Sınır tanımayan tiyatrocular

  • Giriş : 14.02.2006 / 00:00:00

Dünya Radyo’nun çatısı altında doğup büyüyen Ankara Sanat Evi (ANSE) tiyatro grubu, Türkiye’nin birçok şehrinin gönlünü fethettikten, Avrupa ve Amerika’daki Türk izleyicisine heyecan taşıdıktan sonra, İstanbul’da çıktı sahneye...

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Radyo menşeli oyuncuların yazdığı, yönettiği, oynadığı; dekor, kostüm ve müzik işlerini de yaptığı Ortaya Karışık, 1 saat 45 dakika süresince bol kahkahalı az hüzünlü vadilerde gezdirdi izleyenleri. İki puanla tıbbı kaçırdığı için istatistik okuyan Ömer Pekin’in yazıp yönettiği oyunda, Pekin’e dolmuş şoförlüğü yaparken keşfedilen ‘parakter’ oyuncu Fırat Paşayiğit ve inşaatçıların keşfettiği şair Atalay Demirci eşlik ediyor. Teknik ekip niyetine her işe koşan gizli kahraman ise Taner Karakelle.

Takım elbiseli üç adamın ‘geyiğiyle’ başlayan oyun, kendi deyişleriyle “yedinci dakikasında ne ise yetmiş yedinci dakikasında da o oluyor ve aynı geyikle” sona eriyor. “Sanat için de, toplum için de değil, para için sahnedeyiz biz.” diye uyarmıştı zaten oyuncular izleyiciyi. Paranın Lidya’da bulunuş hali, insanımızın hayatındaki hali, eğitim sistemimiz içindeki hali, “Ortaya Karışık” hali derken, paramparça bir hikâyenin içinde buluyoruz kendimizi. Paraklius, karısı Şiretus’un gün (hanımların şimdi de yaptıkları altın günü gibi) için gereken mutfak malzemesini değiş-tokuş usulüyle almanın zorluğundan parayı icad ederek kurtulur. Birkaç yıl sonra çıkan isyanı kredi kartı ile bastıran Paraklius, devlet hazinesi kraliçenin ek kart borcuna gidince idam edilmekten kurtulamaz. Hastanede geçen ikinci bölümde ise görevliler iyice hicvedilir. Psikopat yemini ettiği düşünülen hasta bakıcının öldürülmesiyle bu bölüm sona erer.

‘Halkın nabzını tutuyoruz’

Oyun bitip de ışıkçı ışıkları söndürünce akılda ilk beliren soru, “Hangisi oyundu, hangisi hataydı?” oluyor. “Hatalar oyunun birer parçasıydı” diye yanıt buluyor soru. “Hüsnüzanna kapılmayın, Ortaya Karışık’ın mantığı bu.” diyen Ömer Pekin, ulvi amaçlarının, sağlık ve eğitimin durumunu kimsenin gözüne sokmadan, kara mizah yapmadan verebilmek olduğunu söylüyor. Fırat Paşayiğit ise “Tiyatro kaygımız yok. Metinde giriş- sonuç bağlantısı aramayın.” diye uyarırken Atalay Demirci “Karışık bu, adı üstünde işte.” diyor. “Güldünüz mü ona bakın.” diyen Paşayiğit, oynarken çok eğlendiklerini de söylemeden edemiyor. “Sen ciddi sorularını bana sor, onlar oyunu sürdürüyor; diyerek sözü alan Dünya Radyo’nun ve ANSE’nin Genel Müdürü Yusuf Kulaksız, “Mizahın düşündürücü yanı elbette var. Yedirilmiş bir mesaj var. Mektepli değil, alaylıyız. Ama sırça köşkte durmuyor, bir kitle oluşturmaya çalışıyoruz. Anadolu’yu dolaşıyoruz, tiyatronun ne olduğunu bilmeyen, ilk defa seyredenler var. Spor salonlarında, bilardo salonlarında oynadığımız oldu.” derken Atalay Demirci, “Penguen espriler yaparak halkın nabzını ölçüyoruz.” diyor. Paşayiğit, “İstanbul’da nabız 56 idi mesela.” diyerek bir penguen espri örneği veriyor. Bir dertleri de oynadıkları her oyunda hem kendilerine hem seyirciye yeni bir şey katabilmek, “Halkın istediğini yaparsan salonlar boş kalmaz. Kim ne yapsın İngiliz ailenin hayatını? Kimse gitmez tabii.” Sanatsal kaygıları olmadığını söyleyen ekibin izleyiciden yegane isteği ise oyunlarına 7 yaşın altında çocuk getirilmemesi.

ABD’ye kadar uzandılar

UNIMA (Milletlerarası Gölge ve Kukla Oyunları Birliği) Türkiye Milli Merkezi tarafından 2005 yılının en iyi tiyatro grubu ödülüne layık görülen 18 kişilik oyuncu kadrolu Ankara Sanat Evi, Kültür Bakanlığı’nın özel tiyatrolara destek ödeneğinden de 20.000 YTL alınca iyice heveslenerek “Amerika’da gülmeyi unutanlara destek olmak için” düşmüş yollara. 8-16 Ocak tarihlerinde Amerika’da Kurban Bayramı etkinlikleri çerçevesinde iki farklı ekibiyle toplam 13 gösteri yapmış topluluk.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious