Suç bizde değil!

  • Giriş : 18.10.2006 / 00:00:00

Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, AB Komisyonu ile Türkiye arasında iyi ilişkiler bulunduğunu, ancak bazı ülkelerin iç siyasi zorluklarının süreci olumsuz etkilediğini söyledi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:



Konuşmasının ilk bölümünü Türkiye'deki ekonomik durum, bankacılık reformu ve benzeri teknik konulara ayıran Babacan, daha sonra Türkiye'nin AB süreciyle ilgili bilgi verdi. Bir gün Türkiye'nin AB üyesi olacağına dair inancın Türkiye'de iş iklimini olumlu yönde etkilediğini kaydeden Babacan, halkın uzun vadede ülkenin geleceğine her geçen gün artan oranda güven duyduğunu anlattı.

Yatırımcıların da Türkiye ile AB arasındaki anlaşmaya bakarak 5 ya da 8 yıl sonra nasıl bir ülkeyle karşı karşıya olabileceklerine dair tahmin yürütebildiklerini belirten Babacan, geçen yıl bir süre müzakere belgelerinde yer alan bazı ifadeler yüzünden ilişkilerin kopma noktasına geldiğini, daha sonra bütün üye ülkelerin “ortak hedefin Türkiye'nin tam üyeliği olduğu” ifadesi üzerinde anlaşmasıyla sürecin resmen başladığını ifade etti.

Babacan, tarama sürecinin geçen hafta tamamlandığını hatırlatarak, süreç çerçevesinde Brüksel'e 66 heyet gönderildiğini, Komisyona sunuşlar yapıldığını ve boşlukların anlatıldığını belirtirken, bu çalışmalar sırasında farklılıkların o kadar önemli olmadığının görüldüğünü kaydetti.

25 ÜYEYİ İLGİLENDİREN SİYASİ BİR SÜREÇ

Türkiye'nin 1996'dan beri Gümrük Birliği içinde yar aldığına dikkati çeken Babacan, “Eğer AB müzakere süreci sadece teknik bir süreç olsaydı, biz bunu üç-dört yılda tamamlayabilirdik. Ama süreç aynı zamanda siyasi bir süreç ve 25 üye ülkeyi ilgilendiriyor” dedi.

Babacan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Müzakereler sadece Brüksel'de yapılıyor değil. Bizim AB Komisyonu ile son derece iyi ilişkilerimiz var. Onlarla son derece iyi işbirliğimiz, karşılıklı güvene dayanan bir ilişkimiz var. Ama bir de üye ülkelerin başkentleri söz konusu. Bunların kendi iç sorunları var. Bazılarında işler iyi de gitmiyor. Ekonomileri yeterince hızlı büyümüyor, işsizlik baş gösteriyor. Halklarında Avrupa projesine karşı giderek artan bir de kuşku var. AB içindeki iklim çok da iyi değil.”

Bazen işlerin iyi gitmediği ülkelerde politikacılar için dış etkenleri sorumlu tutmanın kolaylık olduğunu bildiren Babacan, “Ne yanlış giderse gitsin, dışarıya bağlamak kolay oluyor. Şimdi bazı ülkelerde sorunların temeli olarak AB'nin genişleme sürecini gösterme eğilimi görüyoruz. Buna katılmıyoruz. Bize göre aksine AB dışa açıldıkça daha esnek bir iş gücü politikası daha çok liberalizm, daha az korumacılık asıl çıkış noktasıdır” diye konuştu.

Bazı ülkelerde öz güven kaybının da göze çarptığını belirten Babacan, AB'nin, dışındaki dünyaya istikrar ihraç edecek büyük gücünün farkında olması gerektiğini söyledi.

EN ÖNEMLİ BARIŞ PROJESİ

AB'nin İkinci Dünya Savaşının ardından ortaya çıkan en önemli barış projesi olduğunu vurgulayan Ali Babacan, “Bu barış projesi Türkiye'nin üyeliğini tasarlayarak ileriye doğru büyük bir adım atmış oldu. Türkiye, nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan, her geçen gün daha demokratik bir yapıya kavuşan ve laik bir ülke. İslam, demokrasi ve laikliğin bir araya geldiği, iyi işleyen bir ülke örneği Türkiye. Bu çevredeki ülkeler için de önemli bir örnek teşkil ediyor” dedi.

"Türkiye'nin bulunduğu bölgede pek çok ülkenin değişim ve reform isteğiyle yanıp tutuştuğunu" belirten Babacan, 11 Eylül saldırılarından sonra dünyanın zor bir döneme girdiğini hatırlattı. Şimdi farklı bölgelerdeki farklı dinlerin diyaloğuna ihtiyaç duyulduğunu, Türkiye'nin bu noktada eşsiz bir köprü konumunda bulunduğunu belirten Babacan, Türkiye'nin ayrıca bölgede güven duyulan bir ülke olduğunu söyledi.

Devlet Bakanı Babacan, Türkiye'nin Lübnan'a asker göndermesinin bunun örneği olduğunu belirtirken, Lübnan ve İsrail'deki bütün kesimlerin Türkiye'ye asker göndermesi için ricada bulunduğunu söyledi.

Türkiye'nin Bosna'da, Kosova'da, Afganistan'da da barış gücü askeri bulundurduğunu anımsatan Babacan, Kongo'da da AB'nin barış gücüne destek verildiğine dikkat çekti.

Babacan, Türk iş adamlarının, akademisyenlerin ve yatırımcıların da bütün bu bölgelerde büyük bir prestije sahip olduğunu, bu bölgelere girmek isteyen çok uluslu şirketlerin de, amaçları için Türkiye'yi bir sıçrama taşı olarak gördüğünü söyledi.


Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious