Savaş'tan tartışılacak açıklama

Savaş'tan tartışılacak açıklama.9671
  • Giriş : 24.03.2008 / 21:00:00
  • Güncelleme : 24.03.2008 / 21:15:55

"Ağustos'ta ordunun kalesi de düşecek, AKP oy kazanmayacak!"

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


TUĞRUL TUNALIGİL'in röportajı

Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın iktidardaki AKP’ye açtığı kapatma davası Türkiye’nin gündemine bomba gibi düştü. Kararın açıklanmasına Türkiye’de belki de en az şaşıran isim ise, onursal Yargıtay Başsavcısı olarak kabul edilen Vural Savaş’tı. Çünkü Savaş’ın “AKP Çoktan Kapatılmalıydı” kitabı, kapatma davasından 1 ay önce raflardaki yerini almıştı bile... Refah ve Fazilet Partisi’nin kapatılmasını sağlayan Savaş’la, AKP’nin ve Türkiye’nin geleceğini konuştuk

AKP’ye kapatma davası açılacağı içinize mi doğdu?
Hayır, zaten yıllardır bu görüşleri savunuyorum. Ben iddialı bir hukukçuyum. Üç kapatma davası açtım, üçünü de kabul ettirdim. AKP’yle ilgili iddialarım çok ciddi olduğu için bunları kitaplaştırmaya karar verdim.

“Kehanetiniz” tutunca, nasıl tepkiler aldınız?
Hayatım Türkiye Cumhuriyeti’nin hukukunu savunmakla geçti. Ben Kemalistim ve Cumhuriyet’in yaşaması ancak laiklik ilkesinin korunması ile mümkün. Bu doğrultuda görüşlerimi açıklayan bir kitap yazdım. Kitabı da eleştiren kimse çıkmadı bugüne kadar.

Hükümetten hiç tepki gelmedi mi?
10 kitap yazdım bugüne kadar. Tek bir cümle ile eleştiren çıkmadı. Hatta “Militan Demokrasi” kitabımı yazdığımda, bana dediler ki “Yahu Vural, bu ‘Militan Demokrasi’ lafı bile herkesi rahatsız edecektir”. Ben de dedim ki, “Bu kitapta yazdıklarımı eleştirecek bilgi birikimi kimsede yok, eleştiremezler beni”... Suskunlukla karşıladılar. Çünkü yazdıklarımın hepsi doğru.

Parti kapatmak dışında bir çözüm yolu yok mudur?
Yurt dışında bunun yolunu bulmuşlar. Mesela, Haider seçim kazanmış Avusturya’da. “İktidar ortağı yaparsanız, ambargo uygularız, her türlü tedbiri alırız” dediler. Haider’in partisinin parlamentoya girmesine ses çıkarmadılar ama Avusturya’yı yönetmesini engellediler. Şimdi İngiltere parti kapatmanın çok önünde tedbirler alıyor. Siyasi partiler ve onu destekleyen kuruluşlarla ilgili Kuzey İrlanda’da 1971’den 1994 yılına kadar, bütün İngiltere’de de 1988’den 1994’e kadar sansür dahil her türlü tedbiri aldılar.

“Yüzde 42 ile iktidara gelen bir parti kapatılamaz” görüşünü savunanlar için ne düşünüyorsunuz?
AKP’nin anayasa taslağını hazırlayan Ergun Özbudun “En iyi yol halkı kapatıp, uzaydan halk getirmek” gibi sözler sarf etti. Oysa, Refah Partisi kapatma davası AİHM’e gittiğinde Özbudun orada bu kararın haklılığını savundu. Ve şunları söyledi: “Refah Partisinin yüzde 21’den fazla oy alarak geldiği nokta, ülkenin demokratik ve laik düzenine karşı büyük bir tehdit anlamına gelmektedir. Şayet kökten dinci parti, yüzde 2-3’lük marjinal bir parti olsa belki hoş görülebilirdi. Fakat temsil ettikleri tehlike ve sahip oldukları güç dolayısıyla anayasa mahkemesi tarafından uygulanan yaptırım demokratik bir toplumda gereklidir.” Yani fazla oy alması tehlikenin büyüdüğünü gösteriyor ve esas bu tip partiler hakkında dava açılması gerektiğini söylüyor.

Kapatmanın AKP’ye oy olarak döneceği görüşünü savunanlar da var?
Hiç öyle bir şey yok. Mesela 1998’de Refah Partisi kapatıldığında, mağduriyet olarak sayılabilecek çok şey oldu. Erdoğan hakkında dava açılması, kayıp trilyon davasının gündeme gelmesi gibi... 1999 seçimlerinde ise yüzde 6 oy kaybettiler. En çok oyu demokratik sol parti aldı. İkinci MHP oldu. Koalisyon ortağı bile olamadılar. Daha sonra yıllar geçti. Koalisyon hükümeti, Kemal Derviş ve IMF politikaları, Rahşan Affı ve ekonomik kriz vatandaşı tedirgin etti. İlk seçimlerde AKP yüzde 34 oy aldı. Bu oyun yüzde 47’lere ulaşması, AKP mağdur edildiği için değil, AKP’nin diğer partileri mağdur etmesindendir.

Davanın yaklaşık bir sene sürmesi bekleniyor. Sonrası için nasıl bir Türkiye tablosu çiziyorsunuz?
AKP, davanın sonuç vermemesi için çalışacak. Bununla yetinmeyip Anayasa Mahkemesi’ni ele geçirmeye çalışacaklar. En az 7-8 yeni üye getirecekler. Anayasa Mahkemesi üyelerini meclis seçecek. Meclis seçecek demek, AKP seçecek demek. Fethullahçı olarak tanınan 7-8 anayasa mahkemesi üyesine kavuşacağız. Anayasa Mahkemesi, ‘Şeriat yasaları da çıkarsanız anayasaya uygundur’ şeklinde görüş verecek üyelerden oluşacak. Ondan sonra Türkiye’de rejim buhranı başlayacak.

Ya 5 sene sonra?
Aydınların tutumu bu olduğu sürece, tarikatlar bu kadar etkili olduğu sürece, yeni anayasa benim tahmin ettiğim şekilde hayata geçerse, Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti diye bir şey kalmayacak. Bazıları için T.C.’nin çökmesi, dış güçlerin istediği gibi bir “ılımlı İslam cumhuriyeti” haline gelmesinden memnun olacak çevreler olabilir. Ama bu bizim gibi Atatürkçüler için ölüm kadar acı bir şey. Bizim yaptığımız şudur: Tiryaki Hasan Paşa’nın Kanije Müdafaası gibi T.C.’yi sonuna kadar savunmaya devam etmek, gerektiğinde hayatımızı tehlikeye atmak.

AKP kapatılırsa ve Başbakanın milletvekilliği düşerse, Türkiye kaos ortamına sürüklenenmeyecek mi?
Hiçbir şekilde sürüklenmez. Ama AKP’nin kapatılması ve Recep Tayyip Erdoğan’ın milletvekilliğinin düşmesi, siyaset yasağı gelmesi demektir. Bu tip yorumlar yapanlar, AKP’nin iktidarda kalması için her şeyi yaparlar.

Erdoğan’ın “arkamda 16 milyon kişi var” demesini nasıl karşılıyorsunuz?
Hitler de böyle geldi. Ben çok oy aldım, her istediğimi yaparım mantığı... Bu mantık, “Siz isterseniz, hilafeti bile getirebilirsiniz” mantığıdır. T.C.’nin anayasasına sadakat yemini yapmış insanların böyle konuşmasını yadırgıyorum. Ama ben buna hiç şaşırmıyorum. Çünkü zaten bana göre en büyük takiye ustalarından biridir. O bakımdan kendisini tebrik etmek lazım. Erdoğan ne diyordu? “Referansımız İslam’dır. Tutturtmuşlar laiklik elden gidiyor. Bu millet istedikten sonra, tabii elden gidecek. Bu ülkenin yüzde 99’u Müslüman. Hem laik, hem Müslüman olunmaz. Ya Müslüman olacaksın, ya laik.”

Şu anda Başsavcı Yalçınkaya’ya da bir dava açma girişimi başlatıldı...
Yargıtay Başsavcısı hakkında görevinden dolayı Yargıtay Başkanlar Kurulu kararıyla ancak yüce divanda dava açılabilir. Bunlar başsavcıyı yıpratmak ve hedef haline getirmek için yapılan değerlendirmelerdir. Emekli oluncaya kadar bekleseydi, başına hiçbir şey gelmezdi. Ama şimdi her şey olabilir.

Ağustos’ta ordunun kalesi de düşecek
Türkiye’de laiklik 3 ayak üzerine oturuyor: Cumhurbaşkanlığı, Ordu ve Anayasa Mahkemesi... Şimdi Cumhurbaşkanlığı bunların eline geçti. Bir sonraki hedef kalan iki kale; Anayasa Mahkemesi ve Ordu. Benim iddiam, 1 yıl içinde zaten Anayasa Mahkemesi’nin yapısının değiştirileceğidir. Ama önümüzdeki 30 Ağustos tayinlerini bir izleyin bakalım, neler olacak? Zaten Fethullah Gülen de şöyle bir talimat verdi: “Tüm anayasal müesseseleri ele geçirmek için vakit erken, bekleyin.”

Erdoğan, benim sayemde siyasete devam ediyor
Erdoğan, Siirt’te bir konuşma yaptı. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi savcılığı dava açtı. Mahkum oldu. Davanın açılışında da, karar safhasında da bir rolüm yok. Bu karar kesinleşince İstanbul Belediyesi’nin önünde 20 bine yakın vatandaş toplanıyor. 10’a yakın TV de bunu naklen veriyor. Recep Tayyip Erdoğan’a halk bağırarak “Vur de vuralım, öl de ölelim” diye tezahürat yapıyor. Recep Tayyip Erdoğan da diyor ki, “Sizin isminiz Vural mı ki ’vurun’ diyeyim, soyadınız Savaş mı ki ’Savaşın’ diyeyim”. Bunun üzerine İstanbul Ağır Ceza mahkemesinde Recep Tayyip Erdoğan’a “Vural Savaş’ı öldürmeye teşvikten” dava açıldı. Bu dava devam ederken yeni bir yasa çıktı: “Büyükşehir Belediye Başkanları hakkındaki davayı Yargıtay başsavcısı açacak”.


Açılmış davada dosyayı bana gönderdiler: Düşündüm taşındım, olayın üzerinden 1 sene geçmiş. Biz rejimi korumakla görevlendirilmişiz. Zaten Recep Tayyip Erdoğan hakkında siyaset yasağı var, ben kendi imzamla açılmış davaya takipsizlik kararı verdim. Ergun Poyraz, “Musa’nın Çocukları” kitabında benim takipsizlik kararımı aynen yazarak, “Recep Tayyip Erdoğan siyasete devam edebiliyorsa, Vural Savaş’ın verdiği bu takipsizlik kararı yüzündendir” demiş. Bizim kimseye karşı bir kastımız yok. Ama düşünün ki, şimdi sadece eleştiri yapan Recep Tayyip Erdoğan, Vural Savaş’ın 20 bine yakın vatandaşa naklen verilen TV programlarında “İsminiz Vural’sa vurun diyeyim, Savaş’sa, savaşın diyeyim” gibi talimatlar verdi. Çoluk çocuğumuzun hayatı tehlikeye girdi.

Şimdiki savcının işi daha zor
Benimle şimdiki başsavcının arasındaki fark şu: Şimdiki başsavcının işi biraz daha zor. Çünkü AKP’nin Refah Partisi’nden farkı, Türkiye’de emperyalist devletlerin güdümünde olan kim varsa, onları da arkalarına almış olmaları. Siz “Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanıyım” derseniz, müzakere çerçeve belgesinin 10, ve 11. maddelerini hayata geçirmeyi tahahhüt ederseniz, “yeni dünya düzeni” denilen yeni emperyalizmin amaçlarına hizmet eden bir parti haline gelirseniz, sizi çok destekleyen olur.

VATAN

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious