Sınır ötesi operasyonlar başarılı mı?

Sınır ötesi operasyonlar başarılı mı?.11090
  • Giriş : 27.12.2007 / 08:56:00

Türkiye 'girelim' baskılarına uyup K.Irak'a çok sayıda asker ile girmiş olsaydı...

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Öncelikle eğer Türkiye heyecanlı kalabalıklara ve ateşli yorumcuların 'girelim' baskılarına uyup Kuzey Irak'a hazırlıksız ve çok sayıda asker ile girmiş olsaydı ne kadar gereksiz ve büyük riskler alacağını çok net bir şekilde görebiliyoruz.

Bir yıldan daha az bir süre içinde Amerikan askerleriyle çatışma olasılığını tartışan bir Türkiye'den, Amerikan istihbaratı ile PKK kamplarını vuran bir Türkiye'ye geldik. Daha nisan ayında ABD'nin, AB'nin, hatta tüm dünyanın terör örgütüne destek verdiğini dünyaya meydan okurcasına ilan eden bir TSK'dan, neredeyse tüm dünyanın desteğini arkasına almış bir TSK'ya ulaştık. Karşımızda büyük bir diplomatik, siyasî ve askerî başarı var. Başarının sırrı da bu üçlünün uyumunda gizli. Sivil ortak akıl terörle mücadelede yerini aldığı sürece Türkiye hatalarını azaltıyor. Buna rağmen operasyonların başarısız olduğu şüphesini yaymaya çalışanlar da yok değil. Bu kişilerin bir kısmı hâlâ birinci ve ikinci nesil savaş anlayışına sahipler. Bir bölgeye en az 50.000 asker ile girilmeden operasyon olamayacağını düşünüyorlar. Hâlâ Mete Han'ın, Kanuni'nin ordusunun mantığına sahipler. Oysa dünya yeni bir savaş mantığına geçmiş durumda. Deniz ve hava gücü aşamalarını çoktan geçen dünya, şimdi deniz, hava, füze ve uzay teknolojilerinin istihbarat ile birleştiği bir aşamada. Yeni nesil savaşlarda sahada çatışanlardan daha önemli bir ekip bilgisayar başlarında 'çarpışıyor'. ABD'nin birinci ve ikinci Irak 'seferleri'nde Irak'taki askerlerinden daha fazla etkiyi Florida'daki bilgisayar başındaki askerleri yaptı. Saddam Hüseyin'in o çok güvendiği ordularının daha az sayıda asker karşısında dağılmasının bir nedeni de bu. Ortaçağ ile modern çağ arasında sıkışıp kalmış Irak ordusu post-modern bir Ordu karşısında tutunamadı. Türkiye'nin Irak operasyonu bir yönüyle TSK'nın yeni bir aşamaya geçmek zorunda olduğunu da ortaya koydu ve belki de terör kamplarının bombalanmasından daha büyük bir etkiyi Ordu kademelerindeki zihniyet yenilenmesinde yaşamaktayız.

Operasyonları başarısız bulanlar

Operasyonları başarılı bulmayan bazı çevrelerin gerekçeleri ise teknik olmaktan ziyade ideolojik. Türkiye'de ordunun başarısı bazı çevrelerce ne yazık ki savaş alanındaki başarısından ziyade iç siyasetteki etkisine göre ölçülmüştür. Başka bir deyişle TSK, Hint Okyanusu'nda büyük başarılar kazansa, Kuzey Kutbu'nun hakimi olsa ya da Pasifik'te hava sahasını ele geçirse de bu kesimlere yaranamaz. Onlara göre TSK'nın asıl görevi hükümetleri denetim altına almaktır. Eğer TSK, başbakan değiştirme gücüne sahipse işte o zaman başarılıdır. Zaten uzun yıllar TSK'nın ihmal edilmesi ve aslî işlevlerinde bazı zaafların ortaya çıkmasının en önemli nedeni de bu çarpık ideolojik yaklaşımdır. İçeride hükümet ve TSK, aynı hedefler doğrultusunda birleşemediği sürece ne terörle mücadelede ne de diğer savunma konularında yeterli başarı yakalanabilir. Söz konusu uyum biraz olsun yakalandığında nelerin olabileceği ise en son hava saldırılarında net bir şekilde görüldü. İşte bazı çevreleri rahatsız eden de bu. Türkiye, PKK kamplarını yerle bir etsin; ama bunun hükümete değil, TSK'ya yararı olsun istiyorlar. Başka bir ifade ile onların aklında en az iki ayrı Türkiye var. Oysa hükümetler bir ülkenin karar merciidir, ordular ise savunmadaki icra kollarıdır. ABD ordusunun Irak'a Başkan Bush'tan bağımsız girdiğini ya da Afganistan'da Amerikan ordusunun değil, Bush'un başarılı (ya da başarısız) olduğunu söylemek ne kadar yanlış ve anlaşılmaz bir mantık olursa aynı durum Türkiye için de söz konusu olmalıdır.

Operasyonların somut sonuçlarına gelecek olur isek, öncelikli olarak Türk ve Amerikan istihbarat verilerine göre PKK'nın kaybı yüzlerce teröriste ve çok ciddi maddî yıkıma ulaşmış durumda. Daha önce belli noktalara giriş-çıkışları yasaklanan teröristler, en ufak bir toparlanmada hava saldırısı ile karşılaşıyorlar. Sınırlara yaklaşmakta büyük zorluk yaşıyorlar. Çünkü hava saldırısını, top ve füze atışları izliyor. Belli geçiş noktaları Türk güvenlik güçlerince tutulmuş durumda. İçeride de devam eden operasyonlar neticesinde örgüt üzerindeki baskı had safhaya varmış durumda. Saldırılar bekleneceği üzere örgüt için iletişimi de baltalıyor. Birbirinden kopmaya başlayan teröristler daha çok hata yapıyorlar, böylece daha çok da kayıp veriyorlar. İletişim gibi ulaşımda da ciddi sorunları var. Kamplardaki araçlarında önemli zararlar var. Eskisi gibi bir hareket serbestileri kalmadı. ABD'nin karşılarında olduğu ve Türk istihbarat güçlerinin tüm Kuzey Irak'a dağıldığı korkusu nedeniyle nispeten daha rahat hatlar boyunca ilerleyemiyorlar. Böylece daha çok risk alıyor ya da hareketsiz kalmayı yeğliyorlar.

Operasyonlar sürdükçe PKK'nın kayıpları daha da artacak. Kış şartları örgütü daha zorluyor ve zorlamaya devam edecek. Bazı yorumcuların tespitlerinin aksine kış şartlarının Türk güvenlik güçlerinin işine yaradığı açıkça görülüyor. Örgüt üyeleri, ağırlaşan kış şartlarında lojistik destekleri de kesildiği için büyük sorunlar yaşıyorlar. Kamplarda dahi su, yiyecek, barınak ve elektrik ihtiyaçları karşılanamıyor. Bu şartlara uzun süre dayanmak zor olduğu için bir kısım teröristler kışı geçirmeleri için Türkiye'ye, evlerine gönderilmek isteniyor. Ancak yollar güvenli seyahate uygun değil ve birçok terörist yollarda etkisiz hale ge(tiri)liyor.

Maddî hasarın boyutları zamanla daha net bir şekilde ortaya çıkacak. Ancak asıl büyük darbe, psikolojik alanda vuruluyor. Malum, terör aslında bir psikolojik savaştır. Silahlı çatışmanın maksadı duygusal gerilimler ve öfke patlamaları oluşturarak siyasî getirim elde etmektir. Bu yolla yükselen terör örgütleri, yine aynı yolla yok edilebilirler. Bu bağlamda örgütün çok büyük darbeler aldığı anlaşılıyor. Gittikçe azalan telsiz görüşmelerinden anlaşıldığı kadarıyla örgüt içinde ciddi bir panik ve dağılma aşaması başlamıştır. Örgüt, kaçışları engelleyebilmek için bazı kişileri infaz etme yoluna giderken, operasyonların kamuoyunda sulandırılmaksızın devam ediyor olması örgüte toparlanma fırsatı vermemektedir. Son günlerde yoğunlaşan pişmanlık (eve dönüş) yasası tartışmalarının da bu süreci hızlandırması beklenmelidir.

En son operasyonların en önemli kazanımlarından biri de Türkiye'nin terörle mücadelede kazandığı uluslararası meşruiyettir. Türkiye, hedeflerini çok net ve dar bir nokta olarak seçmiştir ve ısrarla, tutarlı bir şekilde sadece terör kamplarını vurmaktadır. Çok yakındaki köyler dahi bu saldırılarda zarar görmemektedir. Bu durum, terör örgütünün manevra alanını daha da daraltmaktadır. Türkiye'nin Barzani, Talabani ya da başka bir yerel gücü hedef almıyor oluşu, hatta terör örgütüne sempati duyan bazı köyleri dahi vurmuyor oluşu, ona büyük bir saygınlık kazandırmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Türkiye'nin öfke ile değil, akıl ile hareket ettiği görülmektedir. Bu nedenledir ki Türkiye, sınır ötesi bir operasyon yapıyor olmasına rağmen, İsrail'in 2006 yazında Lübnan'da düştüğü hatalara düşmemiş, bu nedenle dünya ile ilişkilerini de korumasını bilmiştir. Adeta bir 'cerrah hassasiyeti' ile hareket eden Türkiye'nin bu hassas operasyonları Barzani'yi dahi rahatsız etmektedir. PKK'nın çevreye rahatsızlık vermeden devre dışı bırakılabilmesi ve Ankara-Washington hattındaki yakınlaşma sadece terör unsurlarının değil, Irak'taki Kürtçü unsurların da etkisinin azalmasına yol açabilir. Barzani'yi asıl rahatsız eden de böyle bir sonuç olacaktır.

Bundan sonra ne yapmalı?

Bundan sonraki dönemde içeride ve dışarıda Türkiye'ye hata yaptırmak isteyenler olacaktır. Başta PKK ve uzantıları, sorunu yeniden içeriye taşımak isteyeceklerdir. Bu hedefte PKK'nın en önemli kartı askeri sıkça gündeme taşımak, generalleri konuşmaya zorlamaktır. Unutmamak gerekir ki; TSK sahada konuşur ve şu anda uçaklarıyla, komandolarıyla, helikopterleriyle, füzeleriyle konuşmaktadır. Belirlenen sınırlar dâhilinde TSK eylemleri devam edecektir. Bu süreçte askerler ne kadar çok siyasî mesajlar verir ise operasyonların sadece askerî nitelikte olduğu imajı güçlenir, bu da Türkiye'yi zor durumda bırakır. Çünkü özellikle Batı kamuoyunda TSK'nın imajı uzun yıllar içinde istismara uygun bir hale getirilmiştir. Sürecin sadece terörü hedeflediği ve operasyonların Türkiye'de sadece bir kurumun değil, ülkenin ortak iradesini temsil ettiği vurgusu artırılmalıdır. Bu bağlamda TSK'nın sürekli olarak teknik verilerle konuşması, operasyon görüntülerini dünya kamuoyu ile paylaşması gerekmektedir. Bu arada Başbakanlık'ta, TSK'da veya başka bir birimde ulusal ve uluslararası medyaya dönük olarak bir ofisin oluşturulması ve Türkçe, İngilizce ve gerekli diğer dillerde dosyaların hazırlanması, düzenli basın toplantılarının yapılması şarttır. Aksi takdirde iletişim alanında inisiyatif PKK, Barzani ve diğer unsurların eline geçecektir. Unutmamak gerekir ki; dağdaki başarılardan çok daha önemlisi iletişim alanındaki başarılardır.

Türkiye karşıtı unsurların bir diğer hedefi ise Türkiye-ABD yakınlaşmasına zarar vermek olacaktır. Burada çok hassas olunması ve provokasyonlara gelinmemesi hayatîdir. Son olarak Türkiye'nin Kuzey Irak'taki güvenlik hedeflerini sınırlı tutması, düşmanlarının sayısını artırmaması, sorunlarını 'dilim dilim' halletmesi gerekmektedir. Bu bağlamda Barzani ya da Talabani, Türkiye'nin düşmanı ya da tehdit olarak yansıtılmamalıdır. Türkiye, böyle düşünse de düşünmese de Barzani, Talabani ve diğer Kürt unsurların Türkiye'ye karşı olmadığı imajını oluşturmak zorundadır. Elbette Barzani'nin kışkırtıcı açıklamaları yanıtsız kalmayacak, gerekli açıklamalar yapılacaktır. Ancak bu açıklamaların üst düzeyde ve resmî görevlilerce yapılması gerekmemektedir. Heyecan geçmişte olduğu gibi tırmandırılmamalıdır. Unutmamak gerekir ki; Barzani gerilimi tırmandırmak ve bu gerilim sayesinde liderlik pozisyonunu güçlendirmek istemektedir. Oysa Türkiye'nin sorunlarının halli için bu tarz gerilimlere ihtiyacı yoktur. Konuşmaktan çok iş yapan, konuya teknik yaklaşan bir Türkiye hem terör sorununu daha kolay halleder hem de Kürt sorunu ve Kuzey Irak sorununda daha avantajlı bir konuma gelir.

DAVUT ŞAHİNER / ULUSLARARASI GÜVENLİK UZMANI

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious