Süleyman Demirel, kapatma davasını savundu

Süleyman Demirel, kapatma davasını savundu.10592
  • Giriş : 01.04.2008 / 22:12:00
  • Güncelleme : 01.04.2008 / 22:17:22

Demirel, kapatma davasını savundu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya'ya sahip çıktı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


9. Cumhurbaşkanı Demirel, Ekoenerji Dergisi'nin son sayısında Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Özcan Ültanır'ın sorularını yanıtladı.

22 Temmuz'da yapılan seçimlerin, Türkiye parlamentosunda temsili düzelttiğini söyleyen Demirel, konuşmasını şöyle sürdürdü :

“22 Temmuz'da yapılan seçimler, Türkiye'ye daha istikrarlı bir idare getirdi. Fakat Türkiye'nin sorununu çözmedi. Yani Türkiye yönetilemiyor. Eğer bir ülkede bu kadar çok olay varsa, o ülkenin geleceğinden telaşlanmak yerine, ülkenin yönetilemediği kararına varmak lazım. Eğer ülke yönetilebilse, bu sıkıntıların birçoğuyla karşı karşıya kalmayız. Çünkü, 22 Temmuz sonrasında, sekiz ay önce Türkiye'nin ilk ihtiyacı olan şey herhalde türban değildi. Türban olmasa da olurdu, daha sonra olsa da olurdu. Ama siz getirdiniz, Türkiye'nin gündemine türbanı koydunuz. Zaten bunun bir sene evvelinde, 2007 Nisan'ında birtakım tepkiler vardı, o tepkilerin başka şekilde meydana çıkmasına sebep oldunuz. Bunu Türkiye'yi yöneten idare yaptı. Bana göre önünü görmedi. Bence birinci mesele budur, yani Türkiye'nin yönetilememesi. Bütün bu hadiselere bakıldığı zaman Türkiye'nin iyi yönetildiğini veya yönetilebildiğini kimse söyleyemez.”

-İKTİDARIN TERCİH HATASI VE ÖNCELİK HATASI VAR-
Demirel, seçimlerden sonra Hükümetin yaptığı işleri bakıldığında bir “tercih hatası ve işlerde bir öncelik hatası” olduğunu savundu. Demirel, şöyle dedi:

“Ülkenin pek çok ihtiyacı varken, işsizlik diz boyuyken, yatırım ihtiyacı varken, yolsuzluk varken, reform ihtiyacı varken, Avrupa'ya takılıp kalınmışken, bütün bunlarla uğraşacağı yerde, Türkiye'yi çok hassas olduğu bir konuda gene tartışmanın içine sürükledi. Türban hadisesi Türkiye'yi ister istemez laiklik hadisesine sürükledi" dedi. Demirel, şöyle devam etti:

-İKTİDAR PARTİSİNİN KAPATILMASI OLAYI BÜYÜTÜLDÜ-
“Laiklik hadisesinin devamı olarak Türkiye çok önemli bir olayla karşı karşıya geldi. O olay da, bugünkü iktidar partisinin kapatılması talebiyle Cumhuriyet Başsavcısının Anayasa Mahkemesi'ne başvurması olayıdır. Bir ülkede seçimden, sekiz ay evvel yapılmış seçimden yüzde 46.5 gibi bir oy alarak çıkan, yani kabaca iki kişiden bir kişinin oyunu alarak çıkan ve tek başına hükümet kurmuş bir iktidar partisinin kapatılması talebiyle, eğer o ülkenin Başsavcısı yetkili merciye, Anayasa Mahkemesi'ne müracaat ediyorsa, bu ufak hadise değildir. Yalnız biz bunun tartışmasını beceremedik. Tartışmasını beceremeyerek, zaten büyük bir hadise olan bu hadiseyi daha da büyüttük.

-İDDİA İTİBAR KIRICIDIR VE HUKUK İLE SİYASET KARŞI KARŞIYADIR-
Tabii ki buna muhatap olan iktidar partisi bundan heyecan duyacaktır, telaş da duyacaktır. Böyle bir şey evvela itibar kırıcıdır. Yani bu iddianın içerisinde hiçbir şey olmasa da itibar kırıcıdır. Çünkü, bu iddiayı yapan Devlet'in Başsavcısı'dır. Bu Başsavcının arkasında topu yoktur, tüfeği yoktur, ordusu yoktur, donanması yoktur, sadece bir cüppesi vardır. Ama, o cüppe hukuktur. Netice itibariyle hukuk ile siyaset karşı karşıya kalmıştır.

Hal böyleyken, Başsavcıya böyle bir müracaatı yaptığı için yöneltilmiş bulunan hücumlar çok inciticidir. Neticede siz neyi incitiyorsunuz? Hukuku incitiyorsunuz. Hukuk lazım. Başsavcı da lazım. Anayasa Mahkemesi de lazım. Yargıtay da lazım. Hükümet de lazım. Hepsi lazım. Başsavcı esasen bir iddianame vermekle bir partiyi kapatmıyor. Kapatılması talebinde bulunuyor.

-TÜRKİYE'DE PARTİ KAPATILAMAZ DİYEMEZSİNİZ!-
Şimdi, Türkiye'de bu tartışma sadece iktidar kanadından gelmedi. Hemen hemen birçok mihraklar, ülkedeki opinion maker'lar, birçok fikir üreticileri, 'Efendim bir siyasi parti kapatılamaz. Demokrasilerde siyasi parti kapatılmaz' diyorlar. Peki, 'demokrasilerde siyasi parti kapatılamaz' dedikten sonra, bunun arkasından gelecek cümle şudur. Öyleyse, niçin başsavcı müracaatta bulunuyor? Başsavcı keyfi bir iş mi yapıyor?

Demokrasilerde siyasi parti kapatılmamalıdır. Pekâlâ. Başsavcı böyle bir talepte bulunarak keyfi bir iş mi yapıyor? Hayır, onu da söylemiyorsunuz. Başsavcı neye dayanarak bu kapatma talebinde bulunuyor? Eğer Başsavcı Anayasamızın 68'inci ve 69'uncu maddelerinde zikredilen fiilleri tespit etmişse, ne yapacak bunu? Hiçbir şey yapmayacak mı? O zaman görevini yapmamış olur. Onun için eğer bu fiiller mevcutsa, Başsavcının yapacağı şey bu müracaatı yapmaktır. O zaman Türkiye'de parti kapatılamaz diyemezsiniz. Çünkü kapatılması hadisesini Anayasanız getiriyor. Kapatılmamalı diyorsanız, bu hükümleri kaldırın. Yani bu tartışmalar aslında bana göre, biraz bilgisizlikle ve heyecanla, demokrasinin ne olduğu da çok iyi anlaşılmadan yapıldı ve yapılıyor.”

-SORUN: TÜRKİYE'DE KANUNLARI UYGULAMAK YA DA UYGULAMAMAK-
“Şimdi ben bunları size söylüyorum ya, hemen birisi çıkıp bana sorabilir. Siz parti kapatılmasına karşı mısınız, taraftar mısınız? Sorun o değil. Sorun, Türkiye Cumhuriyeti Kanunları uygulanmalı mı, uygulanmamalı mı?” diye soran Demirel, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Evvela siz sorunu parti kapatma hadisesinden çıkardınız. Türkiye Cumhuriyeti'nin Anayasası uygulanmalı mı uygulanmamalı mı haline getirdiniz. Eğer Türkiye Cumhuriyeti'nin kanunları uygulanıyorsa, bundan memnun olmanız lazım. Uygulanmıyorsa o zaman devletiniz işlemez. Onun içindir ki Başsavcıya yapılmış olan hücumları ben fevkalade yanlış, bilhassa iktidar kanadının yapmış olduğu hücumları fevkalade yanlış, fevkalade haksız buluyorum. Yani, nizama uyulması lazım. Ben bunları görüyorum ve diyorum ki, devleti eskitmeyelim. Burada geldiğim nokta bu. Başsavcı Anayasa Mahkemesi'ne müracaat mı etmiş? Etmiş. Gidin kendinizi savunun. Bunda şaşılacak da, korkulacak da bir şey yok. Anayasa Mahkemesi ne karar verirse, ona da razı olun. Herkes razı olsun. Bu lafta ne yanlış var? Bunu yaptığınız zaman Türkiye sükûnet bulur. Siz sükûneti başka yerde arıyorsunuz. Daha doğrusu sükûneti yanlış yerde arıyorsunuz. Yargıyı siyasileştirmememiz lazım. Halkı yargıya karşı kışkırtmamamız lazım. Velhasıl yargıyı rahat bırakalım ve yargıya güvenelim.”

-SİYASİ PARTİYE AÇILAN DAVA SEÇMENE KARŞI DEĞİLDİR-
Demirel, eğer bir siyasi partiye karşı dava açılmışsa, bunun, o siyasi partiye oy veren seçmene karşı açılmış dava anlamına gelmeyeceğini belirtti. Demirel, “Seçmen size oy vermiş. Siz yapmanız lazım gelen şeyi yapmamışsınız veya yanlış yapmışsınız. Bunlar ayrı ayrı şeylerdir. Eğer bir partiye karşı dava açılmışsa, o milli iradeye karşı açılmış bir dava da değildir. Sadece partiye karşı açılmıştır. Bu davayı açan da milli irade namına iş gören bir yerdir. Bunlar da akıllarda iyi tutulmalıdır diyorum.”

-REFERANDUM YANLIŞ OLUR-
Anayasa Mahkemesi bir ihtilal mahkemesi olmadığını söyleyen Demirel, “Anayasa Mahkemesi'ne güvenmek lazımdır. Anayasa Mahkemesi'ne intikal eden bir konuda onu görevsiz duruma düşürmenin şık olmadığı kanaatindeyim. Hukuk otoriteleri de bunun zaten hukuka uygun olmadığını söylüyorlar. Ben o kısmını tartışamam. Çünkü, benim saham değildir. Ama o da yeni bir tartışma yaratacaktır. Yani bir tarafta türban tartışması, öbür tarafta parti kapatma tartışmasına ilaveten, bu defa da parti kapatma davasını önlemek için Anayasa Değişikliği bir mesele yaratacaktır. Hele bunun referandumdan falan geçirilmeye kalkışılması çok yanlış bir şey olur” diye konuştu.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious