bey'e...

Öyle mi olmuş, olmamış mı ben onu bilmiyorum. Başbakan'a sorarsanız belki başka bir şey anlatacaktır.

Ergenekon kapsamında ifade verdiniz. Size ne sordular?

Ben ifade vermedim. Benim bilgime başvuruldu. 10 bin sayfalık tutanağın bir yerinde ne söylediğim yazıyor. Savcılık koymuş oraya. Herhalde ele geçen dokümanlar içerisinde benim de ismimin geçtiği şeyleri bulmuş. Savcı ona dair bilgime başvurdu. Ben de ona ikna edici şeyler söyledim ki bana çay ikram edip teşekkür ederek gönderdi beni.

Hangi belgelerde adınız geçiyormuş?

Ben eskiden İşçi Partisi'nde üst düzey yöneticilik yaptım. O döneme ilişkin sorular. Tuncay Güney bazı iddialarda bulunmuş benimle ilgili. Onu sordular. Ben de söyledim. Ben ne adamı tanıyorum, ne o beni tanıyor. Tuncay Güney de İşçi Partisi'nde çalışmış bir dönem. Doğu Perinçek'in militanı gibi hareket etmiş. Oraya sızmış. Garip bir şey. Şimdi işi gücü bırakıp bilmem neyin kavgası ile mi uğraşacağız? Ben kitap okumaya âşık bir adamım. Her gece üç saat kitap okurum. Ve genellikle tarih okurum. Gore Vidal diye bir Amerikalı tarihçi var. Onu okuyorum şu anda.

Niye Amerikan tarihine ilgi duydunuz?

Otuz yıldır tarih okuyorum. Sıra Amerikan tarihine geldi. Derinlemesine öğreneyim dedim.

Star'a daha fazla para yatırmam lazım

Star'ı bir numaralı gazete yapma hedefiniz var mı?

Tabii. Öyle bir hedefim var. Ama yapar mıyım, yapmaz mıyım? Yani birilerinin rakibi olayım diye düşünmem. Ben ilaç dağıtım işindeyim. Benim bir rakibim var. Selçuk Ecza Deposu. Çok saygın bir rakip. Ve onun sahibi ile biz baba oğul gibiyiz. O bizim mesleğin derneğinin 15 yıl genel başkanlığını yaptı. Ben genel sekreteriydim. Sonra yoruldu, 'Ben kenara çekileceğim.' dedi. Şimdi ben genel başkanım. Onun yeğeni benim genel sekreterim. Ve herkes gıptayla bakar. Keskin bir rekabet var iş anlamında. Ama muazzam bir dostluk var aramızda. İçtiğimiz su ayrı gitmiyor. Hatta bir keresinde Aydın Doğan bana dedi ki, 'Ya gel benim rakibim ol.' 'Niye?' dedim. Çünkü kendi de geçmişte eski ecza depoculuğu yaptığı için sektörü tanıyor. 'Ahmet Bey ile aranızdaki o güzelim rekabete gıpta ediyorum. Böyle bir rakibim de olsun çok istiyorum.' dedi. O bakımdan ben hiçbir zaman sizin dediğiniz bir rekabetin içinde olmam. Ben işimi yapar geçerim. Prensiplerim var. Alınan, gocunanlar olur. Kara çalanlar olur. O onların bileceği iş. Onları da Allah'a havale eder, yoluma devam ederim.

Star'ın bir numaralı gazete olması kısa vadede mi uzun vadede mi gerçekleşir?

Yani bu Star olur veya başka bir isimde gazete olur. Ama medyada ilk üçte olmak için ciddi bir çaba harcayacağım önümüzdeki yirmi yılımda. Bu yirminci yılımda mı olur, üç yılımda mı olur o insan iradesinden bağımsız bir şey.

Star Gazetesi'nde beğendiğiniz, beğenmediğiniz yanlar diye sorsam.

Valla bizim teknolojimiz biraz geri. Dolayısıyla renkli sayfa sayımız az. Arkadaşlar teknolojik imkânsızlıklar yüzünden çok daha iyi bir gazete çıkarma kapasiteleri varken çıkaramıyorlar. O da benim eksiğim. Onları daha fazla fonlamam lazım. Ona ilişkin projelerimiz var. Çok eksiğimiz var. Ama editoryal olarak beğeniyorum gazeteyi. Giderek güzelleşiyor. Yazarlarımız harika. Ben onları tebrik etmekten bıktım. Zevkle okuyorum. Günün ortasında telefonla arıyorum, tebrik ediyorum.

ZAMAN

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*