Sucuların hikâyesini kaçınız biliyor?

Sucuların hikâyesini kaçınız biliyor?.17508
  • Giriş : 14.09.2007 / 21:46:00

Onlar kilometrelerce uzaktan geliyor İstanbul’a. Su satmak uğruna!

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Amaçları, 3 ay su satıp biriktirdikleri parayla okul masraflarını çıkarmak. ‘Sucu çocuklar’ aslında geleceğin mimarı, mühendisi, öğretmeni… Hayat hikâyeleri ise tüm öğrencilere, anne-babalara ders olacak cinsten.

Başında kasket, ayağında sandalet. Önünde ise yeşil bir bidon. Binanın içinde de onlarca su şişesi. Hepsi “buz gibi soğuk!” Kızgın güneş altında içi yanan müşteriler bekliyor tezgâh sahibi Yahya. Çığırtkanlık yapmadan suların başında sessizce duruyor. Her gelen bir şişe alıp usulca uzaklaşıyor. Ne müşteri Yahya’ya ne de o müşteriye bakıyor. Sessiz sedasız yapılan alışveriş Ağrı’dan çıkıp gelen bu genci memnun etmeye yetiyor. “Havalar sıcak, işler yolunda abla!” dese de gözlerindeki tedirginlik dikkat çekiyor. Zabıtanın gelip ekmek parasını, geleceğini alıp götürmesinden korkuyor çünkü… Yahya, İstanbul’a para kazanmak için gelen gençlerden biri. Diğerlerinden tek farkı var onun ve arkadaşlarının. Hepsinin ortak hayali, yaz tatilinde İstanbul’da çalışıp biriktirdikleri para ile ya üniversite hazırlık kursuna gidebilmek ya da lise eğitimlerine ailelerine yük olmadan devam etmek.

Yeni bir eğitim öğretim yılı daha başlıyor önümüzdeki hafta. Öğrenciler de öğretmenler de aileler de okulların açılmasını bekliyor heyecanla. Aynı şeyi dört gözle bekleyen başkaları da var. İstanbul sokaklarında su satarak öğrenim harçlığını çıkarmaya çalışan sucu çocuklar. Ancak onlar yaşıtları kadar rahat değiller. Koca bir yazı çalışarak geçirdiler çünkü. Bedenleri de gönülleri de yorgun. Bu, yüzlerinden okunuyor zaten; ama kendi ayakları üzerinde durmanın verdiği mutluluk ve güven de yansıyor simalarına. Genelde Taksim ve Kurtuluş’taki bekâr evlerinde kalıyorlar. Bir odada bazen 5 bazen 10 kişi konaklayabiliyor. Özellikle yaz sezonunda doğu ve güneydoğudan çalışmaya gelenlerle evler iyice kalabalıklaşıyor. Bir odayı ne kadar çok kişi paylaşırsa maliyet de o kadar düşüyor. Dolayısıyla çok kalabalık odalarda yaşamak onları ‘mecburen’ rahatsız etmiyor.

Banyolarını burada yapabiliyorlar ama çamaşırlarını kuru temizlemeciye götürmeyi tercih ediyorlar. Genelde aynı odada kalanlar memleketli, köylü oluyor. Hepsi aynı işi yapınca da paylaşacak çok şeyleri bulunuyor. Hatta Ağrı’daki bir köyden 50’ye yakın kişinin çalışmaya geldiği söyleniyor. Sabah 8’de başlayan mesaileri akşam 20-21 gibi bitiyor. Amaçları para biriktirmek olan bu gençler, bekâr evinin kısıtlı ortamında piknik tüpü üzerinde menemen, patatesli yumurta, çay yapıp bolca ekmek eşliğinde yiyorlar. Biraz fazla para kazandıkları gün tavuk kızartıyorlar. Yemekten sonra tüm günün yorgunluğu bedenlerine vuruyor ve çok geçmeden uyuyakalıyorlar. Yorucu olacak bir güne daha hazırlanma niyetiyle…

KARDEŞLERİNİN OKUL MASRAFLARINI ÇIKARIYOR

Yahya Demir (18) bu seneki üniversite sınavında başarılı olamamış. “O kadar maddî sıkıntı vardı ki derslere kendimi veremedim.” diye yakınıyor. Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü’nü kazanmak istiyor. Oradan mezun olduğunda kendisi gibi mağdur gençlere yol göstermek, onları geleceğe hazırlamak düşüncesinde. Hayallerindeki güzelliklere inanarak ayakta kalma mücadelesi veren azimli genç, İstanbul’u yaşadığı tüm zorluklara rağmen seviyor ve üniversiteyi de burada okumayı planlıyor. Yahya’nın arkadaşlarından Ramazan Çeri (15) de su işine eğitim masrafını çıkarmak için girmiş. Henüz lise 2’nci sınıf öğrencisi. Lakin bu yıl üniversite sınavına hazırlanacak abi ve ablası var Ağrı’da. Tüm kazancını onlar için biriktiriyor. 5 kız, 5 de erkek kardeşi var. Babası, Ramazan’ın yazları çalışmasını istiyor. Çünkü onun yapacağı katkıya her zaman ihtiyacı oluyor. Çiftçilikten kazandığı para Çeri Ailesi’nin geçimini sağlamaya yetmiyor. İlk kez geçen sene İstanbul’a gelen Ramazan’a buradaki akrabaları yardımcı olmuş. Gelir gelmez Taksim Dolapdere’deki bekâr evlerinden bir odacık da ona ayarlamışlar. Her yıl takdir belgesiyle okulunu bitiren başarılı öğrenci Ramazan, kazandıklarını son kez abla ve abisinin eğitim masrafları için verecek.

Gelecek yıl ise kendi üniversite hazırlık kurs parasını çıkarmak için çalışacak. Ramazan’ın hedefi İstanbul’da okuyup örnek aldığı amcası gibi inşaat mühendisi olmak. Burada eğitim şartlarının daha iyi olduğunu düşünüyor. Ona göre, iyi bir üniversiteyi bitirip kendi memleketi için bir şeyler yapması gerekiyor.

BEN GİDENE KADAR OKUL BAŞLAMIŞ OLUYOR

Yunus ve Ramazan okul kapanır kapanmaz soluğu İstanbul’da alıyor. Yeni öğretim yılı başlamadan birkaç gün önce de memleketlerine geri dönüp okullarına devam ediyorlar. Ramazan’ın abisi Yunus Çeri, iki yıl üst üste lise 3’üncü sınıfta kalmış. Bu yıl şansını tekrar denemek istiyor. Yunus başarısızlıktan değil, devamsızlıktan kaldığını belirtiyor: “Para kazanmak tatlı geliyor. Okul açılmadan önce dönmek istiyorum; ama olmuyor. Elimde daha çok para olsun diyorum.Her kardeşime 20 YTL’lik hediye alsam 200 YTL yapar. Ben gidene kadar okulun ilk 3-4 haftası bitmiş oluyor. Ondan sonra da ortama ayak uydurmakta zorlanıyorum, soğuyorum. Ama bu sene kararlıyım, okulumu bitireceğim.” Yunus 4 yıldır su satarak para kazanıyor. Suyun satılmadığı yağmurlu günlerde ise şemsiye işine giriyor. Yani onun tezgâhı hiçbir zaman kapanmıyor. Yunus zabıtalardan oldukça şikâyetçi: “Bizi yakalamaması için koşturuyoruz parka doğru. Ortam kalabalık oluyor. İnsanlar garip garip bakıp kapkaç yaptığımızı ya da birine zarar verdiğimizi düşünüyor. Halbuki biz hayatımızı kazanmaya çalışıyoruz. Tüm bunlar kalbimi kırıyor ama yapacak bir şey yok. Elimden alınan suların telafisi için 3 gün bedava çalışmam gerekiyor.”

‘Sucular Kralı’ da sohbetimize dahil oluyor en sonunda. Fettah Demir’in (20) 12 kız, 6 da erkek kardeşi var. Ağrı’nın Hamur İlçesinde yaşıyor. Üçüncü gelişi İstanbul’a. “Eğer para kazanmazsam okumak gibi bir şansım olamaz.” diyor. Hatta yeni okul sezonunun açılmasına az bir zaman kala hem su satıyor hem de Taksim ve civarındaki dershanelerin ücretlerini öğreniyor. Amacı bu seneki sınavda başarılı olup işletme fakültesinde okumak: “İnsan ailesinin yanında okuyamıyor. Sürekli maddî manevî sorun var. Derslere kafamı veremiyorum. Bu sene İstanbul’da kalıp ders çalışacağım, hiçbir sıkıntıyı düşünmek istemiyorum.” Geçen sene birlikte su sattığı arkadaşının üniversiteyi kazanması ümidini artırmış. “İstersem olur, Allah yardım eder.” diyor. Daha önce kısa bir süreliğine lokantada çalışan Fettah Demir, doğu ve güneydoğudan gelen gençlerin neden su satma işine giriştiklerini şöyle açıklıyor: “Bu iş çok yorucu ama tam da bize göre. Çünkü Ağrı’da açık alanlarda büyüyoruz. Çok kardeşimiz olduğu için ailemizden de baskı görmüyoruz. Özgür olmak istiyoruz. Emir altına girmekten hoşlanmıyoruz. Bu işin patronu biziz. ‘Ne kadar çalışırsan o kadar kazanırsın’ kuralı var.”

Gençler, suyu büyük marketlerden 200 kuruşa alıp 500 kuruşa satıyor. Haftada yaklaşık 350-400 YTL kazanıyorlar. Kaldıkları bekâr odalarının aylık kirası 150-250 YTL arasında değişiyor. Hafta sonu dâhil her gün çalışıyorlar. Futbol maçı olduğunda stat çıkışlarında gece geç saatlere kadar mesailerini sürdürüyorlar. Taksim’de su satan gençlerin çokluğunu görünce aralarında bir anlaşmazlık olup olmadığını soruyoruz. Meğer kendi aralarında bir hiyerarşileri varmış. Buna göre su işine önce başlayan, sezonu ilk açan avantajlı oluyor. Eğer bir genç belli bir alanı sahiplenmiş ve orada satış yapıyorsa birkaç adım ilerisine yeni gelen biri tezgâh açamıyor. Bu işte birkaç yıllık deneyimi olanlar, ellerinde para tutmanın doğru olmadığını söylüyor. Şimdiye kadar üç sucu günün hâsılatını kapkaççılara kaptırmış. Kaldıkları evlerin de çok güvenli olmadığını düşünüyorlar. Kazandıkları parayı su aldıkları marketin sahibine emanet ediyorlar. İş sezonu kapandığında da birikenleri alıp memleketlerine dönüyorlar.

AİLELER ÇALIŞMA ŞARTLARINI BİLMİYOR

Doğu ve güneydoğudaki aileler için çocuklarının çalışıp getirdiği bin-bin 500 YTL çok önemli. Gençler evlerine gittiğinde oldukça sıcak karşılanıyor. Birkaç gün bu ‘iyilik hâli’nden sonra tekrar işbaşı yapılıyor. Özellikle hafta sonları inşaatlarda… Okul ve dersleri ihmal etmeden çalışmak çok zor tabii ki. Aileleri bu konuda onlara çok da yardımcı olmuyor. İlk yıl anne-baba, İstanbul’daki bir akraba nezaretinde çocuklarını büyük şehirlere gönderiyor. Buraya adım attıktan sonra gençler nerede yaşadıklarını, nasıl para kazandıklarını aileleriyle paylaşmıyor. Bunun sebebini ise söylemek istemiyorlar. Hatta bu çekingenlikleri bizim fotoğraf çekmemizi de güçleştiriyor. Alın terini harç yaparak geleceklerini inşa etmeye çalışan gençlerden biri merakımızı giderecek açıklamayı yapıyor nihâyet: “Memleketimize giderken iyi elbiseler giyiyor, kendimize çekidüzen veriyoruz. Anne-babamız da sanıyor ki; biz çok para kazanıp rahat içinde yaşıyoruz. Burada yaşadığımız olumsuzlukları anlatmıyoruz elbette. Bizim oralarda iş gücü ucuzdur. Eve götürdüğümüz bin YTL onlar için çok önemli oluyor.”

Fettah, Yunus, Ramazan ve Yahya… Dördünün de hayatı İstanbul’da Taksim ve civarına sıkışıp kalmış. Fettah, “Burada para kazanmanın dışında hiçbir şey düşünemiyoruz. Gezmek için biraz daha rahat olmak lazım.” diyor. Yunus’a göre büyük şehirler para kazanmak için uygun, yaşamak için değil. Hepsinin hayalinde ‘büyük adam’ olmak var. Çünkü biliyorlar ki onlar çabalamazlarsa hayatları boyunca su satmak zorunda kalacaklar.

ÜNİVERSİTEYİ KAZANMANIN ‘SUDAN’ YOLU

Dar gelirli çiftçi bir ailenin 13 çocuğundan biri olan Emin Durmuş, Ağrı’nın Karaseyitali köyünden. Durmuş, üniversite okuma hayaliyle İstanbul’a gelir. Önce lokantada çalışır, sonra su satmaya başlar. Dershane parası çıkarmak için 14 saat güneş altında kalır, hep bir gün ‘üniversiteli olma’ hayaliyle... Kendini çalışmaya o kadar kaptırır ki İstanbul’u gezmeye fırsat bile bulamaz. Sadece Taksim ve Esenler Otogarı’nı bilir. Geçen yaz üç ay boyunca kazandığı paranın bir kısmını ailesine verir, kalanıyla da Ağrı’daki bir dershaneye kaydolur. Derslerine çalışır ve Celal Bayar Üniversitesi Tarih Bölümü’nü kazanır. Ailesi oğullarının başarısına sevinip onunla gurur duyar. Çünkü o, Durmuş Ailesi’nin ilk üniversite öğrencisidir. Emin Durmuş kayıt işlemleri için şu ana kadar 450 YTL harcamış. Su satan arkadaşlarını da üniversite sıralarında görmek istiyor. Şimdilerde gelecek güzel günlerin hayalini kursa da Taksim’de su satarken yaşadıklarını unutamıyor: “Zabıtanın bazı arkadaşlarımızı dövdüğünü gördüm. Bunlara dayanmak çok zordu. Ailem okul masraflarımı karşılayamayabilir. Gelecek yaz da su satmak zorunda kalabilirim.

AKSİYON

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious