Seçimde vekillerin üçte ikisinin yenilenmesi bekleniyor

  • Giriş : 18.06.2007 / 07:40:00
  • Güncelleme : 18.06.2007 / 08:23:25

22 Temmuz seçimlerinde milletvekillerinin üçte ikisinin yenilenmesi bekleniyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Bazı gözlemcilere göre, partilerin kendi inisiyatifiyle ortaya konan “yeni yüzler operasyonu” 27 Nisan krizini de aşmaya yönelik.

Meclis, 22 Temmuz seçimleriyle kan tazelemeye hazırlanıyor. Ama bu seçimi diğerlerinden farklı kılan bir özellik var. TBMM’deki yüzler, genelde farklı partilerin iktidara gelmesiyle değişiyordu. Ancak bu seçimde yine ilk iki sırayı paylaşması beklenen AK Parti ve CHP kendi içinde yenilenmeyi tercih etti. Önümüzdeki dönemde, bu iki partiden en fazla 220 milletvekili koltuklarında oturmaya devam edebilecek. 23 Temmuz sabahı 300-350 yeni vekille tanışacak Türkiye. Böylece Meclis’in yaklaşık yüzde 65-70’inin değişmesi bekleniyor. 1987’den 2002 seçimlerine kadar söz konusu oran yüzde 50-60 arasında seyretmişti.

1954 yılından bugüne kadar yapılan 13 genel seçim gösteriyor ki askerî müdahalelerin ardından sandıktan yeni iktidarlar çıkıyor, Meclis’e çok sayıda yeni vekil giriyor. Şimdiye kadarki en büyük değişim ise 28 Şubat postmodern müdahalesi ve 2001 ekonomik krizinin ardından kurulan AK Parti hareketiyle geldi. Birçok parti sandığa gömülürken, iki partili Meclis’teki değişim oranı tavana vurdu: Yüzde 90.

Birçok anket, 22 Temmuz seçimlerinde AK Parti’nin oylarını da artırarak yeniden tek başına iktidar olacağını söylüyor. seçim maratonu öncesi AK Parti listelerinden milletvekili adayı olabilmek için 4 bin kişi başvurdu. Bunların içinden çok sayıda milliyetçi, muhafazakâr, liberal ve sosyal demokrat isimler partiye dâhil edildi. Başbakan, parti yelpazesini genişletmek için 20 isme tek tek teklif götürdü; sağdan, soldan ve merkezden birçok ‘yıldız’ isim seçilebilecek yerden aday gösterildi. Meclis’te 351 sandalyeye sahip AK Parti, 153 vekilini aday göstermezken 20 civarında ismi de seçilemeyecek sıralara yerleştirdi.

Partinin kendi içindeki bu değişimde birçok faktör etkili oldu. Seçici kurulun “isim eleme” kriterleri şöyleydi: Aile faktörü, Meclis’e devamlılık, yaş, performans, kamuoyu önündeki durum… 1 Mart tezkeresine ret oyu verenlerin yanı sıra, partinin biraz daha merkeze çekilmesi de vardı kriterler arasında. Parti yönetimi listelerden memnun. Aday gösterilmeyen vekillerinin kırgınlığı olsa da ‘küskünler hareketi’ oluşturma gayretleri prim yapmadı.

DSP AŞISI, CHP OYLARINI ARTIRACAK

Laiklik üzerinden ‘cephe siyaseti’ yapan CHP ise DSP ile geçici evliliğinin de etkisiyle oy oranını birkaç puan artıracak gibi. CHP listelerinden aday olmak için başvuran yaklaşık 2 bin kişi büyük oranda Deniz Baykal, Önder Sav ve Eşref Erdem üçlüsü arasında belirlendi. İnce eleyip sık dokunan listelerde harman yapıldığı öne sürüldü.

Meclis’teki 149 CHP milletvekilinin 66’sı önümüzdeki seçimde aday gösterilmedi. Listelerde 13 DSP’li aday yer aldı. 30 kadar CHP milletvekili de seçilemeyecek sıralarda yer buldu kendine. Böylece yüzde 20’nin üzerinde oy alması halinde CHP’den sadece 50 vekil tekrar Meclis’e girecek. Bu, Meclis’teki CHP’lilerin üçte ikisinin değişeceğini gösteriyor. Böylece CHP de parti içinde değişimden yana tavır aldı. CHP’nin elemelerinde Deniz Baykal’a ‘açık ve gizli’ muhalefet esas alındı. Mustafa Sarıgül’e destek verenlerin yanı sıra Baykal’dan rahatsız olanlara da yer verilmedi. Listelerde yer bulamayan Alevilerin bir kısmı, bu durumu ‘kırım’ diye niteledi.

Baraj sınırında bulunup aşma ihtimali en güçlü parti ise Milliyetçi Hareket Partisi (MHP). Terör saldırılarının yoğun olduğu şu günlerde, milliyetçi oylarla MHP’nin de 50 civarında yeni yüzü Meclis’e taşıma ihtimali bulunuyor. DYP-ANAVATAN (Demokrat Parti) birlikteliğinin barajı aşma umudu ise son gelişmelerle iyice suya düştü.

27 NİSAN ETKİSİ

Öte yandan, bağımsız adaylarla seçime girecek Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) 20-30 adayı Meclis’e taşıyacağı öngörülüyor.

Siyaset bilimci Dr. Murat Yılmaz, Meclis’teki müstakbel yenilemeyi dışarısının değil Meclis’in kendi içinde yaptığına dikkat çekerek bu konudaki kritik eşiğin “27 Nisan bildirisi” olduğunu söylüyor: “Cumhurbaşkanlığı krizinden sonra yükseltilen tansiyon, 23 Temmuz’dan sonra her iki partinin merkeze yakın fonksiyon takınmaya çalışmasıyla bir şekilde aşılmak isteniyor. Her iki parti de bunu yapmak istiyor. Özellikle AK Parti yeni bir parti olduğu için listeleri arzu ettiği türden değildi. Bu itibarla şimdi arzu ettikleri türde liste yapma ihtimali buldular. Yenilenme ihtiyacını içlerinde yerine getirerek Meclis dışından yenilenmenin yerine bu talebi kendi içlerinde karşılama formülünü buldular.” Söz konusu değişimin dinamiklerinden biri de, yüzde 10 barajı sebebiyle dışarıda kalacak kimi figürlerin partilere dahil edilmesi.

KESİCİ VE KAYALAR’IN MEŞRU GEREKÇESİ YOK

“Bir tür tabanlarını genişletmek istiyorlar.” diyen Dr. Yılmaz, bunun riskli taraflarının da olduğunu düşünüyor: “Siyasi partilerin bu kadar merkeze yakın durması istikrara hizmet etmez. Aksine yeni bir reaksiyon ve istikrarsızlık kaynağı olabilir. Birtakım partileri barajın altında bırakıyor. Üstündeki partiler ise farklarını ortaya koyamıyor. Siyaseti bir bakıma merkeze hapsediyor.” Murat Yılmaz, bu sebeple yüzde 10 barajının kaldırılması gerektiğini dile getiriyor. Ancak 27 Nisan krizi sonrası AK Parti, CHP ve MHP’nin farklı kesimlere açılım gayretlerini ‘normalleşme’ olarak görüyor: “Partiler krizden çıkmak için makul arayış içindeler.” İlhan Kesici, Lütfullah Kayalar gibi merkez sağdaki siyasilerin CHP listelerinde yer almasını ise “Eleştirilerinden, mücadelelerinden CHP’ye geçmelerini meşru kılacak tahlil veya gerekçe bulmak mümkün değil.” diye yorumluyor Murat Yılmaz. Ancak Ertuğrul Günay ve Haluk Özdalga’nın CHP’de demokratikleşme ve sivilleşme mücadelesi verdiğini hatırlatıyor. Yılmaz’a göre bu iki sosyal demokrat ismin perspektifiyle AK Parti’nin 3 Kasım’dan sonra ortaya koyduğu reform süreci birbiriyle çelişmiyor.

HALUK ÖZDALGA: AK PARTİ’NİN DEĞİL BAŞKALARININ GİZLİ GÜNDEMİ VAR

AK Parti saflarına katılan CHP’nin eski Parti Meclisi ve MYK üyesi Haluk Özdalga, “Neden AK Parti?” sorusuna şu cevabı veriyor: “Bu kritik dönemde hepimizin doğru kararlar vermesi gerekiyor. Önümüzdeki 5-6 yıl içinde Türkiye iki büyük hedefin peşinden koşacak. Bunlardan birincisi Türkiye’nin ekmeğini büyütmek ve bu ekmeği olabildiğince adaletli bir biçimde dağıtmak mücadelesi. Önümüzdeki dönemde Türkiye kişi başına 10 bin dolar gelir düzeyini yakalamak zorunda. Türkiye’nin ikinci büyük hedefi, rejimi demokrasiyle bağdaşmayan her türlü müdahaleden korumak ve demokrasiyi sarsılmaz temeller üzerinde yerleştirmek. Bu kritik dönemde güçlü bir siyasal liderlik gerekiyor Türkiye’ye. Bu siyasal önderliği en iyi yapabilecek kurumun AK Parti olduğunu düşünüyorum. O nedenle AK Parti’ye katıldım.”

CHP’nin sosyal demokrat bir parti olmadığını sık sık yineleyen Özdalga’yı birçok yakın arkadaşı tebrik için aramış. Başta aile çevresi olmak üzere danıştığı kişilerin büyük çoğunluğu kararını desteklemiş. CHP’li eski bir bakan bile “Yürekten başarılı olmanızı temenni ediyorum.” diyerek kararına destek vermiş.

AK Parti’nin gizli bir ajandasının olduğuna da inanmıyor Özdalga: “Türkiye’de demokratik, laik cumhuriyet rejiminin değiştirilmesine dönük gizli bir gündem olduğuna inanmıyorum. Buna hiçbir zaman inanmadım. Ama laik rejim tehdit altındadır diye korku ve endişe yaşanların bir bölümü gizli bir gündeme sahip. Bu korku ve endişeyi yayarak kendi siyasi iktidar mücadelelerinde hiç demokrasiye uymayan ve bağdaşmayan bir şekilde avantaj sağlamak istiyorlar kendilerine.”

AK Parti’ye karşı sağ ve solda ‘birlik’ için çaba gösteren isimlerin başında Süleyman Demirel’in gelmesi dikkat çekiyor. İlhan Kesici gibi sağcı isimlerin CHP’ye katılmasının yanı sıra Demirel’in çeyrek asır sonra Deniz Baykal ile bir araya gelmesi de manidar. CHP Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen de, “Demirel CHP’yi destekliyor. Bu ortak bir proje. CHP’de birleşilmeli.” diyerek CHP-Demirel flörtüne işaret ediyor.

Meclis’teki ‘yüz değişiminin’ muhtemel aktörlerinden MHP de 22 Temmuz için dikkat çekici vekil adayları çıkardı. Emekli büyükelçi Gündüz Aktan, “Neden MHP?” sorusuna şu cevabı veriyor: “Türkiye’nin bir numaralı sorunu, PKK ayrılıkçı terörizmidir. Bu konuda en güçlü politikaları takip edebilecek parti MHP’dir. Öyle görüyorum. Öte yandan MHP’nin Türkiye ekonomisi konusunda ideolojik bir sıkıntısı yoktur. MHP, Türk şirketlerine, Türk üreticisine ağırlık veren yönüyle milliyetçi piyasa ekonomisinden yanadır. Ki dünyada bütün gelişmiş ülkeler böyledir. AKP’nin şimdiki kökten piyasa yaklaşımından farklıdır. Piyasa ekonomisi konusunda CHP’nin ideolojik kısıtlaması yoktur. Bu iki şeyi yan yana getirince benim açımdan MHP ciddi bir siyasi seçenek oluşturuyor.” yanıtını veriyor. Kendisini sosyal demokrat olarak tanımlamayan Aktan, Ertuğrul Günay ve İlhan Kesici gibi isimlerden farklı bir durumu bulunduğunu vurguluyor. Emekli büyükelçi Aktan, MHP ile temelde görüş ayrılığı değil, görüş birliği içinde olduğunu vurguluyor.

İbrahim Doğan

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious