Şimdi reklamlar

  • Giriş : 14.02.2007 / 00:00:00

Reklam sloganları günlük hayatımıza kadar girdi

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Bugünlerde bana karşı çok nobran davranıyorsun Berkalp" reklam repliği ile hayatımıza yeni bir kelime girdi: NOBRAN. Gerçi Sait Faik Abasıyanık yıllar önce söylemişti, "Kadın, seni sevmiş de konuşuyor oğlum, öyle nobran olma." diye; ama olsun! Ne de olsa bir reklam popülerleştirdi bu sözü.

Bu yüzden de reklamdaki genç Berkalp gibi hemen herkes nobranın ne olduğunu merak edip bu gizemli kelimenin peşine düştü: Günlük dilimize hoş geldin "nobran". Kelimenin anlamını bilmek önemli değil, bu kelime ile arkadaşımız, eşimiz dostumuz, herkes bir anda "nobran" oluverdi.

Oysa nobranın; davranışı kaba, sert ve gönül kırıcı anlamı olduğunu; ancak bir araştırma yaparak bulduk. Sadece nobran değil, şu aralar "ver coşkuyu kolonlara, ver coşkuyu" da en sık kullandığımız reklam repliklerinden. Tıpkı bir atasözü, bir deyim gibi reklamlar iyice yerleşti dilimize. Çok değil üç beş yıl öncesine kadar reklamların uzunluğundan şikâyet eder, nerede bir reklam görsek kanal çevirirdik. Şimdi ise dört gözle reklamları bekleyenler var! Tabii bunda sektöre yapılan ciddi yatırımların ve çekilen kaliteli reklamların büyük payı var; "tamamen duygusaaaaal" yani...

Ancak usta reklam yazarı, reklam yönetmeni ve sanatçıların da 'hakkını verrrr'elim. Saniyelik reklamlar creatif firmalara milyon dolarlar kazandırıyor. Hal böyle olunca birbiriyle rekabete giren ve iyi işler çıkaran firmalar belki de en pahalı sektörü oluşturuyor. Konuşma dilimizle muhabbetlerimize ve davranışlarımıza yerleşen reklamlar promosyon ürünleri ile de hayatımızın her anına giriyor. Bonus kafalar, Vadaa anahtarlıklar, Turkcell bebekler, I love you tişörtler, Arçelik robotlar ve en son olarak da Hacı Murat Kit.

Ağzı olan konuşuyor

Fruko'nun yıllarca dilimize pelesenk ettiğimiz "on yüz bin baloncuk yuttum" sloganına sahip reklamı hâlâ akıllarda. Yani reklam filmi amacına ziyadesiyle ulaşmış durumda. Nereden bakarsanız bakın "Yöneticimiz uyuyor mu? Yak şu kaloriferi kapıcı, donuyoruz! Söndür şu kaloriferi kapıcı, pişiyoruz" sloganlı İzocam reklamı bu alandaki öncülerden. "Aç kapa Artema", "Çokoprens almaya gittiler", "Siz hâlâ annenizin margarinini mi kullanıyorsunuz?", "Mutfakta biri mi var?", "Sapına kadar Derby", "Çakar çakmaz çakan çakmak", "Ağzı olan konuşuyor", "Babam öyle diyo" "Macit beni otomobillendir", "Tık tık tık eyi günler", "Degajeme gel", "En iyi çay Doğuş Çay", "Dünyayı sen mi kurtarıcan?", "Ben özgürüm","Turkcell'le bağlan hayata" akıllarda en çok kalan reklamlar. Bir de "aganigi naganigi" diye bağıran Fiskobirlik reklamı vardı hatırlarsanız.

Oynadığı reklamı en çok seyretmek istediğimiz kişilerin başında Cem Yılmaz var. Yılmaz'ın şu ana kadar oynadığı filmler sanki reklam filmi değil de tıpkı bir sinema şaheseri gibi büyük ilgi gördü. İçinde bulunduğu her reklamın replikleri aylarca dillerde dolaşıp durdu. Hâlâ da öyle... Önce Telsim, sonra Doritos, şimdilerde de Opet. "Gerginsiniz bugün", "Sen önce kendi kabak kafana bak", "Kımıl kımıl, janjanlı", "doktor bu ne?", "İnsan yiyecek bunları, insan!", "Eğitim şart", "Asfalt ağladı be!", "Sizin gibi gençleri pistlerde görmek isteriz", "Arabanın hakkını ver hakkını!", "Benim oyuncağım yok mu?" akıllarda kalan reklam repliklerinden bazıları.

Sloganlar markaların önüne geçiyor

Çoğu zaman markanın önüne geçen sloganlar, bazı firmalara göre tehlikeli olmaya başladı. Şimdi size birkaç örnek verince marka sahiplerine hak vereceksiniz. Mesela "Ver coşkuyu kolonlara, ver coşkuyu" ilk başta bir müzik seti reklamı gibi algılanıyor, oysa Telsim reklamı. "Ağzı olan konuşuyor" repliğini de hepimiz biliriz; ama pek azımız bunun BP süper V reklamı olduğunu hatırlarız. Ancak markayla birlikte dilimize dolanan sloganlar da yok değil. Mesela "Tamekse, koy sepete", "Nokia Connecting People", "Hello Moto", "En güzel boya Filli Boya".

Aslında sadece reklamlar değil sevilen ve halk tarafından büyük ilgiyle takip edilen televizyon dizilerinin replikleri de hâlâ hafızalarda. Şimdi lafı uzatmadan hemen birkaç örneği hatırlayalım. Bir zamanlar Çocuklar Duymasın dizisinin "taş fırın erkeği" "bir kalorilik erkek", "light erkek", "dominant", "Anaa!" replikleri dolanmıştı dilimize. Sonra Ekmek Teknesi'nin "Kahve milletinin insanları", "Oy oy oy oy", "Bizi bozar abi", "Arzular şelale" replikleri girdi günlük konuşmalarımıza. Şimdilerde ise Avrupa Yakası'nın "Oha falan oldum yani", "Ay inanmıyorum", "Kaal geldi!", Atıyossuun", "Ooldu gözlerim doldu", "Derrrmişim", "Soldan soldan geliyorlar" şeklindeki replikleri hâlâ arkadaş muhabbetlerinin en gözdeleri.

Reklamların hayatla bağı kuruldu

Sinan Çetin (Yönetmen): Benim çektiğim filmler hayattan detaylar taşıyor. Detaylar taşıyınca reklam yaşıyor, yaşayınca da sosyal hafıza ile bir ilişki kuruluyor. Bu sebeple de insanın hafızasında derinlere inebiliyor ve bir iz bırakıyor. Formül bu aslında. Benim filmlerim doğaçlamaya ve setteki yaratıcılığa açık olduğu için sosyal hafızada kendine yer ediyor. Oysa eskiden pırıl pırıl, sarışın, mavi gözlü reklam yüzleri vardı. Biz bunu kırdık ve sıradan insanları reklamlarda oynattık. Üstelik bunları yaparken cast ajanlarıyla çalışmadık. Bu anlamda reklamların hayatla bağı kuruldu. Daha önceden reklamlar bizim özendiğimiz bir dünyayı çiziyordu ve o süslü dünyaya ulaşabilmek için bizi de mal almaya teşvik ediyordu. O açıdan bu reklamlar bir devrim oldu aslında.

Bu sloganlarla fenomen olabilirler

Günseli Özen Ocakoğlu (Zaman Gazetesi Yazarı):

Reklamlar günlük dilden etkilenirler. Dolayısıyla günlük hayat içerisindeki bir kavram, bir deyim, bir atasözü gibi dilimize yerleşmiş bir söz reklamlara taşınarak dilimize pelesenk oluyor. Türkçe, yaşayan bir dil olduğu için bu replikler bizim olanı tekrar ön plana çıkararak ruhumuzu, sevgimizi ve sempatimizi yakalıyor. Reklam doğru yerde doğru biçimde konuşlandırılmaya başlandı. Bu pazarın içine doğru yerden girmezseniz pazarda kalma şansınız olmuyor. Ürünün marka olabilmesi için reklamı da dâhil her şeyi doğru yapmanız gerekiyor.

Doğru kelimenin seçilmesi gerekiyor

Hakkı Devrim-Gazeteci/Yazar:

Çok tekrar edilen şey, hatırda kalır. Bu reklamlar da çok tekrar ediliyor ve dilimize yerleşiyor. Reklamlar da dilimize yeni kelimeler ve deyişler teklif eden alanlardan biri oldu. Televizyon çok etkili bir iletişim aracı onun için reklamlarda kullanılan dilin çok iyi seçilmesi lazım. Her şeyden önce doğru kelimelerin seçilmesi gerekiyor. Çünkü dil işin içine girince çok ciddi bir titizlik gerektirir. Tıpkı her gün diş fırçalamak gibi. Bu açıdan reklamlarda kullanılacak dilin çok iyi ve çok doğru olması lazım. Zira asırlarca söylenip dilimize yerleşebilir. Tıpkı "vimlemek" tabirini reklamların dilimize soktuğu gibi.

Slogan markanın önüne geçmemeli

Ali Saydam (İletişim Uzmanı):

Son üç yılda reklam pastası 750 milyon dolardan 2,2 milyar dolara ulaştı. Rekabet artınca akılda kalacak sloganları üretme becerisi de artıyor. Beceren kazanıyor, beceremeyen ise çuvallıyor. Rekabet ürünü artınca hizmet de arttı. Bütün bunlar bunun bir göstergesi. Sloganı bulup halkın diline yerleştirmenin çarpan etkisi bulunuyor. Yani doğru reklam sloganı kullanılırsa reklam içinde kullanılan öğe mesela Çelik gibi günlük hayatımıza girebilir. Yeter ki bizim kültür ve değerlerimize uygun olsun. Slogan kalıcı davranış değişikliğinden ziyade anlık değişikliklere yol açar. Onun için çarpıcı olmak zorunda. Ancak slogan markanın önüne geçerse tehlikeli bir durum oluşur.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious