SENAİ DEMİRCİ İLE 'RAMAZAN'

SENAİ DEMİRCİ İLE 'RAMAZAN'.35845
  • Giriş : 28.09.2007 / 11:20:00
  • Güncelleme : 28.09.2007 / 11:23:53

Senai Demirci ile sıcak bir, 'Ramazan'da Ramazan sohbeti' yaptık.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Program yapımcısı ve yazar Senai Demirci, yoğun temposunda Haber Aktüel yayın danışmanlarından Zehra Giray’ın ‘Ramazan ve Medya’ ile ilgili sorularını cevapladı.

 

Ramazan’da televizyonlarda yaşanan değişim neredeyse bir Türk geleneği oldu. Medya kutsallar konusunda diğer aylarda ne kadar umarsızsa Ramazan ayın da bu konuyu o kadar önemsiyor, yapılan haberler, programlar hatta karakterler bile artık biraz daha bizden oluyor… 

 

Yıllardır bir elinde ‘medya’yı, bir elinde ‘hassasiyet’i tutan Senai Demirci’yle, canlı yayın programına çıkmadan bir 15 dakika önce, medyanın bir aylık orucunu konuştuk. Sorularımızı samimiyetle cevaplandıran Senai Bey yine hassasiyetinin doruklarındaydı. Onun ağzından provakatif  cümleler duymak isteyenler her zamanki gibi yanılacaklar. Çünkü Senai Bey, naif üslubuna bir de Ramazan’ın sakinliğini katmıştı, artık hiç bir şey kötü olamazdı…

 

Röportaj: Zehra Giray

 

İNSANLARI ANLAMANIN EN KOLAY YOLU ONLARIN DA BİR KALPLERİ OLDUĞUNU VARSAYMAKTIR

 

— Ramazan’da televizyon programlarında olan değişimleri nasıl yorumluyorsunuz?

 

Bu iyi haber, bunu hayra yoruyorum ve böyle yorulmasını arzu ediyorum. Demek ki Ramazan ülkeye ve mekâna öyle bir kutsiyet giydiriyor insanlar buna saygı duymak durumunda kalıyorlar. Öbür türlü dini dindarı hiçe sayanlar Ramazan’daki kesafetle, yoğunlukla muhtemel ki kendi vicdanlarıyla ilk defa temasa geçiyorlar, bu temasa geçmeyle beraber biraz olsun hizaya giriyorlar.

 

Bir de Ramazan medya açısından zamanı yeniden tanzim ediyor. Yani gün içinde zamanın odak noktaları, kristalize olduğu anlar değişiyor. Mesela, diğer aylarda sahur vakti zamanında kimse özenle program yapmak istemez, kimse de izlemez. İşte görüyoruz sahur vakti bir anda önemsendi. İftar kaçta olursa olsun, iftar öncesi önemseniyor yani vakit orada zirveye çıkıyor. Bu Ramazan’ın vakte sürdüğü ütüsüdür. Şu halde sanki zaman başka bir ırmakta aktığı için medya bunu dikkate almak zorunda kalıyor, hiç vicdani bir kaygısı yoksa bile eğer para kazanmak istiyorsa, reytingi önemsiyorsa zamanın ritmini –ki ritim ramazanda oruca göre belirlenir- dikkate almak zorunda.

 

İftar saatinde siz haber sunamazsınız. ‘Sahur vaktini ciddiye almıyorum, herkes uyuyor’ diyemezsiniz. Bunun için basınımızın muhtemelen kendi vicdanlarını da rahatsız eden bir durumu bu şekilde yendikleri kanaatindeyim. Umarım ki Ramazan'daki bu sultanlık diğer 11 aya da yayılır.


   

                               Senai Demirci, Zehra Giray'ın sorularını yanıtlıyor...


BU YIL ORUÇLUNUN ORUÇSUZU DÖVME VAKASI HABERİ YAPILMADI  

— Bu çalışmaları samimi buluyorsunuz yani?

 

Samimi bulmak durumundayız. Mesela bu yıl, çok şükür ben duymadım en azından, oruçlunun oruçsuzu dövme vakası haberi yapılmadı ama her ramazanda belli kalıp klişeler vardı. Bu klişelerin artık işlemediği ya da gerek görülmediği anlaşıldı. Gerçi bu Ramazan’ı da mahalle baskısıyla geçiriyoruz. Tamamen temelsiz bir şey. Bu ülkede insanlar dini yaşıyorsa kendi tercihlerinden dolayı yaşıyorlar. Başını örten istediği için örtüyor, örtmeyene de böyle bir alan tanınmış. Ramazan bu inanç özgürlüğünün billurlaştığı aydır. İster istemez herkesi bu billurlaşma hizaya sokuyor.

 

Ben komple teorisi kurma yanlısı değilim doğrusu. Çünkü insanları anlamanın en kolay yolu onlarında bir kalpleri olduğunu varsaymaktır. Oradan başlarsak, yanlış anlasak da onları, çok ciddi bir sorun yaşamayız. Ama bunun dışında insanları kalpsizliğe mahkum ettiysen o zaman sen kusur işlemiş, günaha girmiş hatta günaha sokmuş olursun.

 

MUHALEFETİ DİNDARLARA OLAN DİNE MUHALEFET ETMEYEBİLİR

 

— Ekranda sunuculardan, mankenlerden kapananlar oluyor, ses sanatçıları ezanlar okuyor, salâvatlar çekiliyor. Bunu da aynı şekilde mi yorumlamalı?

 

Bir maneviyat atmosferi var Ramazan’da. Bunu kimsenin reklam için yapacağı kanaatinde değilim. Oruç riya kabul etmeyen, gösteriş riski olmayan bir ibadet. Namazı, zekatı, haccı gösterebilirsin ama orucun görüntüsü yok. Hal böyle olunca oruçta namazdan çok daha fazla insanın buluşabildiğini görüyoruz. İnsanların bu tür maneviyat duyarlılıklarını algılarken iki şeyi birbirinden ayrı tutmamız gerekiyor.

 

Bir tanesi, ülkemizde bir siyasal taraflılık söz konusu. Bir insan siyasal olarak dindarların karşısında görebilir kendini. Bu onun dindarlarla sorunudur veya bu dindarların onunla sorunudur. Bu siyasal yapılanma ile maneviyattan nasiplenme arasında bir ayrışma söz konusu. Maneviyat herkese aittir. İrtica suçlamasında bulunan, gericilikle, şeriatın gelmesiyle bizi korkutan bir genel başkanın oruç tuttuğunu biliyorum mesela. Bu bana muhaliftir diye ben onun orucunu görmezden gelemem. Orucun ona katkısını, onun oruca katılma isteğini küçümseme hakkına sahip değilim. Zaten ibadetlerin de özellikle orucun amacı budur.

 

Rahmeti algılayan, rahmeti temsil ettiğini düşünen bizler de bu rahmetten herkesin nasibi olduğunu düşünmek durumundayız. Sair zamanlarda belki bize muhalefet edebilir ama muhalefeti bizedir, biz insanlara, beşerleredir ama muhalefeti dindarlara olan dine muhalefet etmeyebilir; Müslümanlarla başı dertte olan biri Müslümanların da istifade ettiği rahmetten istifade edebilir. Orucun bize bu bakış açısını kazandırmasını ümit ediyorum.


  

                              Kalpler aynı anda, hep beraber kesafet kazanıyor...


RAMAZAN’DA TELEVİZYON GERÇEK FONKSİYONUNA ERİŞMİŞ OLUYOR

 

— Ramazan’ı televizyondan takip etmek, televizyon ile beraber yaşamak ne kadar doğru?  

 

Doğru olabilir ama yeterli değil. Halkımızın büyük çoğunluğunun beslenme kaynağı televizyon. Televizyonda o dönüşümü görmesi onun dünyasında bir zafer duygusu yaşatıyor ona. 'Bunlar hep ahlaksız işler yapardı şimdi Ramazan, giyindiler, uslandılar' diyor. Ona müsaade edelim halk böyle bir lezzeti yaşasın ama elbette ki televizyona endeksli değildir yaşayacaklarımız.

 

Bir defa Ramazan’da insanın kendisini durultması, temposunu yavaşlatması, ritmini Ramazan’ın ritmine göre ayarlaması lazım. Kitap okunacaksa Peygamberimiz(as) hayatını anlatan kitaplar, bununla beraber Kuran okunmalı. Az okunabilir, öz okunmalı, hedef konulmalı: 'bu Ramazan’da en az bir ayeti idrak etmiş, hissetmiş olayım, sanki o ayet ilk defa nazil oluyormuş gibi yaşayan biri olarak bayrama erişeyim.' Buna eğer televizyon katkıda bulunuyorsa, evet, televizyona endeksli yaşamakta haklı vatandaşımız.

 

Okuma alışkanlığı yoksa, yorumlama alışkanlığından mahrumsa, televizyon onu buna hazırlıyor. Bir de televizyon gerçek fonksiyonuna erişmiş oluyor. Çok sayıda beyin, kafa, kalp bir anda iftarda, sahurda yoğunlaşıyor, kesafet kazanıyor. Bu kadar insanı bir arada görmek çok büyük bir fırsattır. Başka türlü ya polemik konusu olunca oraya geliyorlar ve yahutta siyasal tartışma vesilesiyle bir araya geliyorlar. Bu duruluğa insanımızın ihtiyacı var, hiç olmazsa televizyondan izlesinler.


               
NE ZAMAN BİR MÜBAREK GECE GELSE BİZ SIKILIRDIK

— Oruç ve Ramazan çok eskilerden beri her sene bazı kesimlerce bir ibadetten çok sanki bir gelenek ya da alışkanlık gibi yansıtılmaya çalışılıyor. Özellikle gençlerimize Ramazan'ı daha doğru bir şekilde anlatabilmek, farklılığını gösterebilmek için neler yapılabilir?

 

Gençlere hitap konusunda 20-30 yıl öncesine göre avantajlıyız. Tek yayın vardı, TRT’nin de kafası kanto, direkler arası kafasıydı. Mesela kaç Ramazandır kimse bunlarda bahsetmiyor, utanıyoruz artık. Bu altı çizilmesi gereken bir gelişme. Bir delikanlı babası olarak, gençler için şunu söyleyebilirim:

 

Ramazan’ın inceliğini aile eksenli oturtabiliriz. Ramazan’da ailelerin hayat ritminde değişiklik oluyor. Keşke Ramazan’da çalışma rutinlerimiz de değişse, babalar iftara gelebilse, aile hep birlikte aynı masada olabilse, yeni bir tür formasyon kazansak. Tabi iftar bir sevinç anıdır ve gençler için kritik bir vakittir. Onlar olgunluğa geçerken çocuklar gibi sevinmeyi unutuyorlar.

 

İftar, 7’den 77’ye herkesin çocuklar gibi sevindiği andır. Bu sevinme anını ailelerin iftar sonrası meşru diyebileceğimiz eğlencelerle, konu komşu ziyaretleri, muhabbetler, gezmelerle yoğunlaştırması lazım. Şunu özellikle vurgulamak gerek ki, kendi gençliğimden örnek verirsek, ne zaman bir mübarek gece gelse biz sıkılırdık. Babamız bizi akşam namazında camiye sokar yatsı namazından sonraya kadar camide kalırdık. Bu bizde muhakkak ki etkili olmuştur ama ben bir delikanlı olarak 'eyvah yine bir Ber’at Kandili' diye sabahtan sancılanmaya başlardım. Beni hiç de pedagojik olmayan bir ortamda, camide,  diz üstü kırdıracaklar, orda havasız yerde saatlerce kalacağım.

 

Bu yüzden her mübarek günde çocuklarımızı sevindirecek bir şey yapalım. 'bugün Ber'at Kandili, ne dilersen dile benden' diyebilmeliyiz. Bu tür jestler gençleri ibadete çekebilir. Bunun dünya kadar yolu var.

 

…bitti!

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious