Sezer dalgalanmalara karşı uyardı

  • Giriş : 11.09.2006 / 00:00:00

Cumhurbaşkanı Sezer: "Yaşanan dalgalanma, ekonominin daha dirençli bir yapıya kavuşturulması gerektiğini ortaya çıkardı"

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, sürdürülebilir ve kalıcı bir büyüme, kamu finansman dengesini iyileştirmek ve yapısal dönüşümleri sürdürmek üzere uygulanan ekonomik programın makroekonomik göstergelerde önemli bir iyileşme elde ettiğini belirterek, dalgalanmalara karşı uyardı. Sezer, "Ekonomi, dış piyasalardan kaynaklanabilecek olumsuz gelişmelere karşı daha dirençli bir yapıya kavuşturulmasının ne denli önem taşıdığını bir kez daha ortaya koymuştur" dedi.

Türkiye Ekonomi Kurumu'nun Ankara Sheraton Otel'de düzenlediği 'Uluslararası Ekonomi Konferansı'nda konuşan Sezer, küreselleşme sürecinde, bir yandan üretim ve ticari etkinliklerin artan oranda uluslararası nitelik kazandığını, diğer yandan da insanların yaşam biçimleri ve ilişkilerini de derinden etkilediğini belirterek, "Bilginin paylaşımında zaman ve yer kısıtları ortadan kalkmış, coğrafya sınırlayıcı bir etmen olmaktan çıkmıştır. Küresel rekabet baskısının arttığı bu ortamda karar ve üretim süreçleri büyük hız kazanmıştır. Bu kapsamda, daha çok bilginin ve seçeneğin kısa sürede değerlendirilmesi gereksinimi ise, sözkonusu süreçlerin daha iyi yönetilmesini zorunlu kılmaktadır" dedi.

Küreselleşme sürecinin bir yandan ülke ekonomilerinin, diğer yandan ülke ekonomileri ile finans piyasaları arasındaki bağımlılıkların güçlenmesiyle, makroekonomik politika uygulamaları konusunda seçeneklerin kısıtlandığına dikkat çeken Sezer, "Günümüzde ülkelerde oluşan krizler tüm dünya ekonomisini büyük ölçüde etkileyebilmektedir. Ayrıca, istemin küreselleşmesi, tüketici seçimleri ve yaşam biçimleri arasında güçlü benzerlikler oluşması nedeniyle kültürel tekdüzeleşme ortaya çıkmaktadır. Dünyada yaşanan bu değişim sürecinde, bir ülkenin küresel sistemde etkili bir konum edinebilmesi, bu konumu koruyabilmesi ve giderek sürecin belirleyicileri arasında yer alabilmesi, yeni düzenin sunduğu fırsatlardan zamanında ve en üst düzeyde yararlanabilmesine ve riskleri yok edebilmesine bağlıdır. Bu kapsamda, önümüzdeki dönemde, iyi yetişmiş insan gücüne, makroekonomik istikrara ve etkin işleyen bir piyasa düzeneğine, gelişmiş bir teknolojik ve ticari altyapıya sahip olan, pazarın değişen ve gelişen beğenilerini yakından izleyen ve küresel değerleri benimseyen ülkeler öne çıkacaktır. Bu yöndeki dönüşümleri gerçekleştiremeyen ülkelerin yalnızlaşması da kaçınılmaz olacaktır" diye konuştu.

"90'LARDA TÜRKİYE KÜRESELLEŞMEYE HAZIRLIKSIZ YAKALANDI"

Sezer, 1990'lı yıllarda izlenen politikalar ve yapısal yenileme uygulamalarındaki aksaklıklar ve gecikmelerin Türkiye'de yeterince güçlü bir finans sektörü ve sağlıklı bir kamu maliyesinin, dolayısıyla finansal istikrarın oluşumunu engellediğini söyledi.

Yaşanan bu sürecin de kamu dengelerinin giderek bozulmasına bağlı olarak artan borçlanma gereği ve yüksek reel faizlerin, hem gelir dağılımını bozduğunu hem de kronik yüksek enflasyon sorununu birlikte getirdiğini hatırlatan Sezer, "1990'lı yıllardaki uluslararası finansal krizlere, kırılgan bir ekonomik ve mali yapıyla yakalanan Türkiye, büyük ekonomik ve sosyal kayıplar yaşamış, ekonomi oldukça istikrarsız bir büyüme performansı sergilemiştir" diye konuştu.

Sezer, 2001 yılında yaşanan finansal kriz sonrasında, dalgalı kur sisteminde enflasyonu kalıcı şekilde düşürmek, sürdürülebilir bir büyüme ortamı oluşturmak, kamu finansman dengesini iyileştirmek, yapısal dönüşümleri sürdürmek üzere uygulamaya konan programın makroekonomik göstergelerde önemli bir iyileşme elde ettiğini söyledi. Bu çerçevede mayıs-haziran ayında yaşanan dalgalanmaya da dikkat çeken Sezer, ekonominin dış piyasalardan kaynaklanabilecek olumsuz gelişmelere karşı daha dirençli bir yapıya kavuşturulmasının ne denli önem taşıdığını yaşanan dalgalanmanın bir kez daha ortaya koyduğunu ifade etti. Sezer, Türkiye'nin gelecek dönemlerde küreselleşmenin avantajlarından en üst düzeyde yararlanabilmesi ve etkili bir dünya devleti olabilmek için makroekonomik istikrarı kalıcı kılmak, ekonominin rekabet gücünü ve büyüme potansiyelini daha da güçlendirmek durumunda olduğunun altını çizerek, şunları kaydetti:

"Geçmiş deneyimlerin de ortaya koyduğu gibi, yalnızca kısa dönemli yaklaşımlar yerine, orta ve uzun erimli politikaların benimsenmesi, sorunların kalıcı biçimde çözülebilmesi yönünden önemlidir. Genç ve dinamik nüfus yapısı, girişimcilik birikimi, piyasaların kurumsallaşması yönünde önemli aşama gösterilmesi, uluslararası rekabete açık ve güçlenen sanayi yapısı, doğal kaynakları, tarihi, turistik ve kültürel değerleri, jeostratejik konumu, Avrupa Birliği üyeliği için katılım görüşmelerine başlanması, önümüzdeki dönemde Türkiye'nin en önemli avantajlarıdır."

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious