Sezer'e en güzel veda armağanı

  • Giriş : 07.01.2007 / 00:00:00

Çankaya'da dışişleri danışmanı, özel kalem müdürü ve sözcü olarak görev yapan Sermet Atacanlı, bu ay sonunda Köşk'e veda ediyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in dışişleri başdanışmanlığı, özel kalem müdürlüğü ve cumhurbaşkanlığı sözcülüğü görevlerini 2003'ün nisan ayından bu yana yürüten Sermet Atacanlı, atandığı Tokyo Büyükelçiliği görevi nedeniyle bu ay sonunda Çankaya Köşkü'yle vedalaşacak.
Dışişleri Bakanlığı Sözcülüğü yaptığı dönemde basınla hemen her gün muhatap olan Atacanlı, Çankaya Köşkü'ndeki üç yıllık mesai sırasında kamuoyunun karşısına fazlaca çıkmadı. Bu nedenle, Atacanlı'nın diplomatlığının ötesindeki ilgi alanları da kamuoyuna fazla yansımadı.

Avustralya'da başladı
Oysa, orijinal belge ve fotoğraflara ilgisiyle gerçek bir koleksiyoner olan Atacanlı, Türk tarihine ışık tutan önemli bir projeyi Köşk'teki titiz mesaisiyle birlikte yürüttü.
Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdikten sonra 1975 yılında Dışişleri Bakanlığı'na giren Atacanlı'nın ilk görev yeri Avustralya'nın Melbourne Başkonsolosluğu'ydu. Atacanlı'nın projesinin tohumları da 28 yıl önce bu görev sırasında atıldı. Avustralyalıların Çanakkale Savaşları'na olan ilgisini kavrama şansı yakalayan Atacanlı, o yıllardan itibaren bu konuda ulaşabildiği bütün kaynakları incelemeye başladı.

Eşsiz bir eser ortaya çıktı
"Çanakkale Savaşları konusunun bir büyüsü, insanı tutkuyla saran bir çekiciliği vardır" diyen Atacanlı, o döneme ait kitap, belge, fotoğraf, eşya ne varsa topladı, muharebelerin geçtiği alanları bir başka gözle gezdi.
Atatürk'ün Çanakkale'de hangi madalyaları aldığını araştırmakla başlayan bu büyülü yolculuk zaman içinde "Atatürk ve Çanakkale'nin Komutanları" kitabının altyapısını oluşturdu.
Kendi anlatımıyla 15 yılı aşan bir okumanın ardından, son ayları yoğun olmak üzere 1.5 yıllık bir yazım çalışması sonucunda Çanakkale'deki Atatürk'ü, çok özel arşiv malzemelerinin desteğiyle anlatan kitap ortaya çıktı.
Atacanlı, çok önem verdiği kitabını oluştururken Cumhurbaşkanlığı'nın arşivinden yararlandı. Genel Sekreter Kemal Nehrozoğlu ve Köşk personelinden büyük destek gördü. Sonunda ortaya, Atatürk ekseninde kurgulanan eşsiz bir eser çıktı.
Bir anlamda Çanakkale Savaşı'nın "öteki" öyküsü olan kitapta, Atatürk'ün muharebeler sırasında Türk komuta kadrosuyla ilişkileri, anlaşmazlıkları, bu ilişkilerin cumhuriyet dönemindeki seyri, büyük önderin İngiliz ve Fransız komutanlarla savaş sonrası kurduğu dostluklar gün ışığına yeni çıkan belgelerle aktarıldı.

'Atatürk'ün rolü önemli'
Atacanlı, MB Yayınevi'nden kısa bir süre önce çıkan kitabını, sunuş yazısında anlatırken şöyle diyor:
"Bilindiği gibi uzun yıllardır bir kesimin Çanakkale'de Atatürk'ü yok sayma gayretleri vardır. Buna son yıllarda, Aydın olmak iddiasındaki bir başka kesimin Atatürk'ün bu muharebelerdeki rolünü küçümseme girişimleri eklenmiştir.
Özellikle bu ikinci kesime fazlaca vurgu yapıp, kendilerine hak etmedikleri bir paye vermek doğru olmaz. Ancak şu kadarını ifade etmek şarttır: Güneş balçıkla sıvanmaz. Atatürk olmasaydı Çanakkale Savaşları yine olurdu, ama hiç kuşkusuz bugün övündüğümüzden çok farklı bir Çanakkale olurdu."
Kısa bir süre sonra Çankaya ile vedalaşacak olan Atacanlı, Köşk'teki mesaisini bir anlamda taçlandırdığı kitabını Sezer'e en güzel veda armağanı olarak bırakıyor.
Sezer'in koltuğuna oturmayı planlayanlara da, Atatürk'ü tarih sahnesine çıkaran ve Türk ulusuna armağan eden Çanakkale'nin ne anlama geldiğini bir kez daha okuma fırsatı sunuyor.

Türkiye, WHO'da neden kaybetti?

WHO Genel Direktörlüğü seçiminde en güçlü adaylardan biri Prof. Tomris Türmen'di. Pek çok ülke devlet ve özel sektör gücünü birlikte kullandı, İslam ülkelerinden oy çıkmadı ve sonuç Türkiye için olumsuz oldu

Küresel sağlık politikalarının belirlenmesinde oynadığı öncü rolle dünyanın en etkili kuruluşlarından olan Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) Genel Direktörlüğü için kasım ayında seçim yapıldı. Seçimin en güçlü isimlerinden biri, Türkiye'nin adayı olan WHO Aile ve Toplum Sağlığı Yürütme Direktörü Prof. Tomris Türmen'di.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türmen için ABD Başkanı George Bush'tan destek istemiş ve ABD liderinin tavrını "Gözlerinden okuduğum kadarıyla inşallah sonuç iyi olacak" diye yorumlamıştı.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Sağlık Bakanı Recep Akdağ da, seçime katılacak 34 ülkenin bakanlarına tek tek Türmen'i tanıtarak desteklerini telep etmişlerdi.
Yürütülen yoğun lobiye rağmen 6 Kasım'da yapılan seçimde Türkiye'nin kısa listeye giremeyerek elenmesinin nedenlerini ve bundan sonrası için çıkarılması gereken dersleri diplomasi kulislerinde araştıran muhabirimiz Utku Çakırözer, şu sonuçlara ulaştı:
BM Teşkilatı'nda seçimle belirlenen koltuklar için ülkeler siyasi ve ekonomik tüm güçlerini ortaya koyuyor. Mutlaka oy veren tarafın da bir şeyler kazanması gerekiyor.

Kazanç kapısı oluyor
Başta Afrika ülkeleri olmak üzere yoksul ülkeler için bu tür seçimler maddi kazanç kapısı haline dönüşebiliyor.
Çin'in adayı Margaret Chan'ın WHO seçimini kazanmasında, bu ülke yönetiminin seçimden 15 gün önce 48 Afrika ülkesinin liderini Pekin'e davet ederek borçlarını silmesinin ve yapacağı yardımı iki katına çıkarmasının etkili olduğu biliniyor.
BM teşkilatında Genel Sekreterlik dahil birçok üst düzey mevkiyi kazanan Güney Kore ile Japonya gibi ülkeler de biraz daha farklı bir biçimde, bu tür rekabet ortamlarında devletin yanına özel sektörün gücünü de koyarak mücadele veriyorlar.
Seçimler için oluşturdukları stratejik görev-güçlerine, devlet organlarının yanı sıra mutlaka ülkelerinin dünya çapında ün yapmış şirketlerini de dahil ediyorlar.

Bush sözünü tuttu ama...
WHO seçimleri, Türkiye için sıkça kullanılan 'Avrupa ile İslam dünyası arasında köprü' tanımlamasının BM'deki reel politik hesaplarda pek sonuç getirmediğini de ortaya koydu.
Çünkü, AB ülkeleri İspanyol adaya yönelirken, İslam ülkeleri de Kuveyt Emiri'nin yeğenini destekledi. AB'nin Türkiye yerine İspanya'ya yönelmesinin ardında WHO seçimleriyle aynı hafta açıklanan Türkiye İlerleme Raporu'nun 'olumsuz' tonunun dahi etkisinin olduğu kulislerde dile getirilen iddialar arasında.
Ancak ABD Başkanı George Bush'un Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a verdiği sözü tuttuğu ve Amerikan yönetiminin Tomris Türmen'in seçilmesi için ciddi bir çaba sarf ettiği anlaşılıyor.
WHO'nun Japonya, Norveç ve Koreli genel direktörlerinin kabinelerinde üst düzey görev üstlenen Türmen ise seçimler sonrasında WHO'daki kariyerine son vererek Türkiye'ye dönme kararı aldı.
WHO'da edindiği tecrübe ve bilgi birikimini Türkiye için kullanmak isteyen Türmen öncelikle, mezunu olduğu ve Cenevre'ye gitmeden önce bir süre çalıştığı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne dönerek 'yeni doğan' (neonatoloji) uzmanı olarak hizmet vermeyi arzu ediyor.
WHO Genel Direktörlüğü kampanyası sırasında dünyanın yoksul kesimlerinde anne-çocuk sağlığının geliştirilmesini kendisine temel hedef koyan Türmen, bunu ülkesinde gerçekleştirmek için Türkiye'nin önde gelen bir sivil toplum örgütünün başına geçecek.
Türmen'in Ankara'daki en büyük destekçisi, WHO Genel Direktörlüğü yarışında tüm gücünü ortaya koyan Türkiye ve Uluslararası Çocuk Sağlığı Merkezi Başkanı, Uluslararası Pediatri Kurumu Onursal Başkanı ve UNICEF Türkiye Milli Komitesi Başkanı Prof. İhsan Doğramacı olacak.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious