Sawyer: Modern bir ülke beklemiyordum

Sawyer: Modern bir ülke beklemiyordum.12250
  • Giriş : 06.10.2008 / 00:08:00
  • Güncelleme : 06.10.2008 / 00:07:47

Lost'un ünlü oyuncusu Sawyer Türkiye'yi seviyor ama ne kadar?

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Hürriyet Gazetesi yazarı Ayşe Arman, Lost dizinisinin Sawyer'i ile yaptığı söyleşiye köşesinde yer verdi.

AŞK, BENİM İÇİN LUNAPARKTAKİ HIZ TRENLERİ GİBİ

Kader değil de ne! Josh Hollaway, o dünyanın en güzel adamı, hem çekici, hem zeki, hem duyarlı, hem şefkatli, hem şehvetli (öyle olduğunu hayal ediyorum!), benimle buluşmak için San Francisco'da randevu verecek ve ben gidemeyeceğim...

İnanılır gibi değil. Ama aynen öyle oldu. Allah belamı versin gidemedim! Alya'nın okulu, yeşil kareli forması, soket çorapları, onu her gün okula taşıyan şoför annesi, kim götürecek, kim alacak, zaten Necla da evleniyor derken, yapamadım, kızımı satamadım. Kadınların yüz karasıyım ben! Derin bir depresyondayım çıkamıyorum. Magnum çikolatasının reklam filmiydi. Tamer Yılmaz bütün fotoğrafları bensiz çekti. Bakar mısınız şu adamın güzelliğine. Ben gidemedim ama sorularım gitti, sanal ortamda yapılmış bir röportaj okuyacaksınız...

Bunca yıldan sonra keşfedilmenizin sebebi...

a) Şans

b) Tesadüf

c) Azim

d) Sabır

e) O kadar çabaladım ki, er ya da geç olacaktı...

- Hepsi. Sabır gerekiyor. Çok çabalamak, kafadan gerekiyor. Ama tabii tesadüfler de önemli. Ortalıkta binlerce yetenekli oyuncu var. Doğru zamanda, doğru insanlarla karşılaşmıyorsanız, geçmiş olsun, esameniz bile okunmuyor. Los Angeles'ta 280 bin oyuncu var, başarılı olabilenlerin oranı yüzde 1'i geçmiyor. Acayip bir rekabet. Şans da lazım. Zor iş yani.

Peki ya siz?

- Sabrımın sonuna gelmiştim, tam bu işleri bırakıp Hawaii'de emlakçı olacaktım ki... "Lost" maceram başladı. Küt diye. Birdenbire. Önümdeki kapı açıldığında, ben hazırdım. Doğru zamanda doğru proje. Ve doğru insanlar. Normalde, kast direktöründen geçtikten sonra, yapımcılara ve yazarlara gidersiniz, genellikle de şöyle olur: "Esas oğlanlar"a kendinizi gösteremeden elenirsiniz. Benim şansım doğrudan JJ'e ve Damon Lindelof'a gidebilmem oldu. Onlar da "Bu adam tamamdır" dediler, öyle başladım.

Hayatınızın dönüm noktası bu dizi mi oldu?

- "Lost" bana dünya çapında bir şöhret sağladı ama hayatımın dönüm noktası değil. 18 yaşında otobüse atladım ve New York'a gittim. Okulu filan bırakıp. Georgia neresi New York neresi? Büyük bir kültür şoku. Model olmak istiyordum, New York'ta "boğulmak", benim bugünkü adam olmama sebep oldu...

Çok mu zorlandınız?

- Hem nasıl. Taşralı bir gençtim. Allah'tan 4 oğlu olan bir ailenin yanında kaldım da kendimi biraz olsun evimde hissettim, benim de üç erkek kardeşim var, ama kendi ayaklarımın üzerinde durabilmeyi o yıllarda öğrendim.

Modelliğin para dışında nesi insanı tatmin ediyor?

- Seyahat! Dünyayı gezmek! Farklı kültürleri tanımak! Özgürlük duygusu! Gençsin, aile yok, sorumluluk yok; bu şekilde dünyayı gezmek, farklı kültürleri görmek süper. Ama belli bir süre için. Bir an geliyor, insanı kesmiyor. 10 yıl yaptıktan sonra beni de kesmedi. Çünkü kök salamıyorsun, her daim sosyal olman gerekiyor ve sonunda insan zehirlenmesi yaşıyorsun. Bir de tabii modellik için yaşlanıyorsun. Ben aklımı ve ruhumu daha çok işin içine katabileceğim bir iş yapmak istedim. Oyunculuk o zaman devreye girdi.

Bu arada "Dünyanın en güzel 50 insanı"ndan biri seçildiniz, tebrikler...

-Teşekkürler...

"En zeki 50 insan"dan biri seçilmeyi tercih eder miydiniz?

- Listeyi kontrol edin, en zekiler listesinde de varım! Zihninizi açık tuttuğunuz ve koşmaya devam ettiğiniz müddetçe bir miktar akla da sahip olursunuz. Zekamdan şikayetçi değilim.

Fiziksel güzellik sizin için ne kadar önemli?

- Hiç önemi yok diyemem ama yaşadığımız çağ, maalesef fiziksel güzelliğe gereğinden fazla önem atfediyor. Benim için önemli olan, insan olarak özümüz. Bir de sevgiden mi, korkudan mı beslendiğimiz...

Nasıl yani?

- Hayattaki kararlarımızı bu iki temel duyguyla alıyoruz. Yaptığımız şeylerin kaynağı sevgiyse daha aydınlanmış kararlar alıyoruz, daha mutlu oluyoruz. O yüzden sevdiği işi yapanlar da başarılı oluyor...

Ekstrem sporlara olan bağımlılığınızı nasıl açıklayabilirsiniz?

- Adrenalin bağımlısı mıyım acaba? Bilmem... Bildiğim, bu özgürlüğümü şimdilik elimden aldılar, Lost devam ettiği müddetçe, herhangi bir ekstrem sporu yapmam yasak. Allahtan sporun her türünü seviyorum, başka şeyler yapıyorum. Macera yaşamak, heyecanlanmak ve bir miktar korkmak hoşuma gidiyor. Yaptığın işi, daha iyi yapmak için biraz korku gerekiyor. Çok değil ama... Yeteneklerini pekiştirir, geliştirir.

Hawaii'de yaşamanın en iyi yanı, en kötü yanı?

- En iyi yanı, dünyanın geri kalanından çok uzakta olması. Ama en kötü yanı da bu. Los Angeles'ta 9 yıl canım çıktı, Hawaii'ye taşındım, çok da memnunum aslında çünkü sakin bir yer, şifa bulabileceğin bir yer, havası temiz, denizi temiz. Ama Los Angeles'ta başka projelere filan katılabilirdim, Hawaii'de nerdeee?

Evli olmak, aynı insana farklı zamanlarda defalarca aşık olmak

Tek yapmayacağınız şey, bırakıp gitmek...

Ama zaten gerçek aşksa, nereye gideceksiniz?

Aşk, sizin için sonsuza kadar süren bir şey mi?

- Sonsuza kadar sürmesini umduğum bir şey. Aşk, benim için lunaparklardaki hız trenleri gibi. Bazen yavaşlıyor, bazen hızlanıyor, bazen yokuş aşağı iniyorsun, bazen çıkıyorsun ama gerçekse hep devam ediyor. Farklı yüzleri, farklı evreleri var. Biz karımla öyleyiz, bir sürü duyguyu aynı anda yaşıyoruz. Zaman zaman aramızdaki tutkunun yoğunluğu artıyor, zaman zaman da azalıyor ama aramızdaki arkadaşlık, en güçlü haliyle hep orada duruyor. Karım, şüphesiz şu dünyadaki en yakın arkadaşım.

Evlilikle ilgili kafanızda soru işaretleri var mı?

-Yok hayır. Evli olmak aynı insana farklı zamanlarda defalarca aşık olmak. Tek yapmayacağınız şey, bırakıp gitmek. Ama zaten gerçek aşksa, nereye gideceksiniz? Uğrunda çaba göstermeye değmez mi? Biz paylaştığımız bu aşkı korumaya, kollamaya çalışıyoruz, bir de biz ikimiz birlikteyken çok eğleniyoruz, bence bu da en önemli şeylerden biri.

HAYATTA KENDİNİ SEKSİ ZANNEDEN ERKEKTEN FENA BİR ŞEY YOK

Bütün röportajlarınızda karınızı acayip övüyorsunuz...

- Bir sakıncası mı var! O benim kalbimin deli gibi atmasına neden oluyor. Zaman zaman da beni öfkeden köpürtüyor. Ama iyi ki var.

En çok hangi özelliği vazgeçilmez?

- Her şeyi. Çünkü bütün o "her şey" onu bu kadın yapıyor ve vazgeçilmez kılıyor. Kötü ve sinir olduğum özellikleri dahil.

Kötüleri bırakın, en bayıldığınız özellikleri...

- Tutkulu bir kadın. Ve basiretli. Ve müthiş bir muhakeme yeteneği var. Bir de onurlu. Ve adaletli. Böyle söylemek tuhaf olacak ama onun sayesinde ben daha iyi bir insan oldum. Daha dürüst, daha onurlu bir adam...

Sizinle sevişmek isteyen bir sürü kadın var; sizce mahzuru var mı?

- Yok tabii.

Kadınların gözünde "seks objesi" olmak nasıl bir şey?

- Tam öyle miyim bilmiyorum. Öyleysem hem hoşuma gider, hem de gitmez... Hayatta kendini seksi zanneden ve sürekli buna oynayan adamdan daha fena bir şey yok! Neyse ki onlardan değilim. Bence bir erkeği seksi yapan da sadece fiziksel özellikleri değil; yeteneği, becerisi, başarısı. Modelken sadece dış görünümden ibarettim, bu da beni biraz rahatsız ediyordu. Yine de arzulanıyor olmaktan bir şikayetim yok. Ama kadınlar tarafından arzulanmayı tercih ederim...

Erkekler de mi arzuluyor sizi?

- Evet hem kadınlar hem erkekler. Ama gülüp geçiyorum. Bu tür şeyleri abartırsanız, kafanıza takarsanız yandınız. Bir de tabii ben son derece yoğun bir şey yaşıyorum karımla. O yüzden gözüm hiçbir şeyi görmüyor. Ve ilginç bir tespitim var, bazı kadınlar, ilgisine karşılık vermeyen ve karısına sadık olan erkeklere çok saygı duyuyor.

Siz "arzu nesnesi"siniz ya... Hep şık ve bakımlı olmanız mı gerekiyor?

- Yok canım. Ben açık havada olmayı, balık tutmayı, arazi bisikleti kullanmayı ve Basketbol oynamayı seven bir adamım. Bunları yaparken nasıl göründüğüne dikkat edemezsin ki. Etmiyorum. Umurumda bile değil.

KARIM BİR "VİTRİN EŞİ" DEĞİL O ASYALI BİR ATEŞ TOPU

Ne olursa olsun, çok güzel bir adamsınız. Karınız hiç mi rahatsız olmuyordur, hiç mi sizi kıskanmıyordur...

- Ona soracaksınız. Ama zannetmiyorum. Neden olsun ki? Tedirgin olmasına neden olacak hiçbir şey yapmıyorum ki. Beğeniliyor olmam, ona ancak gurur verebilir. Aynısı benim için de geçerli; erkekler karıma bakınca ben de gururlanıyorum, onunla birlikte olan erkek benim, onun kocası benim diye. İnsanlar gerçek bir aşk gördükleri zaman bunu coşkuyla karşılıyorlar. Bize de aynen böyle oluyor.

Sizi birbirinize yakıştırıyorlar yani...

- Ha o karışık bir mesele. Yakıştırmayanlar vardır. Şaşıranlar. "Bu adamla bu kadın neden birlikte?" diye soranlar. Çünkü benim karım "vitrin eşi" değil. Çok güzel bir kadın ama manken, model türünde bir güzellik değil onunki. Karım, küçük bir ateş topu! Asyalı bir ateş topu. Şunu itiraf edebilirim: Karım benim borsa değerimi yükseltiyor.

Kadınlardan ne öğrendiniz?

-Sabrı öğrendim...

Nasıl yani?

- Erkekler fethetmeye, zapt etmeye, ele geçirmeye eğilimli. Hızlı karar al, işleri hızlı hallet. Ayrıntılar kimin umurunda? Kadınlar ise karar verirken daha yavaş ve daha basiretliler. Onlar ayrıntılara dikkat ederler. Kadınlar yaşamı yaratır ve muhafaza ederler. Daha sabırlı ve duyarlı olmayı, satır aralarını okumayı, empati yapmayı hep kadınlardan öğrendim. Devamlı fethetmek yerine, muhafaza etmeyi...

Bir kadında sizi en çok ne cezbeder?

- Kadınlığına, dişiliğine sahip çıkması. Kadın dediğin kadın gibi olmalı, erkekleşmemeli. Aynı zamanda fiziksel faaliyetlere de gücü yetmeli, farklı durumlara uyum sağlayabilmeli. Benim karım mesela son derece kadınsıdır, ama dağın tepesinde bir kamp ateşinde gurmelere layık bir akşam yemeği de pişirebilir. Onu ATV'min arkasına attım, saatte 45 mille Colorado dağlarını aştım. Belime sarılmıştı ve çığlıklar atıyordu ama üstesinden geldik. Çok da eğlendik. Muazzam bir uyum kabiliyeti var, bayılıyorum buna...

Peki ne tür kadınlardan nefret edersiniz?

- Kadın-erkek fark etmez, kibirli insan sevmem. Benim mesleğimde onlardan çok var. Saygısız insanlardan da hoşlanmıyorum. Onlardan da çok var...

En son ne için ağladınız?

- Geçenlerde ailemi özlediğim için ağladım. Fark ettim ki uzun zamandır kardeşlerimi, yeğenlerimi, annemi ve babamı görmemişim, ama öyle hüngür hüngür değil, hüzünlendim, bir kaç damla gözyaşı döktüm.

En son neden güldünüz?

- Karım bana internet üzerinden bir kart yolladı. Sesli bir kart. Üzerinde dünyanın en şeker sincapları var. Her çiftin kendine ait bir dili var, bizim de var, işte o sincaplar, bizim birbirimize söylediğimiz argo kelimeleri söylüyorlardı, karım yüklemiş. İzlemesi komikti...

KADINLAR DAĞINIK ERKEKLERE BAYILIYOR

Lost'ta oynamaya başladığımda saçlarım kısaydı. Adaya yakışır bir havada olmasını istedim, uzattım. Kadınlar uzun saçlı erkekleri seviyor. Tozun, toprağın, çamurun da faydası oluyor tabii. Kendinize dağınık bir hava vermenize kadınlar bayılıyor.

BEYAZ'IN KARIMA HEDİYE ETTİĞİ DANSÖZ KIYAFETİ ONA ÇOK YAKIŞTI

Türkiye'de size gösterilen ilgi sizi şaşırttı mı?

- Şaşırtmaz mı? Lost'un Türkiye'de de bu kadar popüler olduğunu bilmiyordum. Bir de açıkçası bu kadar modern bir ülke beklemiyordum. Tarihine hayran olduğum bir ülke. Ve İstanbul olağanüstü güzel bir şehir. İstanbul'un hayalinde kendimi kaybettim.

Beyaz, eşinize bir dansöz kıyafeti hediye etmişti. Giydi mi?

- Evet giydi! O zaten doğuştan dansöz. Çok da yakıştı. Eğlenceliydi. Beyaz'a bir kez daha teşekkürler.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*