Selefinin koltuğuna oturmayan lider

Selefinin koltuğuna oturmayan lider.15000
  • Giriş : 09.06.2009 / 11:16:00

Muhsin Yazıcıoğlu’nun makam koltuğuna, içi sızladığı için oturamadığını söyledi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Geçtiğimiz günlerde BBP Genel Başkanlığı'na seçilen Yalçın Topçu, helikopter kazasında hayatını kaybeden merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun makam koltuğuna, içi sızladığı için oturamadığını söyledi.

Muhsin Yazıcıoğlu ile 35 yıl mesai sarfeden kişilerden biri olduğunu söyleyen BBP Genel Başkanı Topçu, “O'nun koltuğuna oturmak tabiri bile, insanın böyle yüreğini zedeliyor. Zaten ben onun koltuğuna oturmadım. Onun odasının kapısına bir Türk bayrağı astık, oturduğu koltuğa Türk bayrağı koyduk. Bir âyet-i kerime var üzerinde, öylece muhafaza ediyoruz” dedi.

Vakit gazetesinden SÜLEYMAN TEMURHAN, Yalçın Topçu ile son siyasi gelişmeleri, Muhsin Yazıcıoğlu'nu ve BBP Genel Başkanı olarak projelerini konuştu.

- İlk geziniz Doğu ve Güneydoğu'ya oldu...

- İlk gezimi Doğu ve Güneydoğu'ya ayırdım. Bingöl'den başladım, Elazığ'dan, Diyarbakır'dan ve önümüzdeki günlerde de devam edecek. Divana verdiğimiz talimat o olmuştur. Doğu ve Güneydoğu'yu bölge bölge, il il, gerekirse kasaba kasaba dolaşacağız. Derdimizi millete anlatacağız. Milletin derdiyle buluşacağız. Önüne çarelerini koyacağız ve milletin muktedir iktidarını mutlaka biz gerçekleştireceğiz. Bizimle Türkiye kurtulacak. Bizimle birlikte dünya barışı olacaktır.

- Gündemdeki Kürt sorunu hakkında Büyük Birlik Partisi'nin çözüm önerileri nelerdir?

- Bin yıllık terkipte, aynı tasada, aynı kıvançta beraber olmuş ana rahmi diye telakki ettiğim Anadolu coğrafyasında bu bin yıllık süre içerisinde cephelerde beraber olmuş, kız almış kız vermiş, aynı kültürü paylaşmış, netice itibariyle Selahaddin-i Eyyübi'de, Alparslan'da, Fatih'te, Çanakkale'de Gazi Mustafa Kemal Paşayla, Sakarya'da, Dumlupınar'da bir ve beraber olmuş, böyle bir milleti, fertleri, böyle bir milletin birlikteliğini meydana getirenlerin, bir sorun olarak gündeme getirilmesini esas ihanet olarak görüyorum. Kendini Kürt olarak telakki eden Kürt vatandaşlarımızı bir sorun olarak görmek başlı başına bir sorundur. Mesele nasıl çözülmelidir. Meseleyi, yerli ve milli bakarak, medeniyet kodlarımızdan aldığımız formüllerle çözmeliyiz. Kısaca Hasan ile Haso, Haco ile Hatice beraber hep birlikte oturacağız, meselelerimizi çözeceğiz. Nasıl çözülecek bu? Önce ülkemizin sınır ve iç güvenliğini sağlayacağız. Neyle sağlayacağız? Yine kendi dinamiklerimizle sağlayacağız. Sonra özgürlüklerin önünü açacağız. Bireysel özgürlüklerin önünü açacağız. Ne kadar açacağız? İleri ülkelerde ne kadarsa o kadar açacağız. Oraya kadar gideceğiz. Hatta onları geçeceğiz. Herkes istediği gibi kendini tarif edebilecek. Herkes ne düşünüyorsa, nasıl konuşmak istiyorsa, neye inanıyorsa, nasıl ibadet etmek istiyorsa öyle yapacak.
Eğer biz meselelerimizi kendimiz çözersek, söylediğim gibi o bin yıllık terkipten aldığımız, bu medeniyet kodlarımızdan aldığımız formülleri ortaya koyarak çözersek, elin adamını içimize karıştırmazsak, bizim kavgamıza getirip de onu ortak edip benzin döktürmezsek bütün meselelerimizi çözeriz. Ama bence asıl mesele, ülkemizde bölücü terör örgütüdür.

MESELELER ORAYA BURAYA HAVALE EDILMEDEN KENDİ COĞRAFYAMIZIN FORMÜLLERİYLE ÇÖZÜLEBİLİR

- Bölücü örgüt nasıl zemin buluyor bu ülkede?

- Bölücü terörün zemin bulmasına sebep aşsızlık, işsizlik ve eğitimsizliktir. Milletin norm değerleriyle alakalı değerlerin devlet destekli adam gibi doğru dürüst öğretilmemesidir. Ülkenin her meselesinin çözümünde ivedilikle yerli ve milli bir duruş gerekir. Meseleler oraya buraya havale edilmeden, kendi coğrafyamız içerisinde, kendi insanımızla, kendi coğrafyamızın ve insanımızın şartlarına göre bulunabilecek formülle çözülebilir. Allah'ın bize bahşettiği yeraltı-yerüstü zenginliklerine rağmen, iklimimize rağmen, denizlerimize rağmen, 10 milyonun üzerinde açlık sınırında insanımızın olması, 50 milyona yakın yoksulluk sınırında insanımızın olması... İşte bütün belanın nedeni buradadır. Geriye kalan takriben 10 milyon insan da bu memleketin her türlü kaynağını, imkanını paylaşmakta ve kargaşaya çanak tutmakta.

- Terörün çözümü nedir sizce?

- Terörle mücadele konusunda hükümet ivedilikle konsept değişikliğine gitmelidir. Terörle mücadelenin hukuku yeniden belirlenmeli, kanunları yeniden dizayn edilmelidir. Avrupa'nın bilmem hangi şehrindeki kriterlere uyacak kaygısıyla hareket edilmemelidir. Aynı zamanda terörle mücadele içerisinde bulunan kolluk kuvvetlerimiz bu hukuk ve kanunla tekrardan teçhiz edilmelidir. Sınırlarımız mutlaka ve mutlaka güvenlik altına alınmalı, elin adamından, elin uydusundan, elin istihbaratından medet umulmamalıdır. Terörün çözümü, adeta ciğeri kediye emanet eder gibi bu belayı başımıza musallat edenlerle konuşulmamalıdır.

MAYINLAR MİLLİ İMKANLARIMIZLA TEMİZLENSİN

- Türkiye'nin gündeminde bugünlerde “mayın” sorunu yer alıyor. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

- Suriye sınırındaki mayınlı arazi diye tabir edilen topraklar şehid şüheda kanıyla sulanmış Anadolu topraklarıdır. Ve bu büyük Türk milletinin topraklarıdır. Bu, Kıbrıs büyüklüğünde bir topraktır. Siyasi iktidar da, ilgili bürokrasi de bununla alakalı milletin malına millet adına sahip olmalıdır. Çünkü millet bu işler için bunları görevlendirmiştir. Milletin kahir ekseriyeti ile iktidar olanlar, milletin duygu ve düşüncelerini temsil etmek zorundadırlar. Milletin duygu ve düşüncesi şudur: O topraklardaki mayınlar kendi yerli, milli imkanlarımızla temizlensin. Kim yapsın bunu? Genelkurmay, Mehmetçik yapsın. Peki var mı aleti edevatı? Alınsın. Siyasiler burada ne yapsın? Bütçeden götürsün versin o parayı, aleti eksikse alet, edevatı eksikse edevat alsın. Teknik imkanları yoksa onu bulsun. Bütçede para yok mu, dönsün millete yüzünü, millet gerektiği zaman, alyansından yüzüğüne kadar çıkartır verir. Ama sakın ha sakın bölgeye adeta habis bir ur gibi zehir saçan, kin ve nefret saçan, kan saçan, 1 yaşında, 70 yaşında, 80 yaşında gencin yaşlının, o bölge insanının kanında eli olan, dünyanın gözü önünde soykırım ve zulüm yapan, dünya barışına büyük tehlike olan bir devlete bunu asla teslim etmeye kalkmasınlar. Asla bununla alakalı bir zemin bile hazırlamasınlar.

- Merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun hayatını kaybettiği kazanın üzerinden 3 aya yakın bir zaman geçti ama halen unutulamadı. Merhum Yazıcıoğlu'na olan sevginin sizce sebebi nedir?

- Merhum Muhsin Yazıcıoğlu'na olan sevginin sebebi, Yazıcıoğlu'nun Anadolu insanının ta kendisi olmasıydı. Muhsin Yazıcıoğlu 40 yıllık siyaset hayatında milletin istiklaliyle ve istikbaliyle dertlendi. Muhsin Yazıcıoğlu hayatında hiç ikbal demedi. Muhsin Yazıcıoğlu için önemli olan canı değildi, cananlarıydı. O cananlarının başında gelen devletti, milletti, milletin değerleriydi, bu değerlerle ilgili derdi olan arkadaşlarıydı. Millet, verdiği o mücadelesini, o dik duruşunu, o doğruyu söyleyişini gönlüne yazdı. O hep dik durdu, hep doğruyu söyledi ve kendi deyimiyle emrolunduğu gibi dosdoğru olmaya gayret etti. İşte onun için de millet onu o temiz vicdanına, o pırıl pırıl gönlüne adeta nakşetti.

- Tam manasıyla değeri bilinemedi mi?

- Türkiye'de siyasetin argümanları ve keyfiyetleri çok başka. Gönüllere sultan olan Muhsin Yazıcıoğlu'na sandıktan oy çıkmadı. Dediğim gibi argümanlar eksikti. Yani siyaseten iktidar olma argümanları eksikti. Siyaseten iktidar olma argümanları, Türkiye'de en başta benim o '3P' diye ifade ettiğim, birinci P ile mümkün olur. Yani parayla mümkün olur. Propagandayı paraya dayandırır. Bu Siyasi Partiler Kanunu ne yazık ki düzenlenmediği için Türkiye'de siyaset yapmak çok pahalı ve paraya dayanıyor. Muhsin Yazıcıoğlu zaten ömründe parayla tanışmadı. Hareketinin mensupları, onun peşinde olan dava arkadaşları da, ne yazık ki bu Anadolu çocuklarının garip gureba takımı. Neticede hep o Anadolu çocuğu olarak, doğruları söyledi. Dik durdu, düz yürüdü, milletin gönlüne kendini nakşettirdi.

- Muhsin Yazıcıoğlu'nun koltuğuna oturmak nasıl bir duygu?

- Muhsin Yazıcıoğlu ile 7.5 yıllık zindan hayatı hariç 18 yılı Milliyetçi Çalışma Partisi'nde olmak üzere 25 Mart'taki şehadetine kadar 35 yıl en fazla mesai sarfeden kişilerden birisiyim. O'nun koltuğuna oturmak tabiri bile, insanın böyle yüreğini zedeliyor. Zaten ben onun koltuğuna oturmadım.

- Odasını kullanmıyor musunuz?

- Onun odasının kapısına bir Türk bayrağı astık, oturduğu koltuğa Türk bayrağı koyduk. Bir âyet-i kerime var üzerinde, öylece muhafaza ediyoruz. Onun siyasi emanetini yürütüp, misyonunu devam ettirip, vuslat programına katılan 1 milyon insan, acıya evinde ağlayan diğer insanlar, bize emir verdiler. Dediler ki; bu emaneti devam ettirin. Aman dediler, o gülü onunla beraber gömmeyin. Ve neticede “Yazıcıoğlu'nun siyasi emanetini devralma kurultayı” diye adlandırdığım bir kurultayda, arkadaşlarımız onun siyasi emanetini götürmeyi, yürütmeyi bana tevdi ettiler.

- Kurultaya hazırlık süreci nasıl geçti?

- Hamdolsun Cumhuriyet tarihinin görmediği bir kurultay oldu. Travma yaşamış bir hareket, milletle birlikte, müthiş bir demokrasi sınavı verdi. Hem yasımızı yaşadık, hem o acının içerisinde demokrasinin gereğini yaptık. Neticede bir görev devraldık.

İSTİKLALE VE İSTİKBALE TALİP BİR HAREKET..

- O'nun misyonunu taşımak ağır bir görev gibi...

- Muhsin Yazıcıoğlu misyonunu taşımak çok zor ve ağır. Ve o misyonu taşırken onun usulüyle davranmak, onun üslubuyla davranmak, onun iradesini ortaya koymak... bunlar çok ağır ve zor şeylerdir. Ama ben eminim ki insanlar bir işi bir insana layık görüyorsa Cenab-ı Hakk ona yardım eder. Büyük Birlik Partisi kupkuru, ikbale matuf bir siyasi hareket değildir. İstiklale ve istikbale talip bir harekettir. Ve bizim kızıl elmamız çok büyük. İnim inim inleyen bu dünyaya, savaşlarla, kanla inleyen bu dünyaya ecdadımızın yaptığı gibi, ahlaken, madden, manen barışı, huzuru mutluluğu getireceğiz. İşte böylesi bir misyona talip insanlarız biz. Bunun için bizim işimiz günü birlik değil. Bu sebeple onun gibi davranacağız ve misyonunu güdeceğiz. Asla yalan söylemeyeceğiz. Ve biz evimizde neyi söylüyorsak sokakta da onu söyleyeceğiz. Sokakta söylediğimizi Meclis'te söyleyeceğiz, burada da söylediğimizi bütün alemin gözü önünde söyleyeceğiz. Şeffaf ve açık olacağız. İnşallah bu büyük millet önümüzdeki seçimlerde bizimle mutlaka hemhal olacak.

- Büyük Birlik Partisi yeni dönem başkanı olarak, düşündüğünüz faaliyetler, planladığınız projeler var mı? Bundan da bahseder misiniz?

TAM BAĞIMSIZ, GÜÇLÜ TÜRKİYE..

- Sayın Genel Başkanımızın sağlığındaki iradesi neyse, usulü ve üslubu neyse, hedefleri neyse, ben şimdiki başkanı olarak bu emaneti aynı şekilde, aynı iradeyle ve aynı hedeflerle inşallah arkadaşlarımla birlikte götüreceğim. Bakın bu ülkede o kadar kaynağımız var ki kullanmaktan acizler. Dört mevsim yaşanan ülkemizde, git kaldırımın yanına at buğdayı, buğday biter; ama Kanada'dan buğday alınıyor. Karadeniz'de at bir taşın dibine tohumu çay biter; ama ülkemizde kaçak çay içiliyor. Bu ülkede mısırı saksıda bitirirsin, bilmem nereden mısır getiriliyor. Marketlerde yerli marka neredeyse hiç yok. Millet artık kendi yerli-milli iktidarını belirlemek zorunda, kaderini tayin etmek zorunda. İşte bunu biliyoruz biz. Bunun için milletle buluşacağız. Biz bu ülkede yeraltı-yerüstü bütün kaynakları kullanacağız. Başı dik, karnı tok al yıldızlı al bayrak altında hep birlikte, hep beraber tam bağımsız, güçlü bir Türkiye'yi oluşturacağız. İnşallah ondan sonra da dünyada sözü geçer bir devlet olacağız.

VAKİT

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*