Sırrı Sakık'tan Haber Aktüel'e özel açıklama

Sırrı Sakık'tan Haber Aktüel'e özel açıklama.18965
  • Giriş : 29.12.2014 / 17:58:00
  • Güncelleme : 29.12.2014 / 17:56:51

Kürt siyasetçi Sırrı Sakık, gündemdeki konulara ilişkin Haber Aktüel'e açıklamalarda bulundu.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Sırrı Sakık, Kürt siyasetinin önde duran isimlerinden.

Senelerdir milletvekilliği ile tanıdığımız Sakık, 1 Haziran'dan bu yana Ağrı Belediye Başkanlığı yapıyor.

Sakık'ın kendi verdiği bilgiye göre Meclis için düzenlenen anketlerde defalarca en iyi 10 milletvekili arasına girmiş.

Belediye Başkanlığı'nı ise "bir kentin vicdanı olmak" diye tanımlıyor.

Sırrı Sakık ile belediye başkanlığından çözüm sürecine, 6-7 Ekim olaylarından özerklik taleplerine kadar bir çok konuyu konuştuk.

***
Röportaj: Muaz Kalaycı
Redakte: Lale Şimşek


***

— Tartışmalı bir seçim süreci geçirdiniz. Netice olarak Başkanlığa siz seçildiniz. Bu süreci ve gelinen noktayı değerlendirir misiniz?

Evet... Peşinen şunu söyleyeyim; benim aslında belediyecilikle ilgili bir talebimin olmadığını, bizim hareketimiz de herkes gibi çok iyi bilir. Ben Ağrılı değilim ama bu kentin sorunlarını bilen, uzun yıllardır bu kentle gönül köprüsü oluşturan biriyim. Başkanlığa talip olduğumda bizim oy potansiyelimiz yüzde 25'ler de, AK Parti ise yüzde 70'lerdeydi. Böyle bir süreçte geldik ve başkanlığa talip olduk. Belediye'nin çok borçlu olduğunu da biliyoruz, çok yoksul olduğunu da biliyoruz, bu kentin yoksullar kenti olduğunu da biliyoruz. Burası metrekareye en çok yoksulun düştüğü kentlerden biridir. Bunların hepsini bilerek geldik. Burada yoksulluğun insanı nasıl çürüttüğünü biliyoruz. Geldik ve halkımızla  bunları paylaştık. Biz parti olarak bu kenti çok önemsiyoruz. Bu kentin Kürt tarihinde önemli bir yeri var. Ağrı, Cumhuriyet'in kuruluşundan bugüne kadar hep ötelenen, ertelenen bir kenttir. İşte biz de bu kentin sesi olabiliriz, bu kenti Türkiye gündemine taşıyabiliriz diye düşündük. Ağrı'yı seçimlerde dünya gündemine taşıdık. Çünkü seçimlerde buraya Japonya'dan tutun da Çin'den, Amerika'dan, Fransa'dan, Avrupa'nın ve Orta Doğu'nun birçok ülkesinden, yüreği burada olanlar, buraları uzun yıllardır terk edip gidenler geldiler. Hep beraber seçimleri bir festival havasıyla sürdürdük. Bu, Ağrı'ya katkımız oldu. Ağrı artık sadece böyle ötelenen, ertelenen bir kent değil. Bu kentin sorunlarını bütünlük içerisinde hem kamuoyuna taşıdık, hem de Türkiye'nin gündemine oturttuk.

"BİZİM AĞRI İÇİN BÜYÜK PROJELERİMİZ YOK, BİZ BİR VİCDAN HAREKETİYİZ"

30 Mart seçimi öncesinde burada hükümetin de yoğun bir çalışması oldu. Ama biz halkımıza; "Biz buraya çok büyük projelerle gelmedik. Bu kentin sesi ve vicdanı olacağız, bu kentin sesini Türkiye'nin dört bir tarafına taşıyacağız, bu yoksulluğa bir çare bulacağız" dedik. Bu kente pozitif bir ayrımcılık yapılması gerektiğini bu ülkenin yöneticilerine söyledik. Eğer bu kent 100 yıllık Cumhuriyet tarihi boyunca en yoksul kent olarak kalmışsa yöneticilerin bunda günahı çoktur. Bunların hepsini tek tek halkımızla paylaştık. Seçim öncesinde merkezî hükümetin Bakanları, bürokratları buraya geldiler. Müthiş bir çalışma içerisinde oldular ve çok da büyük vaatler verdiler. Ama biz tam tersini yaptık. "Bizim projelerimiz yok, biz bir vicdan hareketiyiz, biz sizin sesinizi duyuracağız. Size yalan söylemeyeceğiz" dedik. Geldiğimiz günden bugüne kadar da bunu yaptık.

"SEÇİM YENİLENMESEYDİ BARIŞ SÜRECİ HEBA EDİLECEKTİ"

Tabi ki 30 Mart seçimlerinde yapılan bir takım hileler ve müdahaleler vardı. Ama buna müsaade etmedik. Kenti kanatmak istiyorlardı. Buradaki belli kesimler seçimi kazanmak adına her türlü yola başvurdular. Ama biz buna müsaade etmedik. Kenti germek istediler, buna da müsaade etmedik. 30 Mart sonrası Türkiye'nin dört bir tarafından buraya güvenlik güçleri geldi. Kenti bu şekilde germek istediler. Buna da müsaade etmedik. Türkiye'nin bütün illerinde seçim sonuçları birkaç saat içerisinde neticelenirken ne yazık ki küçük bir kent olmasına rağmen Ağrı'da seçim sonuçlarını açıklamak birkaç günü aldı. Burada sonuçlara müdahale edilmek isteniyordu, buna da engel olduk. Halkımıza şunu söyledik: Bu kenti kanatmayız, kanatılmasına asla müsaade etmeyiz! Vekilliği, Belediye Başkanlığını bir damla kana değişmeyiz. Öyle de davrandık ve  çıktık dedik ki; "eğer 30 Mart seçimleri size bir ders olmamışsa buyurun 1 Haziran seçimlerine gidelim!" Ve seçimin yenilenmesini isteyen biz olduk. Çünkü kenti gereceklerdi, 30 Martta ki sandıklara müdahale edeceklerdi ve bu kent kanayacaktı. Kent kanamış olsaydı Türkiye'nin yeniden toplumsal dokularıyla oynanmış olacaktı, barış süreci heba edilecekti.  

"BEN AĞRI'YA ÖCALAN'IN MANİFESTOSUNA DESTEK OLMAK İÇİN GELDİM"

Ben bu kente Öcalan'ın 2013 yılı Nevruz'undaki manifestosu benim için geçerli olduğu için, buna destek olmak istediğim için geldim. Yani silahlı mücadele görevini bitirdi, bundan sonra demokratik siyasetin hayat bulması gerekir. Ağrı isyanın adresidir. Artık insanların isyanının adresi dağlar değil demokratik siyaset olsun, sandık olsun... Bugün Ağrı'da bulunuş nedenim budur. Sonuç olarak 30 Marttaki seçimler Ağrı İl Seçim Kurulu'nun kararıyla 1 Haziran'a ertelendi. 1 Haziran seçimlerini de kazandık. Ağrılılar; "halkın gücünden daha büyük bir güç yoktur" mesajı verdi. Seçim sürecinde devletin bütün birimleri burada birebir aktif hale getirildi. Hatta dönemin Başbakanı, Sayın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan burada mahalleleri, evleri dolaştı. Bu belki de siyaset tarihinde bir ilkti ama halk bize inandı. Bu konuda bizim çok büyük projelerimiz, ekonomik gücümüz yoktu. Halkın birebir çalışmasıyla seçimleri büyük bir farkla kazandık.

"HÜKÜMETİN 13 YILDIR YENİLDİĞİ TEK YER AĞRI'DIR"

Halka bu duruşundan dolayı teşekkür ediyoruz. Halk; para pulun, iktidar olmanın buralarda para etmediğini, artık geçmişin politikalarının ve vaatlerinin bu halkı çok fazla ilgilendirmediğini gösterdi. Dünün güneşiyle bugünün çamaşırları kurutulamaz. Ağrı bunu gösterdi. Hükümetin 13 yıllık iktidarlığı döneminde tek yenildikleri yer Ağrı'dır.

Yani Ağrı halkı bu konuda önemli bir mesaj verdi ve "sorunlarımızı demokratik siyasetle çözün" dediler. Aslında bu Kürt hareketine de önemli bir mesajdı: "Öcalan'ın projesinin arkasında duruyoruz, demokratik siyaset bizim vazgeçemeyeceğimiz alandır."

"EY HÜKÜMET! KENAN EVREN'İN GETİRDİĞİ SEÇİM BARAJINI KALDIRIN"

Ağrı seçimleri hükümete de; "Ey hükümet! Eğer bir barış süreci sürdürüyorsanız sizin demokratik siyasetin önünü açmanız, demokratik siyaseti yeniden dizayn etmeniz lazım. Mevcut olan seçim kanununu kaldırın. Yani 12 Eylül ürünü olan, Kenan Evren ve arkadaşlarının getirdiği seçim barajını kaldırın, demokratik siyasete hayat açın" şeklinde büyük bir mesaj verdi. Ağrı seçimlerinde ki bu duruş, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine de bu şekilde yansıdı. Ağrı'da yüzde 25'ler de olan oy oranları Cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 62'ye çıktı. Eğer siz halkın sorunlarıyla ilgilenir, algıyı iyi yönetirseniz siyaseten sonuç almamak için hiçbir nedeniniz yok. Halkların Demokratik Partisi, 2015 seçimlerine parti olarak katılmaya karar verdi. Bence doğru bir karar veriyorlar. Eğer Ağrı seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri baz alınırsa bizim bu konuda herhangi bir sorunumuzun olmadığını bu halk bize gösterdi. Ağrı'nın bu konuda ki duruşunu tekrar selamlıyoruz. Bu duruşun Türkiye demokrasisine çok önemli katkıları var. 1 Haziran seçiminin sonuçları açıklandığında ben, "bu seçimin tek kazananı barış süreci olmuştur, ülkemiz olmuştur" dedim. Bu seçim sonucu bu topraklarda barışın ne kadar elzem olduğunu göstermiştir.

"BANA DİYARBAKIR'DA, MARDİN'DE GÖREV VERİLSEYDİ KABUL ETMEZDİM. ÇÜNKÜ..."

— Belediyedeki eşbaşkanlık sistemi nasıl ilerliyor? Her şey yolunda mı? Görüş ayrılıklarını nasıl çözüyorsunuz?

Biz bu ülkede ilklerin partisiyiz. Birçok yeniliği getirdiğimiz de hep tepeden baktılar, dudak büktüler. Ama hepsi hayat buldu. Eş başkanlık sistemini de ilk olarak biz uyguladık. Bunu uyguladığımızda medya da, siyasi partiler de bu sistemi görmezlikten geldiler, haksızlık ettiler. Ama biz inatla bunu sürdürdük ve yapılan son anayasal değişiklikle eş başkanlık sistemi partilerde hayat buldu. Bu bir bedelin yansımasıydı. Bugün de eş başkanlarla ilgili davalar açılıyor. Mahkeme kararları var ama biz pratikte bunları birebir uyguluyoruz. Bu ülkede kadın - erkek eşitliğinin hayatın her alanında hayat bulması gerektiğini düşünüyoruz. Eşbaşkanlık sisteminin bizim iç işleyişimize herhangi bir sıkıntısı olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü biz çok örgütlüyüz, biz halkımız için varız. İşte bana da böyle bir görev düştü. Eğer Diyarbakır ve Mardin gibi büyük şehirlerde, yani bizim kazanabileceğimiz tüm bölgelerde bir görev teklif edilseydi kesinlikle kabul etmezdim. Yoktan var etmek gibi bir görev verildiği zaman da "baş göz üstüne" derim. Eş başkanlık sisteminde de herhangi bir sorunumuz yok ama zaman zaman merkezî hükümetle, burada ki yerel yöneticilerle, bürokratlarla sorunlar yaşanıyor. Ama eminim ki önümüzde ki dönemde Türkiye yeniden dizayn edilirse, yeni bir siyasi partiler yasası çıkarılırsa bunlar hayat bulacaktır.

"BANKAMATİK KORUMALARA DOKUNDUK!"

— Medyada Ağrı Belediyesi'nde işten çıkarılan işçilerle ilgili haberler yer alıyor. İşçiler, kendilerine haksızlık yapıldığını düşünüyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

Biz buraya geldiğimizde hizmet sektöründe 200'ün üzerinde çalışan vardı. Geldim ve arkadaşlara; "burada çalışanların kimliği, inançları ne olursa olsun özellikle kanalizasyonda ve su işlerinde çalışanlara dokunmayın" dedim. Ben zaten bunlarla ilgilenmiyorum, benim ilgi alanımda değil. Kenti tanımadığım için "şu çalışsın, bu çalışsın" demem. Ben yoksulların ekmeğine asla dokunamam. Hele hele çalışan, emek sarf edenlere asla dokunmam. Zaten üç birimde çalışan arkadaşlarımıza dokunulmadı. Evet işten çıkarılanlar var. Eski Belediye Başkanı'nın 15-20 tane koruması vardı. Bir çoğu da bankamatikle işe hiç gelmeden para alıyordu. Bunlara dokunuldu! Basına açıklamalar yapanlar da bunlar. Ben tabi ki onları çok iyi tanımıyorum. Arkadaşlara sordum. Benim bildiğim kadarıyla işten çıkarılan temizlik işlerinde görevli tek bir insan bulamazsınız. Geldiğimde onların da bir kısmının çıkışı verilmişti. Bu asla olmamalı dedim ve şimdi onlar işlerine devam ediyor. Ama takdir edersiniz ki yasa gereği alabileceğimiz insan sayısı belli. Bu şekilde ihaleye çıkıyoruz. Biz geldik ve 500 öğrenciye burada eğitime destek bursu veriyoruz.

"TAKVİM GAZETESİ TETİKÇİLİK YAPIYOR. TAKVİM VE YENİ ŞAFAK GİBİ İKTİDARA YAKIN GAZETELERİN KARIN AĞRISI VAR"

— Belediye Başkanı olduktan sonra sizin için "Sırrı Sakık'a Ankara'da siyaset yapmak yakışır" yorumları yapıldı. Bazı haberlerde ise Ankara'da kalmak istediğiniz, Ağrı'da yaşamak istemediğiniz yazıldı. Sizin bu yorumlara yaklaşımınız ne?

Takvim Gazetesi gazetecilik yapmıyor. Keşke gazetecilik yapsa... Takvim Gazetesi sürekli iktidara yakın olanların tetikçiliğini yapıyor. Herkes de Takvim Gazetesini biliyor. Ben de gazetecilik yaptım. Ama bu gazetecilik değil! Takvim ve Yeni Şafak gazetesi gibi iktidara yakın olan gazetelerin ne yazık ki böyle bir karın ağrısı var. 1 Haziran seçimleri de, 30 Mart seçimleri de siyaset akademisinde ders olabilir. Buradan bu dersi çıkarsınlar. Halkla nasıl diyalog kurulduğunu, halka yalan söylemeden siyasetin nasıl dizayn edildiğini görsünler. Böyle yalanlarla, karalamayla olmuyor!

"1 YIL SONRA PARLAMENTODA BİR GÖREV VERİLİRSE BAŞ GÖZ ÜSTÜNE DERİM"

Ben buraya gelirken arkadaşlarım, "Ağrı'da seçimleri aldıktan 1 yıl, hatta 15 gün sonra parlamentoya geri dönebilirsiniz" dediler. Ben kesinlikle 15 gün içerisinde dönmeyeceğimi açık ve net olarak söyledim. Eğer 1 yıl sonra bize bir görev düşerse, halkımız bu konuda yeniden bir görev verirse baş göz üstüne derim. Biz idealist insanlarız. Beş kez cezaevine girmiş bir insanın. Ben parlamentoda iyi bir vekillik yaptığımı düşünüyorum. Milletvekilliği dönemlerimde her yıl yapılan anketlerde en iyi 10 vekil arasında yer alıyordum. Bir çok yerde; ''siz görevinizi tamamladınız. Sizin yeniden parlamentoya gitmeniz gerekir'' sözlerini duyuyorum. Çünkü ben buralarda binlerce yoksul Kürt çocuklarının umut adresiydim. Belki siz de gördünüz, buraya yüzlerce insan gelip gidiyor. Ben buraya gelen işte o öğrencilere Türkiye'nin öbür tarafından burs bulan bir insanım. Ben hasta olanların adresi olan bir vekillik yaptım. Yoksul olanların başında oldum. Kürt - Türk hiç fark etmez nerede haksızlığa uğramış birisi varsa yanı başında yer aldım. Bunun için evet buralarda; ''Siz parlamentoda olmalısınız" diye sesler yüksek bir şekilde duyuluyor. Bizim partimiz, arkadaşlarımız, halkımız nasıl bir karar verir onu hep birlikte göreceğiz.

"MAAŞIMI YOKSUL VATANDAŞLARA DAĞITIYORUM"

Ağrı'ya geldiğimde gördüm ki kent çok yoksul. Buralardan nemalanmaya çalışmadık. Milletvekiliyken 15 bin TL maaş alıyordum. Buraya gelince 7 bin küsur TL'ye düştü. Bu parayı da buradaki yoksullara dağıtıyorum. Biz buraları bir istikrar kapısı olarak görmüyoruz. İlk başta da dediğim gibi bundan sonra bu topraklarda silahların değil siyasetin hayat bulması gerekiyor. Bir daha belimize silahların namlusunu doğrultmadan, bir arada nasıl yaşayabiliriz, demokratik bir cumhuriyeti nasıl kurabiliriz, ortak bir vatanı nasıl inşa edebiliriz bunun için mücadele etmemiz lazım. Bize düşen görev budur. Ben böyle bir ruh haliyle bu topraklardayım. Evet bu kente yabancıyım. Bu kente birkaç kez gelip gitmişimdir ama benim seçim bölgem Muş'tur. Fakat bana zaman zaman farklı görevler düşmüştür. Demişler ki size Adana'da ihtiyaç var. 1995 seçimlerinde Adana'dan milletvekili oldum ve çok büyük bir oyla kazandım. Bir kaç kez de Muş'ta seçimlere girdim. Burası benim için üçüncü seçim bölgesi. Ağrı'da da halkın emrindeyiz ve bu topraklarda barışın hayat bulması için bize hangi görev düşerse onları yaparız.

"ÇÖZÜM SÜRECİNDE İŞİN MUHATAPLARIYLA DİREKT DİYALOG KURULUYOR"

— Çözüm süreci diye adlandırılan süreçte Ağrı önemli bir dönemeç. Başbakan Ahmet Davutoğlu; "Son dönemde yapılan görüşmelerde çok pozitif, olumlu bir atmosfer var. Özellikle 6-7 Ekim olayları sonrasında sarsılan güven ortamı yeniden tesis edilmeye çalışılıyor" şeklinde bir açıklamada bulundu. 6-7 Ekim olaylarında Ağrı'da da olaylar çıkmış ve hatta Patnos ilçesinin Belediye binası yakılmıştı... Başbakan'a katılıyor musunuz? Çözüm sürecinin gidişatı ile ilgili neler düşünüyorsunuz?

Barış süreci zaman zaman aksıyor, rehavet var. Ne yazık ki bu ülkenin yöneticileri bu rehavete kapılırlar. 1999 yılında bir ateşkes süreci yaşanmış. PKK, silahlı güçlerini ülke dışına çıkarmış. O tarihte çok ağır bedeller ödenmiş ama PKK ısrarla barışı sürdürmeye çalışmış. Ama bu 5 yıllık süre içerisinde silahlar patlamamış. O günün yöneticileri rehavete kapılarak sorunları çözmemişler. Bu yıllar, heba olan yıllardır. Aslında bu sorun o gün çözülmüş olsaydı bugün belki farklı şeyler konuşuyor olacaktık, ülkemiz farklı bir noktada olacaktı. Ben süreci önemsiyorum. İlk kez işin muhataplarıyla direkt diyalog kuruluyor. Hiç kimse bu süreci küçümseyemez. Bizim arkadaşlarımız gidip İmralı'da görüşmeler yapıyor, sonra gidip hükümet çevresiyle görüşüyorlar, daha sonra Kandil'de görüşüyorlar... Bizim tüm feryadımız "müzakereye geçilsin." Süreç seçimlere kurban gitmesin. Biz Kürtler, acımasız siyaset dünyasının kurbanı olmuşuz.

"HÜKÜMETİN BARIŞ SÜRECİNDEKİ KARARLILIĞI BİZİ YÜREKLENDİRİYOR"

Seçimler gibi çeşitli nedenlerden dolayı barış süreci zaman zaman askıya alınıyor ama hükümetin bu konudaki kararlığı bizi yüreklendiriyor. Ben daha ilk başta bizim arkadaşlarımıza da, hükümete de çağrıda bulunarak medya üzerinden konuşmamaları, tartışmamaları gerektiğini söyledim. Medya ile her şeyi paylaşmak zorunda değilsiniz, olgunlaştıktan sonra paylaşabilirsiniz. Medya üzerinden tartışmalar başlayınca süreç uzuyor. Bizim 1 saniye bile kaybedecek lüksümüz yok. Her gün bir araya geliniyor. Her gün bir araya gelenlerin medya üzerinden birbirlerine mesaj iletmelerine gerek yok. Önemli bir noktadayız. Bu süreç sadece 2 yıllık bir süreç değil. Kaç yıldır bu görüşmeler yapılıyor. Bu görüşmelerin alt yapısı oluşturulduktan sonra heyetler gidip gelmeye başladı.

"GÖRÜŞMELERDE ÜÇÜNCÜ GÖZ OLSAYDI, ŞUAN FARKLI BİR NOKTADA OLMUŞ OLACAKTIK"

İlk günden beri sürekli hükümeti uyardık; "üçüncü göz olmalıdır" dedik. Bu uluslararası irade falan değil. Bu ülkedeki vicdan sahiplerinden oluşan üçüncü göz olmuş olsaydı belki bugün daha farklı bir noktada olacaktık. Çünkü kim, nerede, ne eksiklik yapıyor üçüncü göz bunları tespit edip otokontrol görevi üstlenebilirdi. Bunlar olmadı. 6 - 7 Ekim olaylarını bahane ederek süreci askıya almaya kimsenin hakkı yok. Biz bu sorunumuzu çözmeye mecbur ve mahkumuz. Bu bir hak, hukuk, adalet sorunudur. 1920'lerde bu topraklar inşa edildiğinden beri buralar Kürt'ün ve Türk'ün ortak vatanıdır. İşte burası; yanı başımızdaki  Malazgirt... Kürt'e kucak açmış bir coğrafyadan bahsediyoruz. Kürt'ün diline kimliğine kültürüne gem vuramazsınız. Kürt, bu topraklarda bir realitedir. Bu realitenin hayat bulması gerekir. Eğer demokratik bir Cumhuriyet'ten, ortak bir vatandan bahsediyorsak tüm bunların hayat bulması gerekir. Bu süreç gecikmiş bir süreçtir.

"6 - 7 EKİM OLAYLARI BAHANE EDİLİYOR"

Onun için bu şekilde bu süreci zamana yaymamıza, 6 - 7 Ekim olaylarını bahane etmenize, bahaneler aramanıza gerek yok. Üzgünüz. 6 - 7 Ekim olaylarındaki her can kaybı bizim bedenimizden bir parçanın toprağa gömülmesidir. Siyasal kimliği ne olursa olsun kim saldırıya maruz kalmışsa o 50 ölünün arasına bir hiyerarşi koyamazsınız. Yani BDP'li olup da öldürülenlerin faillerini bulmayacaksınız ama diğer öldürülenlerin faillerini bulacaksınız. Evet onların faillerini de bulmalısınız ama eğer hukuk devletinden bahsediyorsak polis kurşunuyla ölenlerin faillerini de bulmalısınız. Bu olaylar ilk olarak Varto'da, benim seçim bölgemde başladı. Bir polis kurşunuyla ölen Hakan Buksur kardeşimiz yaşamını yitirdikten sonra olaylar bütün Kürdistan'a ve Türkiye'ye yayıldı. Eğer bir hukuk ülkesinden ve adaletten bahsediyorsak hepsinin bir bütünlük içerisinde failleri ortaya çıkarılmalıdır. Bizim sokağa çıkmamız bir hak arayışıdır, Anayasa böyle der. Antidemokratik yasalara ve uygulamalara karşılık sokaklarda olmalıyız, sesimizi yükseltmeliyiz! Kobani'de bir halk katlediliyorsa biz burada seyirci kalamayız. Onlar bizim kardeşlerimiz. 1. Dünya Savaşı'nda cetvellerle siz oraya sınırlar çizmişsiniz. Bir kısmı Suruç'ta, bir kısmı Kobani'de kalmış. Sokağa çıkmak çok ahlaki - vicdani bir eylemdir ama sokağa çıkarken birilerinin değerlerine saygısızlık etmek ve talan mantığı bizim işimiz değildir. Biz asla böyle bir şey düşünmedik ve düşünmeyiz.

"VAN'DA POLİSLER DÜKKANLARI YAĞMALADI. BUNLARI BİREBİR GÖRDÜM"

Biz mağdur bir halkın evlatlarıyız. Mağdur olan halkın evlatları bir başkasına haksızlık etmez. Ama Van'daki polislerin ne yaptığını gördünüz. Hiçbir şekilde saldırı yokken ve demokratik bir hak isyanı varken, etrafa tek bir taş bile atılmıyorken görevli bazı polislerin dükkanları nasıl yağmaladıklarını birebir gördük. Bunları buradaki yetkili birimlerle de paylaştık. Biz sorunlarımızı çözmeden, her zaman bu şekildeki hak arayışları bazıları tarafından sabote edilecek. Biz 6 - 7 Ekim'de bunu gördük. Tasvip etmediğimiz olaylar oldu mu, evet oldu. Bu bizim işimiz değil. Bundan dolayı büyük bir üzüntü de duydum. Ben Patnos'a da gittim, oradaki olup bitenleri gördüm. Oradaki yetkili birimlerle görüştüm. Kaymakamı da aradım. Ne yazık ki bu sorun çözülmediği müddetçe bu topraklarda bu tür şeyler olur. Bunlar bizim irademizin dışında oluyor.

"EĞER SORUNLAR ÇÖZÜLÜRSE ÖCALAN TABİKİ ÖZGÜR OLACAK"

— Murat Karayılan, Abdullah Öcalan'ın 2015 yılında cezaevinden çıkıp PKK'nın 12'nci kongresine katılacağını söyledi. Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan da, Kandil'den yapılan bu açıklamanın gerçek dışı, zamansız, yersiz, tahrik edici olduğunu belirtti. Karayılan'ın ve Akdoğan'ın bu sözlerini nasıl yorumlamalı?

Olgunlaşan bir fikrin önünde hiçbir Ordu da, hükümet de duramaz. Kürt sorunu artık olgunlaştı. Karayılan, benim okuyabildiğim kadarıyla şunu görüyor: Eğer sorunlar çözülecekse, bir olgunlaşma süreci yaşanacaksa tabi ki Öcalan da, Kandil'dekiler de, cezaevindekiler de özgür olacak. Biz bu sorunu çözmek istiyoruz. Eğer sorun kökten çözülürse tabi ki bunun bir karşılığı olacak. Ama bunun için net bir tarih vermek çok erken olur. Az önce belirttiğim gibi bazı şeyler olgunlaştıktan sonra taraflar bu konuda daha somut adımlar atabilirler ve toplumu da bilgilendirebilirler. Ben de barış sürecinin ete kemiğe bürünmesinin ardından her halükarda Öcalan'ın özgürlüğüne kavuşacağını ve Türkiye'de bir helalleşme döneminin başlayacağını düşünüyorum. Türkiye'nin yapması gereken de budur. Bakın; Roboski'nin 3. yılını geride bıraktık. 35 masum insan yaşamını yitirdi ama hala bir özür yok, araştırma yok. Sorunlarımızı bir bütünlük içerisinde çözüp yeni bir sayfa açmamız lazım. Nerede bir günah işlendiyse hepimiz üzerimize düşen sorumlulukları yapacağız. Özürse özür dileyeceğiz ve böylelikle ortak bir vatanda demokratik bir cumhuriyeti birlikte inşa edeceğiz.

"DEMOKRATİK ÖZERKLİK İLE İNSANLAR ARTIK Ankara'DAN YÖNETİLMEYECEK"

Bu topraklarda Kürtler de bir statü sahibi olmalıdır. Kürtler "demokratik özerklik" dediklerinde kıyametler kopuyor. Belediyelerin daha demokratik olması lazım. Yani Ankara'nın o hantal yapısından kurtulan ve halkın yönettiği belediyelerden insanlar niye rahatsız olsunlar? Şimdi Sayın Cumhurbaşkanı; Başkanlık, olmazsa yarı başkanlık sistemi istiyor. Bu yeni bir yönetim şekli değil midir? Demokratik özerklik de budur. Cumhurbaşkanı Başkanlık sistemi istediğinde hak ama Kürt Hareketi demokratik özerklik istediğinde hak değil. Ankara'nın bu zulüm politikalarından bıktık. İlgi alanım olsun olmasın hastane ve okul gibi her yeri dolaşıyorum. Ben Belediye Başkanıyım. Ben sadece buralarda su ve kanalizasyon işleriyle değil, kentin tüm sorunlarıyla ilgileniyorum. Ben 30 yıllık siyaset birikimi olan bir siyasetçiyim. Köyden kente bütün bölgeyi dolaşıyorum. Bizim buralarda dolaştığımız hastaneler neden Ankara'dan yönetilsin? Birebir yönetmemiz gereken yerler neden Ankara'dan yönetiliyor? Bu insanlar burada doğuyor, burada hastalanıyor ama gidip Erzurum'da ölüyor. Ağrı'dan her gün Erzurum'a hasta nakli yapılıyor. Demokratik özerklik sistemi hayat bulursa insanlar buralarda tedavi olacak. İnsanlar, Ankara'daki Sağlık Bakanlığı'nın iki dudağı arasında ki talimatlarla yönetilmeyecek. Milli Eğitim Bakanlığı'ndan ulaşıma kadar birçok alanda gelişmeler olacak.

"YOLSUZLUKLARI VE İHALELERİN YANDAŞLARA NASIL VERİLDİĞİNİ BİLİYORUZ"

— Doğubayazıt'taki kaçakçılara yönelik olduğu bildirilen operasyonla ilgili "Roboski'den tek farkı, F-16'ların olmamasıydı" dediniz. Bu sözünüzü biraz açar mısınız?

Doğubayazıt'a gittim, gezdim, gördüm. Küçücük kulübelere operasyon düzenlenmiş. İstesen hepsini sırtlayıp götürürsün. "Çay ve sigara kaçakçısı baronlar" dedikleri bu insanlar mağdur. Onlar çay ve sigara gibi şeyleri satmazsa perişan olacaklar. Türkiye'de gemilerle akaryakıt kaçakçılığı yapılıyor. Baronların neler yaptığını, yolsuzlukları, ihalelerin yandaşlara nasıl verildiğini biliyoruz. Yani o 17 - 25 Aralık operasyonları... Ben yetkili birimleri "ne yapmak istiyorsunuz" diye aradım. "Efendim, biz baronlara darbe vuracağız" diyorlardı. "Baronlar" dedikleri o yoksul insanları gördüm. Bütün servetleri 3-5 bin TL'dir. Yani servetleri birkaç insanın bir gece İstanbul'daki yemek masrafıdır. Operasyonları izledim. Kar maskeli TİM'ler vardı ve bütün güvenlik birimleri kenti kuşatmışlardı. Gücünüz yetiyorsa gidin bu ülkeyi soyup soğana çevirenlerden hesap sorun. Emin olun Doğubayazıt'taki operasyonda bir tek F-16'lar eksikti. O operasyonda F16'lar dışında Roboski ile aynı anlayış, aynı saldırı vardı. Çocukluğumdan bugüne kadar bilirim, sınıra yakın olan yerlerde çay, sigara, elektronik şeyler satılır. Türkiye'nin dört bir tarafında bu var, gidin İstanbul'da da var.

"KAÇAKÇILIĞIN DA BİR ONURU VARDIR, HIRSIZLIĞIN ONURU YOKTUR!"

Bu insanlara iş olanakları sağlamazsanız, insanları açlığa, yoksulluğa mahkum ederseniz ne yapabilirler? Hepimiz yasalara tabiyiz, yasadışı işler yapılsın demiyorum ama kaçakçılığın hiç olmazsa bir onuru var, hırsızlığın onuru yok ki ya! Siz ülkenin bu kadar parasının pulunun talan edildiği bir yerde bunları araştırın, olacak şey değil! Yoksul halkın mağduriyetini arttırmaya kimsenin hakkı yok.

"TÜRKİYE'DE YAŞAYAN HERKES TÜRK DEĞİL VE BU TOPRAKLARDA YAŞAYAN HERKES DİYANET'İN DİNİNDEN DEĞİL"

AK Parti 13 senedir iktidarda. Türkiye'deki siyasetin ve ülke yönetiminin yakın geleceği ile ilgili büyük fotoğrafta ne görüyorsunuz?

Bu ülkedeki en büyük sorunumuz iç barışımızdır, ortak bir hukuk oluşturamadığımızdır. Kim geldiyse kendine uygun bir hukuk sistemi uyguladı. Oysa ki hukuk bağımsız ve evrensel olmalıdır. Hukuk, bu ülkenin en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biridir. İkincisi iç barışımızdır. Yani iç barışımızın adını koyarak yol almalıyız. Hükümetin bu konudaki çabalarını alkışlıyorum ve destekliyorum. Ama bu süreçte "ama"sız, "lakin"siz ve "hile"siz olunmalıdır. Bu sağlanmadan emin olun ki bu topraklarda birliği oluşturamayız. Bu ülkenin vatandaşlarıyız ama hepimiz Türk değiliz, Türkiye'de yaşayan herkes Diyanet'in dininden değil. Bu farklılıklarımıza saygı gösterilmelidir. Bütün kimliklere bir hayat hakkı tanınmalıdır. Bu 13 yıllık süre içerisinde hükümet zaman zaman bunlarla ilgili adımlar atıyor gibi yapmış ama atmamış. Ancak şuan ki müzakereleri önemsiyorum. Türkiye'de sadece Kürt sorununda değil diğer konularda da bir birlik oluşturarak yolumuza devam etmeliyiz.

...bitti!

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*