Sarkozy başarırsa Türkiye kazanır!

  • Giriş : 10.05.2007 / 00:00:00

Sarkozy'nin elde ettiği zaferin ardından hepimiz, bu durumun Türkiye'ye ne gibi etkileri olacağını merak ediyoruz.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Seçim sürecinde iyice sağ bir söyleme kayan Sarkozy, Türkiye'nin AB üyeliği hakkındaki olumsuz tutumunu saklama gereği duymadı.
Kampanya boyunca, Türkiye'nin Avrupa'da yeri olmadığını, kurulacak en iyi ilişkinin imtiyazlı ortaklık olacağını tekrarlayıp durdu.

Hem Fransa'nın AB içindeki ağırlığı hem de savunma ile dış politikayı cumhurbaşkanına bırakan Fransız sisteminin özellikleri birlikte düşünüldüğünde, Sarkozy'nin ciddi bir problem potansiyeli taşıdığı aşikâr. Haziran ayındaki genel seçimleri de sağın kazanması halinde, Sarkozy'nin gücü daha da artacak.

Ancak Başbakan Erdoğan'ın da aralarında bulunduğu bir grup, Merkel gibi Sarkozy'nin de cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturduğunda sorumluluğunun farkına vararak, görüşlerini değiştirebileceğini ümit ediyor. Türkiye hakkındaki kararın, AB'nin ortak kararı olduğu gerçeği ve devletlerarası ilişkilerdeki ahde vefa ilkesinin Sarkozy'yi sınırlayacağı muhakkak. Nitekim Fransız siyasetinin sembol isimlerinden ve Sarkozy'nin de çizgisini takip ettiği devlet adamı De Gaulle, yıllar önce benzer bir durumla karşılaştığında selefinin attığı imzaya sadık kalmıştı. 1957'de Fransa'nın da katılımıyla imzalanan Roma Anlaşması'nda öngörülen türden bir Avrupa fikrine karşı olmasına rağmen, 1958'de iktidara geldiğinde Fransız devletinin imzasıyla ters düşmedi.

Bir başka bakış açısı ise Sarkozy'nin Washington'a yakınlığına dikkat çekerek, Amerikan yönetimlerinin onu ikna etmekte zorlanmayacağını düşünüyor. Gerçekten de Irak Savaşı'ndan beri sabık Cumhurbaşkanı Chirac, Beyaz Saray'a adım bile atmazken, geçtiğimiz aylarda, sadece bakan ve parti genel başkanı sıfatlarını taşıyan bir siyasetçiye nadiren sunulan bir jestle Sarkozy, Beyaz Saray'da ağırlandı. Amerikan karşıtlığının zirve yaptığı bir ülke olmasına rağmen, Sarkozy de bu özel ilişkisini gizlemiyor. Hatta muhalefet bu özelliği yüzünden ona 'Sarko the American' diyor.

Şahsen bütün bu yaklaşımların, sorunun özüyle yüzleşme cesaretinden uzak olduğunu düşünüyorum. Demokratik açıdan bakıldığında Fransa'da Chirac'ın Türkiye'nin AB üyeliğine destek vermesi, Sarkozy'nin karşı çıkmasından daha zor anlaşılacak bir tutum. Bizim açımızdan Fransa'daki asıl sorun, bir lider olarak Sarkozy'nin kişisel görüşünden çok, Fransızların yüzde 80'inin AB üyeliğimize karşı olması. Kişisel olarak Sarkozy Türkiye'ye sıcak baksa da, tam üyelik konusunda son sözü referandum yoluyla Fransız halkı söyleyecek.

Fransızların neden Türkiye'ye karşı oldukları gerçeğine biraz daha yakından bakıldığında karşımıza çıkan tablo, aslında Sarkozy'nin sorunun çözümü açısından umut olabileceğini gösteriyor. Yapılan kamuoyu yoklamalarına göre, Fransızların yüzde 40'ı ekonomik nedenlerle Türkiye'ye karşı çıkıyor. Bu insanlar, muhtemel Türk göçmenlerin var olan işsizliği daha da artıracağından endişe duyuyor. Karşı çıkanların yüzde 26'sı, Türkiye'nin Asya'da olmasını, yüzde 25'i ise Müslüman kimliğini gerekçe gösteriyor. Gerekli siyasi ve ekonomik reformların yapılması halinde, Fransızların yüzde 63'ü Türkiye'nin AB üyesi olabileceğine inanırken, yüzde 30 üyeliğin hiçbir şekilde mümkün olmadığını düşünüyor.

Kanaatimce, Fransızların sadece Türkiye'ye değil, tüm dünyaya karşı gösterdikleri hırçınlığın altında, ünlü finans kuruluşu Morgan Stanley'nin 2 Mart tarihli raporunda tespit ettiği gerçekler yatıyor. 'Avrupa'nın Yeni Hasta Adamı' başlığını taşıyan bu raporda, ekonomik büyüme, işsizlik, verimlilik ve araştırma-geliştirme gibi kritik tüm göstergelerde Fransa'nın geri gittiği görülüyor. Yüzde 9,8 oranıyla Fransa, Avrupa'da işsizliğin en yüksek olduğu ülke. Yüzde 2'lik büyüme oranıyla en düşük performansa sahip ülke. Avrupa Para Birliği'ne geçildikten sonra Avrupa dışına ihracatı yüzde 18 gerileyen ülke Fransa. Ağır vergiler ve sendikaların büyük egemenliği yüzünden şirketlerin küresel rekabete uyum sağlamakta zorlandığı ülke Fransa. Örneğin Almanya'da şirketlerin yüzde 65'i araştırma-geliştirme faaliyetinde bulunurken, bu oran Fransa'da yüzde 30'lara düşüyor.

Fransızların kendileriyle, dünyayla ve Türkiye ile yeniden barışması, bu hasta adam durumundan kurtulmasına bağlı. Bunun için Sarkozy'nin vadettiği refomları başarması, Türkiye'ye yapacağı en büyük iyilik olur.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious