Selçuk'tan 3 adımda özgürlük dersi

Selçuk'tan 3 adımda özgürlük dersi.10182
  • Giriş : 26.02.2008 / 21:34:00

Yargıtay eski başkanı Sami Selçuk, başörtüsü serbestisi getiren Anayasa değişikliğinin getirdiği düzenlemelerin, yasaklamaları kaldırdığını söyledi. Selçuk'un, 3 adımda anlattıkları.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Çözümde ilk adım

Bilgi ve kılıç. Birincisi, önünde sonunda ikincisini yener’ diyordu, Napoléon. Haklıydı.

Ama bu utku kolay kazanılamıyor. Bir de aşağıdaki özellikleri taşıyan bir toplumda yaşıyorsanız, bırakın diyalogu, sağırlar diyalogu bile yoktur, ortalıkta.

Çünkü, dayatmacı/benbilirimci/benmerkezci (etnosentrik) bir toplumda, tartışma gerçeği bulmak için ortak bir savaş ve imece değil, bir üstünlük yarışıdır.

Cemaatçi bir toplumda, kimse bilimsel doğrunun peşinde koşmaz. Doğru, cemaatin dediğidir, yaptığıdır. Cemaatçilik, körleştirir.

Uzmanlığa saygısız bir toplumda, bilimsel merak ve yöntemsel kuşku yoktur. Derinliğine inmeden herkes ahkám keser, yargı üretir. Bilimselliğin/bilimin yenilgisidir, bu. Bir bakarsınız kişi, ne hukukçudur ne dinbilimcidir (teolog); ses sanatçısıdır, ozandır, resim öğretmenidir, ama hukuk normlarını, áyetleri yorumlamaya cür’et eder.

Aslında cür’etin de ötesinde bir yeltenmedir bu.

Başörtüsü konusunda yaşananlar, özünde dayatmacılığın, benbilirimciliğin, benmerkezciliğin, cemaatçiliğin, uzmanlığa saygısızlığın kanıtlarıdır.

Bu yazıda konuya salt hukuk açısından yaklaşılmıştır.

A-23 Şubatta yürürlüğe giren 2008/5735 sayılı Yasa, Anayasanın 10. maddesine, ‘ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında’ sözcüklerini ekleyerek eşitliğin; 42. maddesine, ‘Yasada açıkça yazılı olmayan herhangi bir nedenle kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan yoksun kılınamaz. Bu hakkın kullanımının sınırları yasayla belirlenir’ fıkrasını ekleyerek yükseköğrenim hakkının sınırlarını genişletmiştir.

Yasa, başörtüsü ile ilgili değildir. Ama hakları perçinlemiştir.

B-Yazılı hukukta kadın giysisi ile ilgili yasal düzenleme yoktur:

1-Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan devrim yasalarının sayıları şunlardır: 1340/430, 1341/671 ve 677, 1926/743, 1928/1288 ve353, 1934/2590 ve 2596. Öğrenim Birliği, Tekke ve Zaviyeler, Türk Medeni Yasası, Rakamlar, Harfler, Unvanlarla ilgili bu yasalarda giysiye ilişkin bir düzenleme yok.

1341/671 sayılı ‘Şapka Giyilmesi Hakkında Yasa’da ise, sadece TBMM üyeleri, kamu görevlileri dışarı çıktıklarında şapka giymek zorundadırlar. Yalnızca erkeklerle ilgili olan bu Yasa, anayasal güvenceye karşın, işlevini yitirmiş, günümüzde kullanımdan düşmüş (kanun-u metrûke) görünmektedir. En sıradan görevlilerden milletvekillerine, bakanlara ve cumhurbaşkanına dek herkes Yasayı kale almamakta, dışarıda kimse şapka giymemektedir. Güvence de, yasak ve yaptırımı da göz ardı edilmiştir. Bu sonuç, sadece toplumbilimsel değildir, mantıklıdır da. Çünkü, amaç ortadan kalkınca, araç da ortadan kalkar. Tersi durumda, Çarın sarayın bahçesinde gördüğü kardelen çiçeğinin korunması amacıyla diktiği nöbetçiyi yüz yıl orada tutan saray subayının durumuna düşersiniz.

1934/2596 sayılı Yasa ise, din adamları, sporcular, izciler, yabancı ülkelerdeki siyasetçiler ve askerlerin kılıklarıyla ilgilidir.

Demek, devrimler arasında kadınların giysileriyle ilgili bir yasal düzenleme, yasak, buyruk yok.

C-Çözüm:

1-Laik bir düzende dinsel açıdan başörtüsü zorunludur/değildir tartışması devletin ilgi alanının dışındadır. Devlet konuya sadece iki açıdan bakabilir:

a-Başörtüsü, bireysel özgürlük müdür? Evet. Bu yanıtı verirken devlet, bireyin iç dünyasıyla, amacıyla, güdüsüyle ilgilenemez ve ‘başörtüsü siyasal, dinsel, laiklik karşıtı bir simge midir?’ sorularının yanıtını arayarak duruş sergileyemez. Konuya sadece devletin dinler ve siyasal görüşler açısından yansızlığının örselenip örselenmediğine bakar. O kadar.

b-Kamu düzeni bozulabilir mi? Belki. Devlet bu olasılığı gözeterek yetkililere önlem alabilme olanağını tanıyabilir. Ancak bu önlemler, kural olarak özgürlüklere kıyılarak değil, güç katarak olmalı. Özgürlükçü demokraside yasak ve ceza, son çaredir (ultima ratio).

2-2008/5735 sayılı Yasa karşısında ne yapılmalı sorusuna gelince:

a-Kanınca yeni bir düzenlemeye gerek yoktur. Çünkü, YÖK Yasasının ek 17. maddesi bu düzenlemeyi yapmıştır. Giysi, erkek ve kız öğrenciler açısından kural olarak serbesttir.

b-Bu konuda bir yasak var mıdır? Hayır. Çünkü;

aa-Yasa özgürlük getirmiştir, norm yürürlüktedir.

bb-Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemeleri yasak getiremezler; getirmemişlerdir. Kamu düzenini bozabileceği tehlikesini gözeterek yöneticilerin yasak getirebileceklerini belirtmişlerdir. Bu olaysal bir takdir hakkıdır. Mantıkta ve hukukta, takdirin takdiri olmaz. Bu yüzden takdir, çarpıcı ağır yanılgılar dışında hukuka aykırı olamaz.

cc-Mahkeme kararlarının gerekçeleri değil, sadece hüküm fıkraları bağlayıcıdır (Radikal, 20.2.2008). Sadece hüküm fıkrasına uymamak, yetkiyi kötüye kullanma suçunu (TCY, m. 257) oluşturur.

Fransız Devriminin Ulusal Meclisinde 23 Kasım 1789’da Stanislas de Clermont-Tonnerre, ‘Hukukun karşısında önyargılar susmak zorundadırlar’ diyordu.

Herkes bu çağrıya uymalı.

Görevini yürütürken, hiçbir görevli, başörtüsünü eşitlik ilkesini çiğnemenin bahanesi yapamaz. Yaparsa, bu bireysel hak ve özgürlüğe bir saldırı; yetkinin kötüye kullanılmasıdır (TCY, m. 257).

YÖK ve TBMM, başörtüsü konusunun bireysel özgürlük çerçevesinde çözülmesini beklemeli; bu tutum sonuç vermediği takdirde, yasal düzenleme getirilmelidir.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious