Sol'da bloklaşma nasıl olmalıydı?

  • Giriş : 04.06.2007 / 01:47:00

Seçim ile birlikte Türk siyasi yaşamındaki bloklaşma süreci başlamış görünüyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


HİLMİ YAVUZ yazıyor...

Doğru Yol Partisi ile Anavatan, kendi aralarında, Demokrat Parti'nin yönetim kademesindeki sandalye bölüşümünü çözümlerlerse, resmen birleşmiş olacaklar. Öte yandan CHP ile DSP de, kendi aralarında TBMM için aday olacak DSP'lilerin sayısında anlaşmış gibi duruyorlar.

Görünen o ki, gerek Merkez-Sağ'da (DYP-ANAP birleşmesi), gerek Merkez-Sol'da (CHP-DSP ittifakı), birleşme ya da ittifakın gerçekleşmesinde son kertede belirleyici olan, ya yönetimde ya da parlamentodaki sandalye sayısıdır;- ilgililer, eğer sandalye sayısında anlaşamazlarsa, birleşme ya da ittifakın olmayacağını açık ya da örtük bir biçimde dilegetirdiler çünkü! Galiba Türkiye'de siyasetin diyalektiği, niceliklerin nitelikleri belirlemesine yol açarken, tarihin ironisine dönüşüyor...

Bloklaşmadan söz ediyorduk. Merkez-Sağ ve Merkez-Sol'un bloklaşarak seçime gitmelerinden umulan, TBMM'ye bekledikleri sayıda milletvekili ile girerlerse eğer, AKP karşısında bir DP-CHP Koalisyonu gerçekleştirmektir. Devletin ya da statükonun beklentisi budur. Merkez-Sol'un dışındaki Sol'un da, Merkez-Sağ'ın dışındaki Sağ'ın da (MHP, BBP), AKP karşısında etkin bir güç oluşturmasının mümkün olmadığını Devlet ya da statüko, iyi bilmektedir.

Merkez-Sol dışındaki sol (ÖDP, EMEP ve TKP ve Bağımsız Platform), kendi aralarındaki doktrin farklarını göz ardı edip bloklaşsalar da, TBMM'de temsil edilme imkanları olmadığının elbette farkındadırlar. O yüzden de ÖDP ve EMEP, DTP'ye sığınmış görünüyorlar. DTP'nin İstanbul 2. bölgede Baskın Oran'ı, 1. bölgede de Ufuk Uras'ı bağımsız aday olarak listesine alması da bunu gösteriyor.

Peki de, Devletci ya da statükocu sol dışındaki partiler ve platformlar arasında bir bloklaşma olamaz mıydı? Mesela Ertuğrul Günay, Erdal Kalkan (ikisi de benim çok sevgili askerlik arkadaşlarımdır), Prof. Mehmet Bekaroğlu ve arkadaşlarının oluşturduğu 'Müslüman Sol Platform' (ki, maalesef, dağılmış görünüyor!) ve Prof. Ahmet İnsel ve Prof. Seyfettin Gürsel'in oluşturduğu 'Bağımsız Sol Platform' ve elbette DİSK ve ÖDP ile bir bloklaşmaya gidemez miydi?

Kürtlerin, legal partileri olan DTP ile seçime girerek Parlamentoda temsil edilmelerine bir itirazım yok. Ama Türkiye'de merkez ve statükocu Sol'un dışında kalan Marksizmin, Kürt oylarına sığınmaları, bana fevkalade hazin görünüyor. Bilen söylesin lütfen: Marksizmin, etnisite üzerinden siyaset yaptığı nerede görülmüştür?

Bence, Türkiye'nin saygın entelektüel birikiminin bir kesimini temsil edenlerin, başta sevgili dostum Prof. Dr. Ufuk Uras olmak üzere, bu soruyu cevaplandırmaları gerekiyor. Bu, Ufuk Uras'ın, Ahmet İnsel'in, Seyfettin Gürsel'in dolaylı bir biçimde İşçi sınıfından umudu kesmiş oldukları anlamına gelmiyor mu? Bana taktik ve stratejilerden söz açmasınlar lütfen, olur mu?

Denecektir ki, Müslüman sol da, Marksizmin din üzerinden siyaset yapması demektir; dolayısıyla da, ha etnisite üzerinden Marksizm yapılmış, ha din üzerinden, hiç fark etmez! Ama öyle değil! Biri bir parti (DTP) üzerinden siyaset yapmaktır; 'Müslüman sol'un ise bir siyasi parti üzerinden siyaset yapması söz konusu değildir;-kendisi bir platformdur ve herhangi bir siyasi partinin yedeğine girmemiştir çünkü...

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious