Seçim zaferi mağduriyetten değil, dik duruştan geldi!

Seçim zaferi mağduriyetten değil, dik duruştan geldi!.15145
  • Giriş : 26.07.2007 / 23:29:00

22 Temmuz seçimleri, herkes açısından şaşırtıcı bir şekilde sonuçlanmıştır.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Lehinde ve aleyhinde söylenecek her sözün tesirini zayıf bırakacak derecede, açık bir "zafer" söz konusudur.

Demokrasi tarihimizde, Demokrat Parti'nin oylarını yükselterek kazandığı 1954 seçimleriyle yapılan kıyaslama dahi tam doğru değildir. 1954'te Türkiye'de iki parti vardı; bir de seçimlerde kayda değmeyecek derecede oy alan birkaç küçük parti. İki büyük partinin oylarının yüzde elli civarında bulunması tabii bir sonuçtu. Seçimi kazanan parti ya yüzde elliyi geçecek, ya da yüzde elliye çok yakın oy alacaktı; başka ihtimal görünmüyordu. Bu son seçimde ise, Türkiye'nin siyasi coğrafyası bambaşkadır; pek çok parti vardır, pek çok siyasi görüş ve ayrışma vardır. Buna rağmen, AK Parti'nin elde etmiş olduğu sonuç, 1954 seçimleriyle de mukayese edilemez; daha büyük bir seçim zaferidir.

Bu seçim zaferinin sebebi nedir? Konuyla ilgili detaylı çalışmalar yapılacaktır, yapılmalıdır. Burada birkaç noktanın altını çizmeyi gerekli görmekteyiz. Zira, seçim zaferinin sebebi doğru tespit edilirse, bundan sonrası için atılacak adımların istikametini de çıkartmak mümkün olacaktır. Seçimler sadece kamuoyuna, kaybeden siyasi partilere mesaj vermez; aynı zamanda ve hatta daha çok, kazanan siyasi partilere ve siyasetçilere mesaj vermektedir. Bu mesajı doğru okumak ve gereğini yapmak lazımdır; zaferin büyüklüğü, bazen, kazananları da ürkütebilir, korkutabilir. Ancak korkularla değil, seçimin yüklediği misyonla harekete geçmek doğru olacaktır; hem ülke için hem de siyasetçiler için.

Hemen hemen herkesin bildiği üzere, bu seçim zaferinin sebebi, AK Parti'nin beş yıla yaklaşan icraatları olamaz. Nitekim, Mart 2007 civarında yapılan anket çalışmalarında, Parti'nin oy oranı Kasım 2002 seçimlerindeki kadardır. Yaklaşık altı ay kadar önce, bizzat Sayın Başbakan, partisinin oylarının ilk kez Kasım 2002'deki oy oranının altına düştüğünü açıklamıştı. Dört buçuk yılın icraatı esas alınmış olsaydı, Mart 2007 ile Temmuz 2007 arasındaki bu büyük farkı izah etmek mümkün olmayacaktı. Kaldı ki, iktidar, dünyanın her yerinde, yıpratıcıdır; iktidar partisinin oy oranının az veya çok düşmesi mukadderdir. O halde, bu "seçim zaferi"ni AK Parti'nin icraatı ile açıklamak doğru olmayacaktır.

Erdoğan'ın duruşu güven verdi

Mart 2007'den itibaren dört ay içinde yaşadığımız olayların seçim sonucunu önemli ölçüde etkilediği herkes tarafından kabul edilmektedir. Bu dört ay içinde ne olmuştur?

Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili sıcak tartışmalar dört ay kadar önce başlamıştır. TBMM'de yeterli çoğunluğa sahip bir partinin cumhurbaşkanını seçmek bir yana aday dahi gösteremeyeceği ileri sürülmüştür. Seçim kazanıp iktidar olamayanlarla seçilmeden iktidarı zaptedenler, kendi dediklerini yaptırmak için ciddi bir propaganda başlatmışlardır. Bu propagandanın temeli, başörtülü eşi olan bir kişinin Cumhurbaşkanı olamayacağı tezine bina ediliyordu. Bu tez sahiplerinin iddiasına göre, başörtülü eşi olanlar bakan, başbakan, TBMM başkanı olabilmekte, ancak Cumhurbaşkanı olamamaktadır. Mesele sadece propaganda safhasında kalmadı. Hukuk içinde izah edilemeyecek bazı tezlerle, anayasa maddelerinin çarpıtılarak yorumlanması suretiyle, AK Parti çoğunluğunun TBMM'de Cumhurbaşkanı seçmesini engellemek üzere kamuoyu oluşturulmaya çalışıldı.

Bu süreç içinde, askerlerin doğrudan veya dolaylı olarak "müdahale"sini isteyen, bekleyen yorumlar yapıldı. Nitekim, cumhurbaşkanlığı için TBMM'de ilk oylamanın yapıldığı gün, 27 Nisan'ı 28'e bağlayan gece, Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde bir bildiri yayımlandı. Böylece, 2007 şartlarında, yapılabilecek en ileri askerî "müdahale" gerçekleştirilmiş oldu. Bu müdahale, hem TBMM'ye hem AK Parti'ye hem de Anayasa Mahkemesi'ne mesajlar içermekteydi; aksini ileri sürmek, gerçeğe gözlerini kapatmak demektir. Daha sonra ise, Anayasa Mahkemesi, Anayasa'da kendisine tanınmış yetkileri aşarak, cumhurbaşkanlığı ile ilgili TBMM işlemini iptal etmiştir. Bununla da kalmamış, TBMM'nin Cumhurbaşkanı seçerken, ancak 367 kişi ile toplanabileceğini karara bağlamıştır. Karar, seçilmemiş iktidarın tesir alanını korumak anlamına gelmektedir. Zira, TBMM'de üçte ikilik bir çoğunluğu sağlamanın imkânsıza yakın derecede zor olduğuna inanılmaktadır.

Mahkeme'nin kararı ile Cumhurbaşkanı seçilememiş ve seçilemez olunca TBMM, seçimlerinin yenilenmesine karar verilmiştir. İşte, Türkiye'yi 22 Temmuz seçimlerine götüren sürecin anahatları bundan ibarettir. Bu süreç içinde, AK Parti'nin, bir seçim zaferi elde etmesini sağlayan ne olabilir?

Genel kabul gören, cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanan "mağduriyet" halinin seçim sonuçlarında etkili olduğu fikri yanlıştır. "Mağduriyet" hali siyasi partilere oy kazandırmaz; çünkü seçimlerde verilen oylar geçmiş döneme bir mükafat olarak verilmez; gelecek döneme yöneliktir. Mağdurlar yeniden mağdur olsunlar diye halk tarafından seçilmezler.

Mağduriyet halinde bulunan siyasetçilerin ve siyasi partilerin halkın desteğine muhatap olabilmeleri için, mağduriyeti aşabilecek bir ümit vermeleri gerekir. Bu süreç içinde AK Parti'nin mağduriyet halini aşabileceğine dair halka ümit verdiğini söyleyebiliriz. Seçim zaferinin sebebini, maruz kalınan mağduriyet halinde aramak yanlıştır; tam aksine mağduriyeti aşabilecek bir aksiyon beklentisinde görmek gerekir.

Yaşanan bu süreçte, iki önemli aksiyon dikkat çekmektedir. Bunlardan birincisi, 27 Nisan muhtırasına karşı, 28 Nisan günü hükümet tarafından verilen cevaptır. Türk demokrasi tarihinde ilk defa, bir siyasi iktidar, askerler tarafından verilen bir muhtıraya cevap vermiştir. Meselenin içyüzü hakkında ayrıntılı bilgiler kamuoyuna yansımamış olsa da, görünen budur; siyasi iktidar "dik durmuştur". İkinci önemli adım ise, seçilmemiş iktidar tarafından engellenen cumhurbaşkanlığı seçimini halka yaptırmak için gerçekleştirilen Anayasa değişikliğidir. Bu adım da, aynen 27 Nisan muhtırasına verilen cevap gibi, siyaset dışı güç odaklarına verilmiş güçlü bir cevaptır. AK Parti'ye seçim zaferi kazandıran, mağduriyet değil, mağduriyetten çıkabileceğine dair halka vermiş olduğu ümittir.

Çıkarılamayacak tek mesaj ne?

Türkiye'de, halkın, demokratik hayata yapılan müdahalelere, her zaman, pasif de olsa bir direniş gösterdiği, görüşünü beyan etme imkânı bulduğunda müdahaleleri reddettiği bilinmektedir. 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra yapılan seçimler, 12 Mart 1971 müdahalesinden sonra açık bir tavır takınan Ecevit'in kazandığı seçimler, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra darbecilerin desteklediği partilerin alaka görmemesi, 28 Şubat müdahalesinden sonra da müdahaleye maruz kalanların ve nihayetinde AK Parti'nin büyük bir çoğunlukla iktidara gelmiş olması göstermektedir ki, halkımız demokratik işleyişe yapılan müdahalelere er veya geç, ama mutlaka cevap vermektedir. Halkın bu itirazının Ak Parti'de toplanmasının sebebini de, ümitte aramak gerekir.

Seçim sonuçlarını değerlendirirken, açıkladığımız şekilde, sebebi doğru olarak tespit edenler bulunmaktadır. Ama, asıl mesele, bu sebebin, seçimi kazanan siyasi partiye yüklediği görev konusunda pek çok kimse şaşırmaktadır. Seçimin açık mesajı, demokratik hayata müdahaleye karşı duruştur; müdahaleye karşı çıkan kazanmıştır. Seçimi kazanan Ak Parti'ye yüklenen görev, Türkiye'de demokratik hayata müdahaleyi önleyecek mekanizmaları güçlendirmek, sivil ve asker bürokrasinin sınırlarını doğru ve müeyyideli bir şekilde çizmek, kısaca ifade edecek olursak bürokratlar tarafından yapılmamış yeni bir "sivil anayasa" hazırlamaktır. Bunun için, halk desteğinin taze, psikolojik olarak da güçlü olduğu bugünlerde ve derhal harekete geçmek gerekir.

Seçim sonuçlarını değerlendirirken, Sayın Başbakan'ın vermiş olduğu mesajlar, bir ihtiyat, bir olgunluk olarak nitelendirilebilir ve anlayışla karşılanabilir. Ancak, Türkiye'yi seçime götüren tartışmaları unutup, mağluplarla ve halkın reddettiği tutumlarla uzlaşma, mesela, Sayın Gül'ün veya aynı "vasıf"lara sahip bir kişinin adaylığından vazgeçip, seçilmemiş iktidarın arzularına boyun eğmek yapılacak en büyük hata olacaktır. Şunu açıkça ifade etmek gerekir ki, 22 Temmuz seçimlerinden çıkartılamayacak tek bir mesaj varsa, o da, "uzlaşma" mesajıdır; halk "uzlaşma" istememiştir. Eğer halk uzlaşma istemiş olsaydı, birbirine yakın oy almış iki veya üç partili bir tablo karşımıza çıkardı. Halk öyle güçlü bir destek vermiştir ki, ne yapacaksan mümkün olduğu kadar, tek başına yap, "yola devam" demiştir. Sonuçlar karşısında mütevazı bir tutumun, bir acziyet olarak algılanmasına imkân vermemek gerekir. Nitekim, bir emekli general tarafından verilen beyanata dikkat edilirse, bazı çevrelerce, seçim sonuçlarının çok da önemsenmediği anlaşılmaktadır. Diyalog, iletişim, görüşme, fikir alma önemlidir; ancak bu kadar büyük bir güçle elde edilen siyasi iktidarı paylaşıma açmamak gerekir.

MARMARA ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ
DOÇ. DR. MUSTAFA ŞENTOP

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious