"Şoklara karşı dayanıklılık arttı"

  • Giriş : 12.03.2008 / 16:18:00

Ekonomiden sorumlu bakanlar, bugün kameraların karşısında milli gelir revizyonu sonrası ekonomiyi anlattı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren, Devlet Bakanı Mehmet Şimşek ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın düzenlediği ortak basın toplantısından, 'şoklara karşı dayanıklıyız' mesajı çıktı.
 
Toplantıda konuşan Bakan Ekren, Türkiye'de milli gelir ve büyüme verilerinde daha önce dört defa güncelleme yapıldığını hatırlattı.

Güncellemenin istatistiki sebeplerine değinen Ekren, uluslararası standartlarda bir veri üretiminin uluslararası mukayeselerde Türkiye'nin bulunduğu konumun tespitini kolaylaştırdığını belirtti.

En önemli istatistiki nedenin bu olduğunu anlatan Ekren, ikinci bir nedenin de sınıflama sistematiğinin değişmesi olduğunu, BM sistematiğinden üyelik sürecinde olduğumuz AB standartlarına geçildiğini ifade etti.
 
"Türkiye daha mı zengin oldu?"
 
Bakan Ekren, konuşmasında kamuoyunda cevabı aranan bazı sorulara da yanıt verdi.
 
Bakan Ekren, "Milli gelir rakamlarından sonra ülke daha mı zengin oldu?" sorusunun cevabı olarak, "Milli gelir büyüklüğü değiştiği için makro açıdan bakıldığında Türkiye gerçekten daha zengin durumda görünüyor ama güncellemenin oldukça muhafazakar tutulduğunu ve çok ciddi araştırmalardan sonra en iyi seçeneğin ortaya çıkarıldığını da söylemek gerekir" dedi.

Kişi başına düşen geliri vatandaşın hissedip hissetmediğine ilişkin olarak da Ekren, "Milli gelirin güncellemesi gelir dağılımındaki herhangi bir değişimi ya da gelişmeyi ifade etmiyor. Milli gelir rakamları da bu güncellemeye uygun olarak yeniden yayınlandığında bu sorunun cevabını çok net olarak hem gruplar açısından hem kişi başına düşen açısından belirleme şansımız olacak" diye konuştu.

"AB'ye tam uyum sağlandı"
 
Ekren, güncellemeyle AB'ye tam uyum sağlanıp sağlanamadığına ilişkin olarak da önemli ölçüde uyumun sağlandığını ama tam uyumun daha sonraki veri ve bilgi setlerini de dikkate alarak 2011 yılında tamamlanacağını ifade etti.
 
Bakan Ekren, "güncelleme sonucuna uluslararası tepkinin ne olacağına" yönelik olarak da uluslararası toplumun önemli kuruluşlarıyla birlikte teknik danışmanlık hizmetleri alınarak bu süreç tamamlandığı için uluslararası toplumun bu düzenlemeye ilişkin kanaatinin olumlu olduğunun ilk sinyallerden de görüldüğünü kaydetti.
 
Başbakan Yardımcısı, AB'nin bu güncellemeyi kabul edip etmeyeceğine ilişkin de "Böyle bir sorun zaten söz konusu değil. Güncelleme Eurostadla birlikte yapılan teknik danışmanlık hizmeti çerçevesinde söz konusu olduğu için ülkemiz de AB standartlarına daha uyumlu hale geldiği için böyle bir sorun da olmayacak" dedi.

"Rutin güncellemeler devam edecek"

Bakan Ekren, rutin güncellemelerin devam edebileceğini, AB ülkelerinde de bu tür düzenlemelerin ortalama beş yılda bir yapıldığını söyledi.

Ekren, AB ülkelerinin güncellemelerindeki artışın Türkiye'dekinden farklı olmasının nedenine ilişkin olarak da "Nedeni çok açık kayıtdışılığın boyutu azaldığında veri ve bilgi kaliteniz arttığında yaptığınız güncellemelerin boyutu daha minimal daha minör kalacaktır" dedi.

Ekren, bundan sonra da güncellemeler yapılabileceğini kaydetti.
 
Yeni rakamların mesajının "ekonomi, gelir büyümeye başladığında yatırımların da benzer bir trende girdiği" olduğunu vurgulayan Ekren, yatırımlardaki artış oranıyla gelirdeki artış oranını arzu edilen bir trend içinde olmadığını kaydetti.
 
Türkiye'nin dünyada büyüklük olarak önemli eşik kabul edilen 500 milyar dolar seviyesini 2005 yılında geçtiğinin altını çizen Ekren, uluslararası yatırımcıların böyle büyük bir ekonomiye eskisinden farklı bakmaya başlayacaklarını vurguladı.
 
"Mali disiplin kesinlikle sağlandı"
 
Yatırım seferberliği için artık yeteri kadar büyüklüğe ulaşan Türkiye'nin, bu büyüklüğü sürdürebilmesi için de yatırım seferberliğinin kaçınılmaz olduğunu ifade eden Ekren, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bütçe açığının milli gelire oranı ciddi şekilde azalmıştır. Bundan sonraartık, Maastricht kriterleriyle ilgili bütçe açığı konusunda mali disiplin bakımından bir sorun kalmamıştır. Benzer şekilde faiz dışı fazlanın milli gelire oranı azaldı ve bütçe kalemleri de benzer bir trend içinde.
 
En önemli mesaj, mali disiplin konusunun artık söz konusu olmadığı ve artık ortadan kalktığıdır. Yani mali disiplin kesinlikle sağlanmış olduğundan önümüzdeki dönemde üzerinde odaklanacağımız temel konu maliye politikalarının sürdürülebilirliği, yani teknik tabirle mali kural konusunda artacağımız adımlardır.
 
Vergi bakımından ortak biraz daha atak ve biraz daha proaktif bir süreci vergi reformu anlamında başlatabileceğimiz bir zeminde bulunuyoruz."
 
İç-dış, özel-kamu, AB tanımlı olsun bütün borç kalemlerinin tümü milli gelire oranları bakımından eskisinden çok daha iyi bir konuma geldiğini anlatan Bakan Şimşek, dolayısıyla Maastricht kriterlerinde yer alan rasyonun çoktan geçilmiş olduğunu bildirdi.
 
"Borçların sürdürülebilirliğinin önemi kalmamıştır, yani bu sorun aşılmıştır" diyen Ekren, artık toplam borç servisine odaklanarak, borçların sürdürülebilirliği veya finanse edilebilirliğinin önem kazandığını vurguladı.

"Reyting artışı mümkün olacak"
 
Türkiye'nin de içinde yer aldığı benzer grup ülkelere bakıldığında revizyon öncesinde ekonomik kredi notunu artıracak 7 tane değişkenden Türkiye ekonomisinin sadece 2 değişkende başarılı olduğunu hatırlatan Bakan Ekren, varsa, bu son güncelleme ve revizyondan sonra 7 göstergeden en az 5 tanesinde ortalamanın üstüne çıktığını bildirdi.
 
Erken, yeni dönemde bu güncellemeyle birlikte alacakları tedbirlerle reyting artışının mümkün olacağını sözlerine ekledi.
 
Göstergeler ve dengelerdeki değişimle bazı kırılganlıkların ortadan kalkarken, Türkiye ekonomisinin yeni eşiklere geldiğini ve uygun şekilde yeniden yönetilmesinin önemini vurgulayan Ekren, ikinci nesil reformların artık gereklilik olduğunu kaydetti.
 
"Gelişmiş ülkelerin risk yönetiminde zaafiyet var"
 
Türkiye ekonomisinin 2023 hedeflerini yakalamak için sağlıklı bir zemini yakaladı ve bu fırsatı iyi değerlendirmesi gereğine işaret eden Bakan Nazım Ekren, küresel dalgalanma ve Türkiye'ye etkisini de şöyle özetledi:
 
"Küresel dalgalanmanın birçok ismi olabilir. Gelişmiş ülkelerin ulusal finansal sistemlerinin risk yönetimi bakımından bir zaafiyet içinde olduğu. Küresel finansal mimarinin de hatalar içinde olduğunu. Bu sentetik ürünlerin yaygınlaşmasıyla öğrenmiş bulunuyoruz. Dolayısıyla ortaya çıkan 'mükemmel fırtına' adını verdiğimiz bu küresel türbülansın her ekonomiyi etkilemesi kaçınılmaz.
 
Farklı oranlarda etkileyecektir. Kimilerine fırsat sağlayacaktır. Kimilerine de biraz fazla risk üretmiş olacaktır. Türkiye açısından ticaret ve finansman kanalı önemli. Milli geliri 500 milyar doları aşan bir ekonominin entegrasyon derecesi de arttığı için bu süreci avantajlı hale getirebilecek bir altyapıyı da oluşturduk.
 
Global likidite genelde dalgalanma ve volatilite gösterse de farklı bölgelerde likidite yoğunlaşması söz konusu. Yatırımcıların risk algılamasını iyileştirecek bir tedbirler demeti de çok önemli."
 
"Borç endişe kaynağı olmaktan çıktı"

Devlet Bakanı Mehmet Şimşek de, "Türkiye'nin gerek mutlak anlamda borçları aşağı çekmesi, gerekse milli gelire oranı olarak borçları bu seviyeye getirmiş olmasının, borcun bir endişe kaynağı olmaktan çıktığının önemli bir göstergesi" olduğunu kaydetti.
 
Maliye Bakanlığı'nın başarısı sayesinde son birkaç yıldır Türkiye tarihinde görülmemiş bir mali performans olduğunu ifade eden Şimşek, 90'lı yıllarda Türkiye'nin ciddi anlamda borç biriktirdiğini, ciddi sorunlar ve bu sorunların birikmesiyle daha sonra 1994-2001 dönemindeki sıkıntılar yaşandığını anlattı.

"Mali disiplinin oturtulması başarılı şekilde sonuçlandırıldı"
 
Ancak, son 5-6 yıla bakıldığında Türkiye'de mali disiplinin oturtulmasının başarılı şekilde sonuçlandırıldığını belirten Şimşek, şöyle devam etti:
 
"Geçen yılki performans düşüklüğü bence genel çerçeve içinde bakılırsa, gerek borçların ciddi şekilde aşağı çekilmiş olması, sizin bundan sonra sadece faiz dışı fazlaya yoğunlaşmamanız gerektiğini, aynı zamanda genel finansman dengesine iyi bir şekilde bakmanız gerektiğinin göstergesi.

Kamu kesiminin borçlanma gereği, son birkaç yıldır Türkiye'de çok önemli ölçüde azalmış, hatta son 3 yıldır aşağı yukarı kamu sektörü genelinde bir fazla ortaya çıkmıştır denilebilir.

Bunun sayesinde, kamu net borç stoku mutlak rakamlar itibariyle, yani TL bazında 2004'ten bu yana düşmeye başlamıştır. Bu çok önemli bir gösterge. Çünkü Türkiye'de hala enflasyon bir miktar yüksek, hala faizler 2 haneli rakamlarda.

Dolayısıyla böyle bir ortamda kamu borç stokunun mutlak rakamlarla aşağı çekmek ciddi bir bütçe disiplinini gerektiriyor. Ciddi bir başarıyı arkasında bulunduruyor."
 
"Kamu net borç stokunun, GSYH'ye oranı yüzde 30"
 
Kamu net borç stokunun, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'ya (GSYH) oranına bakıldığında, 2007 üçüncü çeyrek sonu itibariyle yüzde 30 civarında bir rakama vardıklarını kaydeden Şimşek, bu toplam içerisinde, gerek kamu dışı borç stoku gerekse içeride dövize endeksli döviz cinsi borçların toplamı, yani bu borçlar içerisindeki payının düştüğünü, milli gelire oranının ise yüzde 3.3 civarında olduğunu söyledi.

Şimşek, net dış borç stokunun milli gelire oranının ise yüzde 1'ler civarına indiğini vurguladı.
 
Şimşek, "Türkiye'nin neresinden bakarsanız bakın gerek mutlak anlamda borçları aşağı çekmesi, gerekse milli gelire oranı olarak borçları bu seviyeye getirmiş olması, borcun bir endişe kaynağı olmaktan çıktığının önemli göstergesi" dedi.
 
AB tanımlı borç stokuna da değinen Şimşek, "Yine üçüncü çeyrek sonu itibarıyla yüzde 40 civarında. Diğer ülkelerle karşılaştırmak isterseniz AB 27 veya 25 veya 15 hangi kategoriye bakarsanız bakın yüzde 60'ın biraz üzerinde. Türkiye ise çok ciddi bir başarı sağlamıştır" diye konuştu.
 
"Hem faiz hem kur riski azaldı"
 
Borç stokunu sadece, gerek milli gelire oranı olarak gerekse mutlak rakamlarla aşağı çekmediklerini, aynı zamanda borca ilişkin bazı riskleri de azalttıklarını anlatan Şimşek, şöyle devam etti:
 
"Özellikle 2003'ü aldım, biraz iyileşmiş durumu. Dikkat ederseniz, burada değişken faizli ve döviz cinsinden borçların toplam borca oranı 2003'ten bu yana çok önemli ölçüde düşürülmüştür.

Bu hem faiz riskinin hem de döviz riskinin kamu borç perspektifiyle azaldığının en güzel göstergelerinden bir tanesidir. Yani brüt olarak baktığınız zaman döviz cinsinden, toplam kamu borç stokunu konuşuyorum burada.

Borçların toplam borca oranı yüzde 31'lere inmiş, bu rakam bildiğiniz gibi 2003 yılında yüzde 46'nın üzerindeydi. Aynı şekilde değişken faizli tahvillerin, bonoların toplam borç stoku içerisindeki payı da düşmüştür. Yani Hazine olarak biz kamu borç stoku çerçevesinde hem faiz riskini hem kur riskini azaltmış bulunmaktayız."
 
"Şoklara karşı dayanıklılık arttı"
 
Şimşek, konuşmasında, Türkiye'nin "bir takım şoklarla karşılaşması" halinde genel devlet brüt borç stokunun Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'ya oranının nasıl etkileneceği konusunda yaptıkları hesaplamayı, 2001 yılı ile karşılaştırmalı aktardı.
 
Şimşek, YTL'nin yüzde 5 değer kazanması veya kaybetmesinin 2001'de "borç stokunun milli gelire oranına etkisi"nin 2.2 puan olacağını, bugün ise etkinin 0.6 puan ile sınırlı kalacağını kaydetti.
 
"Şoklara karşı dayanıklılığın üç katından fazla arttığına" işaret eden Şimşek, "Yine benzer şekilde reel faiz 5 puan artar veya azalırsa etkisi ne olur? Orada da bir miktar kırılganlık azalmıştır. GSYH'nın büyümesinde bir değişiklik olursa artı veya eksi yönde. Yine şoklara karşı bir azalma söz konusudur" diye konuştu.
 
Şimşek hesaplamaya göre, YTL'nin yüzde 10 değer kaybetmesinin bugünkü koşullarda etkisinin 0.4 puan olabileceğini, reel faizlerde 5 puan artışın da 1.3 puanlık değişime yol açabileceğini kaydetti.
 
Mehmet Şimşek, bu veriler ışığında kamu net borç stokunun, şoklara karşı dayanıklılığının arttığını, kırılganlığının azaldığını belirtti.
 
Merkez Bankası rezervlerinin kısa vadeli borçlara oranına bakıldığında katsayının şu anda 1.8 olduğunu, 2001'de ise 1.1 civarında bulunduğunu belirten Şimşek, rezerv birikiminde ciddi bir artış meydana geldiğini, bunun da Türkiye'yi daha az kırılgan hale getirdiğini söyledi.
 
"Enflasyonda kazanımlar sağlandı"
 
Enflasyon konusuna da değinen Şimşek, "Her ne kadar hedeften epey uzakta gibi görünüyorsak da aslında temel trend son derece olumlu" görüşünü dile getirdi.

Şimşek, geçen sene enflasyonda meydana gelen sapmanın, gıda, enerji ve tütün gibi alanlardaki fiyat hareketlerinden kaynaklandığını ifade ederek, 2007'deki enflasyon artışının yüzde 70'inin bu şekilde, para politikasının sınırlı etkide bulunduğu unsurlara dayandığını kaydetti.
 
Birçok ülkede "çekirdek enflasyon" kavramıyla bu tür unsurlar ayrılarak konunun ele alındığını anlatan Şimşek, bu açıdan bakıldığında Türkiye'nin göreceli olarak "son derece başarılı bir dezenflasyonist programı devam ettirdiğini" söyledi.
 
Şimşek, "Burada esas olan çekirdek enflasyonda çok önemli iyileşmeler var. Eğer işlenmiş gıdayı çıkartırsak, yüzde 4'ün biraz üzerinde... İşlenmiş gıdayı koyarsak da çekirdek enflasyon yüzde 6'nın biraz üzerinde... Dolayısıyla Türkiye sadece mali disiplini oturtmakla kalmamış, banka risklerini sağlıklı bir yapıya kavuşturmakla kalmamış, aynı zamanda enflasyonda çok temel birtakım kazanımlar sağlamıştır" dedi.
 
Şimşek, Türkiye'nin, talep baskısının bulunmadığı bir dönemde olduğunu ifade ederek, orta dönemde enflasyonun, hedefine bağlı bir şekilde seyir izleyeceğini kaydetti.

"Türkiye'ye bakış biraz daha iyileşmiş olacak"
 
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ise, milli gelir serisinin güncellenmesiyle birlikte Türkiye'ye bakışın biraz daha iyileşmiş olacağını belirtti.
 
TÜİK Başkanı'nın cumartesi günü, "milli gelir güncelleme çalışmaları" ile ilgili açıklamalarının ardından Türkiye'nin gündemi ve hesaplarının değiştiğini ifade eden Unakıtan, bunun basit bir hesaplama olmadığını vurguladı.
 
Unakıtan, "Yeni bir hesaplama yaptık. Bu, Türkiye'nin her şeyini değiştiriyor. Türkiye'ye bakış açısını değiştiriyor. Bundan sonra ekonomi yönetimi dahil, özel sektör dahil Türkiye'nin ekonomisini değerlendiren herkes yeniden görüşlerini oluşturacak. Hatta Türkiye'ye dışarıdan bakan finans çevreleri dahil olmak üzere bütün dünya kamuoyu Türkiye'yi bundan sonra daha farklı değerlendirmek mecburiyetinde" dedi.
 
Bütün dengelerin değiştiğini söyleyen Unakıtan, "Eskiden herşey belli bir Gayri Safi Yurtiçi Hasılamız (GSYH) vardı. Hatta Gayri Safi Milli Hasılaya (GSMH) göre yapılıyordu. Şimdi bundan sonra GSYH kullanılacak, sürekli olarak o bazda değerlendirmeler yapılacak. O değişince, işin ana nirengi noktası değişince her şey değişecek. Kamu borçlanmamız ona göre, özel sektör borçlanmaları, Türkiye'nin cari açığı, bütçe açıkları, faiz dışı fazlası Türkiye'nin ihracatı, ithalatı her şeyi ona göre yeniden değerlendirilecek" diye konuştu.
 
Yeni hesaba göre bütçe verileri
 
Türkiye'nin yeni durumuna alışmak mecburiyetinde olduğuna işaret eden Unakıtan, şöyle devam etti:
 
"Eskiden bu hesaplara çeşitli sebeplerden dolayı doğru dürüst tam yaklaşılamıyordu. Ama şimdi gerçekler ortaya çıkmış. Bu gerçekler ortaya çıkarken de, bu hesaplamalar TÜİK başkanı'nın bize ifadesine göre konservatif bir hesaplama.
 
Bundan dolayı, ya hesaplamalar acaba fazla mı yapıldı? Hayır öyle bir şey söz konusu değil. Bu hesaplar konservatif olarak ele alınarak bulunan neticeler, hesaplar. O bakımdan hesaplarımızdan da gayet emin olduğumuzu rahatlıkla söylemek mümkün."
 
Maliye Bakanı daha sonra, eski ve yeni seriye göre bütçe rakamları hakkında bilgi verdi.
 
2000 yılında bütçe giderlerinin GSYH'ya oranının eski seriye göre yüzde 41.2 olarak belirlendiğini, bu rakamın yeni seri ile yüzde 30.8'e düştüğünü kaydeden Unakıtan, 2006 yılında ise söz konusu rakamın eski seride yüzde 30.9, yeni seride de yüzde 23.5 olarak tespit edildiğini anlattı.
 
Unakıtan, "Demek ki bütçenin ekonomi içerisinde payı gittikçe dörtte birin dahi altına inmiştir. Bu eskiden çok çok daha fazlaydı" dedi.
 
Unakıtan'ın verdiği bilgiye göre, 2002 yılında bütçe gelirlerinin GSYH'ya oranı eski seride yüzde 28.6, yeni seride ise yüzde 22.7 seviyesinde bulunuyordu. 2006 yılında ise bu rakamlar sırasıyla yüzde 30.1 ve yüzde 22.9 olarak hesaplandı.
 
Vergi gelirleri
 
Vergi gelirlerinin 2002 yılında GSYH'ye oranı da eski seride yüzde 21.7, yeni seride yüzde 17.2 olarak belirlendi. Bu oranlar da, 2006 yılında eski seriye göre yüzde 23.9, yeni seriye göre ise yüzde 18.1 oldu.
 
Unakıtan, bu rakamları da, "Eskiden söylenen 'gelir yükü çok fazla, gelir yükü çekilemez' laflarının varit olmadığı da görülüyor" diye yorumladı.
 
Maliye Bakanı, açıklamaları sırasında bütçe açıklarının GSYH'ya oranında çok ciddi düşüşler meydana geldiğini de ifade etti. 2006 yılında bütçe açığının GSYH'ya oranının binde 6'ya gerilediğini kaydeden Unakıtan, "Bu, denk bütçe noktasına geldiğimizi gösterir ki, bu hiçbir hükümete nasip olmayan bir başarıdır" şeklinde konuştu.
 
Faiz dışı fazlanın GSYH'ya oranının da 2006 yılında yeni seriye göre yüzde 5.4 olarak hesaplandığına dikkati çeken Unakıtan, Türkiye'nin artık yüzde 6.5'lara falan ihtiyacının olmadığının görüldüğünü dile getirdi.
 
Mali disipline devam
 
Maliye Bakanı Unakıtan, ekonomideki bazı kırılganlıkların ortadan kalktığı şeklindeki söylemlerin yanlış anlaşılmamasını da isteyerek, şunları söyledi:
 
"Türkiye, mali disipline devam edecektir. Mali disiplinden taviz vermek mümkün değildir. Ne kadar zengin olursak olalım, GSYH ne kadar artarsa artsın, mali disiplinden ayrılmamız söz konusu değil. Mali disiplin, ayağını yorganına göre uzatmak demektir. Ödeneğimiz varsa harcama yapacağız, yoksa yapmayacağız.
 
Bu dengeler değişti. Türkiye yeniden değerlemeye alınacak. Türkiye ekonomisinin analizi yeniden yapılacak. Ama Türkiye'nin vazgeçmeyeceği konulardan birisi de yapısal reformlardır. Yapısal reformlar devam edecek, mali disiplin devam edecek, özelleştirmeler devam edecek. Mikro ekonomik anlamda, rekabet gücünü artırıcı önlemler devam edecek."
 
"Türkiye mevcut reyting notunun üzerinde bir notu hak ediyor"
 
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren, Devlet Bakanı Mehmet Şimşek ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, düzenledikleri ortak basın toplantısında, gazetecilerin çeşitli sorularını da yanıtladı.
 
Reyting kuruluşlarının "son milli gelir hesaplamalarının hemen değerlendirilmeyeceği, bir süre bekleneceği" şeklindeki açıklamalarının hatırlatılması üzerine Bakan Mehmet Şimşek, öncelikle, açıklanan sonuçların hazmedilmesi gerektiğini ifade etti.
 
Erken açıklamaların ciddi bulunmayacağını, yeni rakamların modellere girmesi gerektiğini anlatan Şimşek, uluslararası piyasaların sıkıntılı bir süreçten geçmesi nedeniyle de reyting kuruluşlarının temkinli davrandıklarını kaydetti.
 
Şimşek, "Biz evimizi düzene sokmaya devam edeceğiz. Türkiye, çok daha iyi konumda. Son verileri kimse ihmal edemez. Bir süre sonra dikkate almak zorunda kalacaklar. Türkiye, güncellemeyle mevcut notun üzerinde bir notu hak edecek bir noktaya gelmiştir diye düşünüyorum. Ben çok ümitliyim" dedi.
 
"Sosyal Güvenlik Reformu kritik bir reform"
 
Şimşek, sosyal güvenlik reformuyla ilgili bir soru üzerine de, sosyal güvenlik reformunun cumhuriyet tarihinin en önemli reformu olduğunu ve mutlaka yapılması gerektiğini söyledi.
 
Sosyal güvenlik reformunu "kritik bir reform" olarak da niteleyen Şimşek, düzenlemenin Meclis'ten çıkmasını ümit ettiğini kaydetti.
 
IMF ile iki gözden geçirme birleştiriliyor
 
Devlet Bakanı Şimşek, IMF ile gelinen noktada son iki gözden geçirmenin birleştirilmesinin söz konusu olduğunu da bildirdi.
 
Önümüzdeki günlerde bununla ilgili bir açıklama yapacaklarını kaydeden Şimşek, "Biz, 7'nci gözden geçirmeyi daha önceden bitirmeyi ümit ediyorduk. Ancak, bazı reformların beklediğimizden daha yavaş gidiyor olması nedeniyle geldiğimiz noktada, belki de son iki gözden geçirmeyi birleştirme noktasına geldik" dedi.
 
"Yeni vergi yok"
 
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan da, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'daki (GSYH) güncelleme sonrasında vergi gelirlerinin GSYH'ye oranının yüzde 18'lere düşmesinin ardından Maliye Bakanlığı olarak politikalarını gözden geçireceklerini söyledi.
 
GSYH'daki artışın nedenlerine dikkati çeken Unakıtan, "GSYH neden artmış? Ev sayısı artmış. Bunlar kirada mı, değil mi, vergisi verilmiş mi, verilmemiş mi biz onlara bakacağız. İşyeri sayısı artmış. Biz, vergi sayısını artırmayı, yeni vergiler koymayı düşünmüyoruz. Ama vergileri tabana yaymayı düşünüyoruz" dedi.
 
Unakıtan, "Ulaştırma Fonu" adı altında yeni bir fon oluşturulması çalışmalarının mali disiplinde sıkıntı yaratıp yaratmayacağı sorusunu da, "Tasarı şu anda gündemde değil. Hükümet bu konuda karar verecek. O yüzden şu anda fon teşekkül ettirilecek diye bir endişeye gerek yok" şeklinde yanıtladı.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious