Sırat köprüsündeki DTP (YORUM)

Sırat köprüsündeki DTP (YORUM).14143
  • Giriş : 21.08.2007 / 22:44:00

DTP'liler baraj nedeniyle 2002 seçimlerinde Meclis'e giremediler.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


2007 seçimlerinde ise bağımsız adaylarla katıldıkları seçimden grup kuracak sayıya ulaştılar.

Oy oranları yüzde beşin biraz üzerinde. 1991'de aynı siyasi damarın temsilcileri ilk defa Meclis'e girmiş ve "Kürtçe yemin" meselesinden başlayarak yaşanan bir dizi problemle birlikte hatırlanır olmuşlardı. On altı yıl sonra yeniden Meclis'te temsil gündeme geldiğinde DTP'lilerin ne yapacakları, nasıl davranacakları medyanın yoğun ilgisine mazhar oldu. Parti yetkililerinin yapmış olduğu ılımlı açıklamalar bu ilgiyi ortadan kaldırmadı, DTP'li vekillerin yemin törenindeki hâl ve tavırları adeta "pornografik" bir dikkatle takip edildi. Milletvekillerinin tek tek kurallara uygun yemin etmelerinden tutun, bir başkasının yemin sırasında "teklemesine", fakat bir bakıma "buna mukabil" şıklığına kadar her tür ayrıntı not edildi, okuyuculara aktarıldı. Bu arada seçim sürecinde "Meclis'e girmeleri hâlinde MHP'liler ile DTP'lilerin kavga edecekleri ve Meclis'in nezahetini bozacakları" yolundaki kaygıların da en azından başlangıçta yerinde olmadığı anlaşıldı. Bazı DTP'li vekillerle MHP Genel Başkanı Bahçeli'nin ve yanındaki MHP'lilerin tokalaşmaları gazeteler ve televizyon kanallarında manşete çıktı, bu insani ilişkinin siyasete yansıması yolundaki temenniler dile getirildi.

Türkiye'nin partisi olmak

DTP'nin "beklenenden düşünülenden" farklı bir siyaset takip edeceği, çatışma ve gerilim yerine ılımlı yaklaşımı esas alacağı yolundaki işaretler aslında bir dönemdir mevcuttu. Aysel Tuğluk'un çokça referans verilen Radikal II'deki "Türkiye'nin bütünlüğüne yönelik hassasiyetlerin belirtildiği, Sevr korkusunun haklılığının altının çizildiği" yazısından tutun, Zana'nın "Türkiye eyaletlere bölünerek yönetilmeli" tezine gösterilen tepkilere kadar birçok beyan bu bağlamda değerlendirilmelidir. Keza seçim sürecinde ve seçim günü vekil adaylarının ayrımcı siyasi anlayışı dillendirmek yerine toplumsal sorunları öne çıkartmaları bu "yeni" yaklaşımın tahkimi olarak anlaşılmalıdır. DTP'li vekil Sırrı Sakık'ın milli maçları izlemek için statlara gideceklerini söylemesi, zaten evde ailecek maçları "heyecanla" takip ettiklerini belirtmesi "barış ve diyalog" yaklaşımının hayatın her alanıyla ilgili olacağını göstermektedir.

Bunlara son olarak DTP'lilerin gazetelere yansıyan özeleştirileri eklenmiştir. Bu özeleştiriler içinde, "Hatta Türkiye"nin partisi mi Kürt partisi mi olunduğuna bir türlü karar verilemeyerek ikircikli davranılmıştır... Türkiyelilik adına Kürt halkının demokratik ulusal değerlerini net ve kararlıca savunmaktan uzaklaşırken, Kürt halkının haklarını savunayım derken Türkiyelilik kimliğini bir yana bırakmış, tüm ezilenlerin, emekçilerin ve demokrat kesimlerin sesi olmayı başaramamıştır. "Tüm partilerden daha çok Türkiye'de halkların çıkarını düşünen bir parti, dolayısıyla gerçek Türkiye partisi olmamıza rağmen temsiliyetimiz doğru temellerde yapılamamıştır." ifadeleri dikkat çekicidir. Burada özeleştirinin bütününde de olan etkili bir Türkiyelilik vurgusu vardır, ancak bunun yanında geldiği temel ve siyaset "Kürt ulusalcılığıyla" yakından bağlantılı olduğu için, ona yönelik hassasiyetleri ifade de mevcuttur. Bir bakıma bu özeleştiri metninde, cemaatiyle "sıcak bağlarının kaynağı olan duyarlılıkların" cemiyetin zemininde, farklı olanın bilgisi altında aynı şekilde sürdürülemeyeceğine yönelik bir "hissediş", her ikisini sentezlemeye yönelik "umarsız" bir çaba, nihayet "kaçınılmaz olarak" cemaatten cemiyete yönelen bir siyasi gerçeklik algısı vardır.

Bütün bunlardan hareketle bazı sonuçlara varmak mümkündür. Her şeyden önce DTP'de bir değişim niyeti, iddiası mevcuttur, ancak yapılıp edilenleri değerlendirirken sırtındaki bir siyasi mirasla birlikte geleceğe yürüdüğünü hep hatırda tutmak gerekir. Bu miras, 1984'le başlayan silahlı kalkışmanın kitleler üzerinde yarattığı ajitasyonun, beklentinin, soy ulusalcı eğilimlerin odağında olduğu bir hissiyatın ve söylemin ürünüdür.

Öcalan PKK'yı bir yanıyla 18. isyan, ama diğer yanıyla da ulusalcı nitelikteki ilk Kürt başkaldırısı olarak değerlendirmektedir. Bir yöntem olarak "şiddet" kullanıldığında, ulusalcılık için gerekli olan "kendisini ötekinden ayırma"da sınırları kan çizmeye başlar. Bu iklim, süreci iki tarafı keskin bir kılıç haline getirir. Bir taraftan şiddetin kitleleri ulusalcı çizgiye taşımasından memnun olursunuz, fakat diğer yandan da yaşanan bedeller, ortaya çıkan tablonun ürkütücülüğü, nihayet kendi iddianızı daha geniş bir insani bağlamla ilintilendirmek düşüncesi "barış ve diyalog" çağrılarını doğurur. Hedef kitle ile siyasi buluşma için oluşturulan yakın geçmişi hikâye etme biçimi, "kaçınılmaz olarak" sert, ayrımcı, uğranılan haksızlıklar ve mağduriyetler anlatısının en keskin şekilde dile getirildiği ve esasen "Kürt odaklı kalkışmanın" tam da bunun ürünü olduğu tarzındaki bir söyleme yaslanır. Şiddet bu söylemi besleyen, ona hedef kitlenin muhayyilesinde haklılık ve gerçeklik kazandıran bir dizi verinin ortaya çıkmasına da imkân verir. Şiddete karşı kullanılan şiddet oradaki dünyada sadece bugünün değil geçmişin yeniden kurulmasının da besleyici damarı haline gelir. Siyasi var oluş için, her türlü "benzerliğin" reddedilmesi, buna karşılık farklılığın her vesile ile vurgulanması gerekir. Nihayet şiddetin neticesi olarak yaşanan ölümler, kayıplar mistik bir yüceltmenin ve aynı zamanda "tavizsiz bir ulusalcı tavrın" gerekçeleri olarak bu mirastaki yerlerini alırlar.

İki bakışın arasındaki DTP

Böyle bir geçmiş birikiminin, kitlelerle ilişki kurma biçiminin ardından hedefi, dili, stratejisi itibarıyla bundan farklı yeni bir siyasi tavır geliştirmek kolay değildir. Tıpkı DTP'nin "özeleştiri" metninde olduğu gibi, bir yandan mirasa göndermede bulunmak, kitlelerle bu bağı güncellemek ihtiyacı hissedilir, bir yandan ise "elindeki kitlelerin hassasiyetleri çerçevesinde" en risksiz bir strateji ile "yeni" tutum geliştirilmeye çalışılır. Bu tam anlamıyla Sırat Köprüsü'nde yürümektir. DTP'liler Meclis'e girmekle, en azından kendi kitleleriyle ilişki kurdukları huzurlu ve barışık ortamdan çıkmışlar, cemaat içi söylemin kurtarıcılığı yerine daha geniş kitlelerin gözünün önünde olma ve onlara da konuşmanın "tehlikeli suları"na girmişlerdir. Dün üzerlerinde ağırlıklı olarak oy aldıkları kitlelerin bakışları varken, bu beklentilere uygun davranma ve konuşma daha kolayken, şimdi bu kitlelerin yanı sıra üzerlerine ikinci bir bakış yönelmiştir. Bu bakış, DTP hakkında ılımlılıktan hasımlığa kadar uzanan bir çizgide yer alan ötekilerin bakışıdır. Esasen Meclis'te DTP'lilere yönelen o rahatsız edici kameraların ve gözlerin arkasında tam da bu gözler vardır.

M. NACİ BOSTANCI

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious