'Sanki tetiği ben çekmişim gibi!'

  • Giriş : 20.01.2007 / 00:00:00

Bir kez daha “Gazeteci miyim, insan mı?” meselesiyle karşı karşıyayım. Yakınları acı içerisinde ağlarken, bir-iki kez bir şeyler sormayı deniyorum.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


“Ne olur sonra...” cevabını almam yetiyor. Benden gazeteci olmaz... Ama ne gam, bugün bu ülkeye insanlar lazım! Merdivenlere çöküyorum... Sanki tetiği ben çekmişim gibi utanç içinde... Mırıldanıyorum biraz önce kendi halindeki yaşlı teyzenin sözlerini; “İnşallah bir kez daha Türklüğümden utanmam!”

Haberi aldığım anda Kınalıada’da yaşlı bir Ermeni teyzenin sözleri çınlamaya başladı kulağımda; “Bak görürsün, o çocukcağızı da öldürecekler”... Çocuk dediği kişi Hrant Dink’ti... Benim Kınalıada’ya gitme sebebim ise yine belli çevrelerin kaşımaya çalıştığı Türkler ve Ermeniler arasında yaşanan bir husumetti. Neyse ki hiçbir çatışma yaşanmadan bitiverdi... Sonra bir gün Dink, Agos’ta bir yazı yazdı. Okuması yazması olan her Türkiye vatandaşının da anlayabileceği gibi yaptığı Türklüğe hakaret değil, bu topraklarda barış içinde yaşamak isteyen birinin çığlığıydı. Anlamayanlar çıktı, anlamak istemeyenler onlara destek verdi, Hrant Dink mahkemelik oldu. Türklüğe hakaretten... Hiçbir şey koymadı da ona, yaşadığı ülkeye hakaret ettiği iddiasını hazmedemedi. Fikirlerini kabul edin etmeyin, “Ben bu suçlamayı kabul edememem” derken hüngür hüngür ağlaması içtendi... Her mahkemesi bir olaydı... Avukat kimliğiyle kendini ’en milliyetçi’ilan edenlerin şovlarını herkes seyretti. Maalesef emniyet güçleri de... Her şov, onun bir adım daha tehlikeli sona gidişiydi. Zaten bir hafta önce yazdığı yazısında sanki içine doğmuş gibi kendini terdirgin bir güvercine benzetti. ’Her an başını geriye çevirmeye hazır’diye tarif etti ruh halini... Ne yazık ki başını geriye çeviremedi, ensesine o üç kurşunu sıkan yüzü göremedi bile...

İNCE TELLİ GÖZLÜĞÜ

Yapayalnız, ‘sırtından’ vurulmuş, yerde yüzü koyun yatan bir Hrant Dink... Gazetesinin hemen yanı başında... Üzerine örtülmüş kağıtlar... İki öbek kan... İnce telli gözlüğü... Polis kordunu... Çevrede ağlayanlar... Az ötede tek bir kırmızı karanfil... Bir saat öylece yattı orada... Soğuk, yapayalnız... Olay yeri incelemesi bitti, ambulans sirenleri acı acı çaldı... Ve alkışlarla götürüldü...

Eşi Rakel geldiğinde ondan yadigâr, yattığı yeri belirleyen çizgiler, iki öbek kan ve bir tel çerçeve gözlük kalmıştı. Ağlayarak onlara ulaşmaya çalışıyordu Rakel, “Kocama son bir sözüm var!” diye... “Her gün o evden çıktığında ölümün kokusunu hissediyordum” diye... “Allahım sen çocuklarımın aklını koru şimdi” diye... Çevresinde onu teskin etmeye çalışanları duymuyordu. “Hadi güzelim gel... Hrant’ın karısı ol... Dimdik ol” diyenlere cevabı belki de ona en yakışanı oldu; “Ben göstermelik hiçbir şey olamam!” Çünkü Hrant zor bir işe kalkışmış, İsa’ya ya da Musa’ya yaranmak yerine içinden gelenleri söyleyen biriydi. “Ben Türkiye’de yaşamak istiyorum. Çocuklarım ve torunlarım bu ülkede yaşasın istiyorum. Bu ülkeyi seviyorum” dediğinde diasporayı kızdırıyordu. “Soykırım var” dediğinde aşırı milliyetçileri, doğruya doğru, beni de... Bazen patriği kızdırdığı bile oluyordu. Göstermelik değil, bu toprağa yakışan bir insandı. Bu toprağın hak ettiği bir barışı aradı. Bu topraklarda asla unutulmayacak bir utancı gerisinde bırakarak gitti.

12 EYLÜL GİBİ...

Agos’un bulunduğu Sebat Apartmanı’nın kapısındayız. Ağır Ceza Avukatı Ergin Cinmen de orada... Konuşmaya başlıyoruz. “Bu 12 Eylül tipi bir cinayet. Bu cinayet de bir meczupun üzerinde kalacak. Tıpkı Abdi İpekçi ve Uğur Mumcu’da olduğu gibi gerçek hiçbir zaman açığa çıkmayacak” diyor. Dayanamıyor; “Bunu yapanlar, yeni bir dönemi başlatmak istiyor. Çatışmalı bir dönemi. Duruşmaları hatırla; dava boyunca hiçbir savcının aklına o gösterileri yapanlar hakkında soruşturma açmak gelmedi. Oysa orada suçlar işlendi. Devletin buna karşı tepki koymaması, sanki bir meşru faaliyette bulunuluyormuş izlenimi verdi. Cinayet bağıra bağıra geldi.”

Az ötede yaşlıca bir hanıma yanaşıyorum... Ermeni değil, Türk... Çok üzgün, “Türklüğümden, insanlığımdan utanıyorum. Bu yapılanlar Allah’ın bile gücüne gidiyor. Bak artık yağmur bile yağmıyor” diyor... Ama Allah, o kanı yerden silmek için yağmur çiseletmeye başlıyor. Bu utanç içinde sanki küçük bir umudun işareti... Sanki Hrant Dink boşuna ölmesin dercesine...

BİRLİKTE UĞURLAYALIM

Alkışlar sürüyor... “Hrantlar ölmez” sloganları artıyor... Ağlayanlar artıyor... Ama onu hak ettiği gibi uğurlayanlar ne alkışlayanlar ne de slogan atanlar. Onu en iyi tanıyan karısı oluyor. Rakel çocuklarına dönüp, “Biz üzülürsek yapanlar sevinirler, biz ayakta olmalıyız” diyor.

Hrant Dink’in cenazesi birkaç gün içinde kalkacak. Bu utancı, barışa çevirmek için Rakel’e bir kulak vermeye ne dersiniz? Hep birlikte onu ayakta uğurlamaya!..

Meslektaşları ve dostları yıkıldı

Agos yazarı ve en yakın arkadaşlarından Aydın Engin:

“Geçen Cuma ve bugün (dün) çıkan Agos’un sayısında kendisinin nasıl tehdit edildiğini ve başına bi rşey gelebileceğini yazdı. Bunu çok uzun süre sakladı. Türkiye’deki barış ortamını bozmak istemiyordu. Gözü dönmüş milliyetçi budalaların işi deyip, üzerinin örtülmemesi gerekiyor. Her zaman hedefteydi. Gerçek bir linç yaşandı. Bütün dünyada yankılanacak bir cinayetle karşı karşıyayız. Türkiye’nin önünü kesmek isteyenlerin doğru seçtiği bir hedefti. Hedeflerine ulaştılar. En son dün yazımla ilgili konuştuk ve haftasonu yemek için sözleşmiştik.”

Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük provakasyonu. Bunu yapanlar Türkiye’nin düşmanlardır. Bu insanların korunması gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’yi karıştırmak isteyenler var. Trabzon’daki papaz cinayeti gibi sıradan bir olay haline getirmemek gerekir. Bütün dünyada çıkacak haberler. Hrant gerçek bir Türk Vatandaşıydı. Ülkesine bizim kadar bağımlıydı. Bu bir vatan hainliğidir.”

Hürriyet yazarı Yalçın Doğan:

“Bu olay Türkiye’nin içinde ve dışında çok büyük yaralar açacaktır. Türkiye’yi önümüzdeki dönemde ciddi şekilde yaralayacaktır. Bence büyük ve resmi bir cenaze töreni düzenlenmelidir. Çok iyi seçilmiş bir provakasyon.”

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü:

Hrant Dink, destek verdiğimiz gazetecilerden biriydi. Bu konuda bir deklarasyon yayınlamayı düşünüyoruz. Deklarasyonda, cinayeti nasıl kınadığımızı ve bu olayların bir daha tekrarlanmaması için ciddi bir tepkinin gelişmesi gerektiğini belirteceğiz. Türkiye’de gazetecilere ve yazarlara yönelik şiddetin olduğunu biliyoruz.

Milliyet yazarı Can Dündar:

Türkiye bence en temel değerlerinden birini kaybetti. Çok önemli bir insandı. İçerde başka dışarda başka konuşan bir insan değildi. Dışarıda Türkiye’yi yılmadan savunan, kendi ermeni vatandaşlarıyla kötü olma pahasına savunurdu. Sık sık görüşürdük, son zamanlarda tehditler yoğunlaşmıştı. Yakın çevresi uzaklaşmasını söylüyordu, bu yönde çok uyaran olmuştu ama her şeye rağmen inatla, ısrarla bu ülkede kalmak için ısrar ediyordu. Yanıldığını anlıyoruz şimdi. Keşke gitseymiş.

KARA OCAK!

Hrant Dink’in öldüğü 19 Ocak da tarihin kara sayfalarına geçti... Gazeteci Uğur Mumcu 24 Ocak, Prof. Muammer Aksoy ise 31 Ocak’ta hunharca cinayetlere kurban gitmişti.

Kerinçsiz: Bu kirli bir tertiptir

Ermeni Konferansı’nın iptal edilmesi için dava açan ayrıca Hrant Dink hakkında çok sayıda suç duyurusunda bulunan Hukukçular Birlidiği Yönetim Kurulu Üyesi avukat Kemal Kerinçsiz, Dink’in ölümünden üzüntü duyduğunu belirttti. Kerinçsiz, şunları söyledi: “Kutsal yaşam hakkı ortadan kalktı. Bunu tasvip etmek mümkün değil. Melun ve menfur saldırıyı kınıyoruz. Ailesine ve çalışma arkadaşlarına başsağlığı diliyoruz Bu bir tertiptir. Bundan kimlerin istifa edeceği ortadadır. Bu saldırının arkasındaki güçler ortaya çıkarıldığında gerçekler de görülecektir. Bu olaydan ülkemiz de büyük zarar görecektir. Özellikle Ermeni meselesinin yeniden gündeme getirildiği bu günlerde, bir cemaatin önde gelen isimlerinden birinin suikaste kurban gitmesi iyi gözlemlenmelidir. Ancak halkımızın sağduyu içerisinde, tahriklere kapılmadan hareket edeceğine de inanıyorum.”

Hrantlar ölmez

Savcının olay yerinde yaptığı incelemenin ardından Dink’in cenazesi, Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Dink’in cesedi ambulansa konulurken; çevredeki vatandaşlar alkışlar eşliğinde “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Katiller devlete hesap verecek”, “Hrantlar ölmez” diye slogan attı. Aralarında Ferhat Tunç’un da bulunduğu küçük bir grup da çeşitli sloganlar atarak kısa süre yürüdü. Oğlu Arat Dink ve kardeşi Arat Dink de ambulansla Dink’in cesedinin götürüldüğü Adli Tıp Kurumu’na gitti.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious