Sümbülefendi’de Kerbela Mevlidi

  • Giriş : 10.02.2006 / 00:00:00

Ceplerim kesme şekerlerle dolu, çantamda kağıt helva, simit, bir kutu süt ve bir külah lokumlu akide şekeri ile çıktım Sümbülefendi Camii’nden.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:

Beşik Modelleri

Efendimiz (sas)’in ciğerparelerinin Fırat’ın kıyısında günlerce susuz bırakılarak zulmedildikten sonra kendileri gibi Müslüman olduğunu söyleyen din kardeşleri tarafından şehid edilmesini andık.


Oradaydık, çünkü Kerbela’da esir edilip Bizans imparatoruna köle diye gönderilen ehli beytten iki hanımın kabri de oradaydı. Kerbela’ya gidemesek de onların yanındaydık.


Yüzlerce kadın ve erkek öğle ile ikindi vakitleri arasında okunan aşri şerifleri, mevlidi şerifi, ilahileri dinledik.

Hiç birimiz birbirimizi tanımıyorduk ama gönlümüzün dili aynıydı. Kalplerimiz aynı acı ile yanıyordu. Celal hocanın içli sesiyle okuduğu kasidede gözyaşlarımız sel olmuştu.

“Ali Asgar susuzdu uyku girmez gözüne / Uymuş asi insanlar bir yezidin sözüne / Bunlar nasıl bakacak Muhammed’in yüzüne / Böyle midir hürmet etmek Hazreti Peygamber’e / Hem ciğer pareyi Zehra, nur-i çeşmi Hayder’e”

Hep birlikte amin dedik dualara. Mevlid okunurken ayağa kalkıp birbirimizin sırtını sıvazladık. Sonra birbirimizin gözlerinin içine bakarak musafaha ettik yakın çevremizle. Ellerimiz sıcacıktı, kışın soğuğuna rağmen. Gözlerimiz nemli ama ışıl ışıldı.

Duaların, gözyaşlarının arasında ikramlar yapıldı. Kimden geldiğini sormadan aldık önümüze uzatılanı. Kağıt helva, kesme şeker kutuları, simit, paket süt, bonbon şeker, lokumlu akide şekerli, badem şekerli külahlar geldi tek tek.

Ama oruçluyduk çoğunlukla. İftarda çıkarmak üzere çantalarımıza koyduk nasiplerimizi. Yaşlı nineler ‘torunlar sorar gidince’ diyerek gösterdi memnuniyetini. Hayırlı bir gaye için toplanan her kalabalıkta olduğu gibi burada da uğraştı şeytan mü’minlerle. Kendi arasında konuşan gruplar kimi nazik kimi sert uyarıldı. Ama herkes hakkını helal etti sonra birbirine.


Mü’min kadınlar ve mü’min erkekler, ellerini hep birlikte kaldırıp Peygamberimiz (sas)’i bilmeyenlere hidayet, bilip de sevmeyenlere mağfiret dilerken Yüce Mevla’dan, bir kere daha ahitleşti O’nun sevgisi üzerine.


Kerbela’da Peygamber (sas)’in kuzularına kıyan zihniyetlerin, O’nun ahir zaman ümmetine reva gördüğü zulümleri lanetledik. Zalimlere beddua etmedik yine mü’mine yakışmaz diye ama ‘Allah’ım ıslahı mümkün olanları sen ıslah eyle, ıslahı mümkün olmayanları da yine sana havale ediyoruz. Sen her şeyin doğrusunu bilensin’ dedik. Dualarımıza bütün Müslüman coğrafyaları, aç, susuz bırakılmış bütün insanları, bütün çocukları da ekledik.


Mü’minlerin kalbindeki Allah aşkı, Peygamber sevgisi ve Kur’an’a bağlılığını görünce, hangi zihniyet, hangi düzen, hangi zorba gelirse gelsin kalplerden bu imanı sökemeyeceklerini anladım. Belki çoğumuz, ikindi namazını da kılıp camiden çıktıktan sonra gündelik hayatımıza, telaşlarımıza geri döndük.


Ama, Kerbela’da yaşananları bir nebze olsun hissedebilmek için Muharrem’in onuncu gününü oruçlu geçirip, iftar vakti bir bardak suyu Hüseyin’i anmadan içemedik. Hatta, inanıyorum ki, o gün Sümbülefendi’de olan hiç kimse bundan sonra bir bardak soğuk suyu Hüseyin’in mahrum kaldığını düşünmeden, içi sızlamadan, boğazı düğüm düğüm olmadan içemeyecektir.

Hüseyin’i unutmak bugün karikatürler bahane edilerek Sevgili Peygamberimize (sas) ve topyekun İslam’a yapılan saldırılara da duyarsız kalmak demektir. Dünü de bugünü de unutmayacağız.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious