TAKVİM GAZETESİ GENEL YAYIN YÖNETMENİ İLE SAMİMİ BİR SÖYLEŞİ

TAKVİM GAZETESİ GENEL YAYIN YÖNETMENİ İLE SAMİMİ BİR SÖYLEŞİ.8692
  • Giriş : 12.02.2007 / 00:00:00
  • Güncelleme : 18.05.2007 / 15:40:53

Takvim’in Genel Yayın Yönetmeni İskender Baydar, Yayın Yönetmenimiz Muaz Kalaycı’yı gazete binalarında misafir etti.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Koyu Galatasaraylı olduğu koltuğunun hemen arkasındaki kabanın altına asılmış Galatasaray formasından belli olan Baydar’ın odasındaki sade güzellik dikkatimizi çeken ilk ayrıntı oldu.

Yayın Yönetmenimiz Kalaycı’nın sorularına İskender Baydar’ın verdiği cevaplar oldukça ilgi çekici.

Gazetelerdeki fotoğraf yoğunluğu hakkında sorulan soruya, “Bazen bir fotoğraf başlı başına bir haberdir. Çok bir şey yazmanıza gerek yoktur” cevabını veren Takvim Gazetesi Yayın Yönetmeni Baydar’ın internet medyasına hakkındaki düşünceleri de diğer gazete yönetmenlerinden farklı değil.

Yazılı basının yarışamadığı iki şey olduğunun altını çizen Baydar, bu iki şeyin “Görsel basın ve internet medyası” olduğunu söyledi.

Röportaj: Muaz Kalaycı, Genel Yayın Yönetmeni

— Gazeteci olmakla, gazetede yönetici olmak arasındaki fark nedir?

Benim açımdan bir fark yok. Çünkü ben işe bir gazeteci olarak başladım, kademe kademe yükseldim. Ve en sonunda gazetede yönetici oldum. Dolayısıyla gazetecilikten bir şey kaybetmiş değilim. Ama bu durum bazı gruplarda söz konusu olabiliyor. Bir bankacıyı, finansçıyı gazeteye yönetici olarak getirirseniz durum farklılaşır. Ben gazetecilikten geldiğim için bunu bir avantaj olarak görüyorum. Gazetelerde, özellikle yapımında söz konusu olan kişilerin mutlaka gazeteci kökenli olması gerektiğini düşünüyorum.

— Yani Genel Yayın Yönetmeni oluşunuzdaki süreçte gazetenin değişik birimlerinde görev aldığınızdan dolayı yönetmenlikte herhangi bir farklılık yaşamadığınızı ve kolaylığını gördüğünüzü söylüyorsunuz…

Sonuçta her ne kadar farklı adlandırılsa da gazetedeki ekibi yönetmek ve gazeteyi yapmak, gazeteye çizgisini vermektir bir yayın yönetmenin görevi. Zaman zaman bu Genel Yayın Yönetmeni tanımı değişikliğe uğrar. Bazı yayın yönetmenleri farklı işler yapmak durumun da hissedebilirler kendilerini. Ama ben öyle bir yayın yönetmeni değilim. Ben dış haberde muhabir olarak başladım, kademe kademe yazı işleri müdür yardımcılığı, haber müdürlüğü, yazı işleri müdürlüğü yaptım ve en son genel yayın yönetmeni yardımcılığı yaptım. Bu süreçten sonra Genel Yayın Yönetmeni oldum.

Ben ekibimle çok yakın çalışırım. Editörle de, muhabirle de bire bir temas kurarım ve odamın kapısı hep açıktır. Stajyer de gelip burada fikrini söyleyebilir. Toplantıları kalabalık yaparız. Dolayısıyla ben hala kendimde mesleğe yeni başladığım zamandaki heyecanı hissediyorum.

GAZETELER HAK ETTİĞİ YERDE DEĞİL

— Peki, İskender Bey gazetenin hayatımızdaki hak ettiği yeri aldığına inanıyor musunuz?

Baskıya, satış rakamlarına bakarsak hak ettiği yerde değil. Ben kendi adıma öz eleştiri olarak söyleyebilirim; Türkiye’deki gazeteler (sadece takvim değil tüm gazeteler) bir kere sakız fiyatının altında, çok ucuz. Dünya standartlarına göre çok ucuz. Biz sonuçta Almanya’da çıkan bir gazeteyle aynı kâğıdı kullanıyoruz, aynı teknolojiyi kullanıyoruz. Hatta çoğu gazeteden ileri teknoloji kullanıyoruz. Yatırımımız aynı fakat Almanya’da sıradan bir gazete 1 Euro’ya satılırken, Türkiye’deki gazeteler bunun çok çok altında 7’de biri, 8’de biri fiyatına satılıyor. Gazeteler hem fiyat, hem de satış olarak hak ettiği yerde değil.

— Şu anda en çok satan 5. gazetesiniz. Takvim’in bu ilk 5 içerisinde yer almasındaki faktörler nelerdir?

Takvim’in şöyle bir avantajı var; altıncı gazeteye de göre, üçüncüye, dördüncüye göre de tirajı en istikrarlı gazete. Biz hiç promosyon yapmıyoruz. Kimi gazeteler dershaneye bedava gazete dağıtıyor, kimi marketle anlaşıp dağıtıyor, kimi benzincide dağıtıyor… Biz her satışımızı bayi üzerinden yapıyoruz. Abonelikte yok ve günlük ortalamamız geçen hafta itibariyle 271 bin küsur… Biz hiçbir gün 200 bin satıp da diğer gün 300 bin satmıyoruz. Her gün 260–270 bin satışımız var. Adeta abone gibi. Bizim okurumuz her gün gazete bayiine gidiyor, gazetesini alıyor.

DİĞER GAZETELER OKURU ELİNDE TUTMAK İÇİN HAFTA SONU PROMOSYONLARI YAPIYOR

Gazeteye karşı okurun akıl almaz bir bağlılığı var. Bence bunun tek sırrı gazeteyi yapan insanların halk dediğimiz gazeteyi alan kitleye yakınlığı… Yani hiç bir farkımız yok. Aynı şekilde yaşıyoruz, aynı hayat tarzını sürüyoruz… Öyle çok uç hayatlar yaşamıyoruz. Gazetesini alan okur bunun samimiyetini fark ediyor ve bundan memnun kalarak gazeteyi ertesi gün yine almaya gidiyor. Diğer gazeteler okuru elinde tutmak için sürekli hafta sonu promosyonları, bedava dağıtmak gibi bir sürü çalışma yaparken Takvim sadece düzenli olarak gazete veriyor.

— Posta, Zaman, Hürriyet, Sabah, Takvim Gazeteleri çok satıyor, büyüklük çok satmak mıdır? Takvim Gazetesi en çok satanlarda beşinci sırada… Şu anda Posta birinci, Zaman ikinci sırada. Bir haber gazetesi olarak düşünürsek Zaman daha çok satıyor diye Zaman daha mı büyük demeliyiz? Ya da Takvim üstlerinden çok satmadığı halde daha mı etkileyici bir gazete?

Haziran başından beri biz bu gazeteyi yapıyoruz. Söz ettiğiniz iki gazeteden bahsedeceğim. Zaman’ın bayi satışı 35 bin çünkü abonelik sistemiyle çalışıyorlar. Ben şahsen takdir ediyorum, çok başarılı bir abonelik sistemleri var. Ama son 7–8 aya bakıyorum; Zaman’ın hangi haberi Türkiye’de gündem yarattı. Yani ilk haberi Zaman versin ve ertesi gün diğer gazeteler alıntı yapıp bu haberi kullansınlar… Ben son 6–7 ayda buna çok tanık olmadım.

BAKAN ÇELİK’İN ÇORAPLARI TAKVİM’İN HABERİYDİ

Keza Posta da öyle; Posta gündemi iyi takip eden bir gazete. Magazin ağırlıklı bir gazete ama ilk Posta’dan çıkmasına rağmen ondan alıp kullanabileceğimiz kaç tane haber var ben hatırlayamıyorum. Bakan Çelik’in çorapları Takvim’in haberiydi, Irak’ta düşen uçak düştü-düşürüldü diye herkes yorum yaparken biz giden heyetten düşürüldü haberini aldık ve verdik, haberimize yalanlamada gelmedi. Sporda Aurello’nun Milli Takım’a gireceğini ilk Takvim verdi, Neco’nun boşanma haberi de magazin Takvim’in haberi…

Genç ve sınırlı sayıda elemandan oluşmasına rağmen çok dinamik bir ekonomi kadrosu olan ekonomi ekimizin de alanında çok özel haberleri var. Bu haberler Posta ve Zaman’da demeyeceğim ama Hürriyet ve Sabah’ta olsaydı daha büyük etki yaratırdı. Çünkü onların okurlara erişimi daha yüksek ama Takvim satışıyla değil verdiği haberlerle büyük olma yolunda ilerliyor.

— Gazeteler halkın değerlerine ne kadar bağlı?

Buradaki arkadaşlarımızın aralarında bursla okuyup mezun olanları var. Yetim olup da üniversite okuyan ve mezun olan editörlerimiz var. Bir çok insana kredi kartından dolayı haciz gelmiş. Bu haberi gündeme taşıyoruz. E burada da kredi kartlarındaki borçlarından dolayı evine haciz gelmiş arkadaşlar var. Evleneni, boşananı var. Yani tüm halk katmanından insan var burada. Uzaylılar yapmıyor bu gazeteyi. Buradan çıkıp belediye otobüsüyle evine giden, vapura binip karşıya geçen arkadaşımız var. Dolayısıyla gazetede halktan kopuk bir yapı yok.

Elbet Hürriyet’te, Sabah’ta marjinal birkaç yazar var. Hep onlar ön plana çıkarılıyor. Elbette böyle marjinal insanlar olacak. Bir yalıda doğmuştur yazı yazıyordur. Hiç otobüse binmemiştir, tabiî ki uçuk kaçık şeyler yazabilir. Bu bir renktir ama bütün basını bu şemsiyenin altına sokmak çok büyük yanılgı.

Takvim Gazetesi’nin yaklaşık 100 kişilik bir kadrosu var. Hemen herkes bu yoldan geçmiş kimse, tepeden paraşütle inmiş değil.

MEDYA HALKI YÖNLENDİRİR

— Kim kime yön veriyor? Halk mı gazeteyi, yoksa gazeteler mi insanları yönlendiriyor?

Halkın gazeteyi yönlendirme gücü yok. Fakat şöyle bir gücü var; Protesto edilen senet sayısı patlarsa biz bunu haber yaparız. “Esnafın durumu bu” deriz. Bu şekilde gazeteyi etkilemiş olabilirler ama onun dışında tüm dünyada basın ve medya halkı yönlendirir diye düşünüyorum.

— Gazetelerde magazin ve sporun çok yer tutmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok olumlu değerlendiriyorum. Ben Spor Müdürlüğü de yaptım. Kompleksimiz yok, ünlü bir iş adamı gazetemize geliyor. 5 dakika ekonomiden konuşuyoruz ondan sonra belki yarım saat Galatasaray’dan, Fenerbahçe’den, Beşiktaş’tan bahsediyoruz. Pazartesi günü işe geldiğimizde kimse “ya bu ayda kredi kartını ödeyemedim, yok kiraya zam oldu” demiyor. Herkes önce maçları konuşuyor. Herkesin konuştuğu şey haberdir. Dolayısıyla sporun bu kadar geniş yer almasının bence hiç sakıncası yok. İnsanların konuştuğu şeylere yer veriyoruz.

Magazine gelince; insanoğlu dedikoduyu seviyor, magazini seviyor. Kimi öyle yaşamak isteyip de yaşayamadığı için seviyor, kimi sıradan bir hayat yaşıyor ama o renkli hayatı seyretmekten keyif alıyor. 24 saatlik gün içinde bazen insanı keyiflendiren tek şey bir şarkıdır ve o şarkıcı ile ilgili bir haberi de gazeteye koymakta ben bir sakınca görmüyorum. Çok fazla özel hayat dedikleri magazine zaten biz fazla girmiyoruz.

İNSANLAR BİZDEN KLASİK MÜZİK HABERİ İSTEDİ DE YAPMADIK MI YANİ?

— Magazin ve sporun bu kadar yaygın olmasına rağmen kültürel ve sanatsal faaliyetlerin geride kalmasına ne dersiniz? Örneğin televizyon programlarını da ele alırsak bir magazin programın da neden sadece falan pop sanatçısı filanla görüntülendi haberinin yanına başka yerde yapılan Türk Halk Müziği etkinliği ekranlara, gazetelere taşınmıyor?

Dünyanın genel yapısı bu. Bir pop yıldızı, klasik müzik yıldızından daha fazla basında yer alır. Amerika’da da daha fazla yer alır, Avrupa’da da daha fazla yer alır. Bazı gazeteler vardır tiraj kaygısı taşımadan popüler kültürü geri plana atar. Mesela Radikal böyle bir çizgi izleyebilir. Beni ‘Buzda Dans’ ilgilendirmiyor benim ilgilendiğim AKM’de ki konserler, devlet opera ve balesi der, öyle yayın yapar, o sayıda satar. Belli kitleyi hedef alır. Ama bütün basını o kulvara sokmak mümkün değil. Çünkü arz talep dengesi bu, insanlar bizden klasik müzik haberi istedi de yapmadık mı yani? Veya insanların tiyatroya gitmemesinin sorumlusu basın mı?

Herhangi yeni bir oyunla ilgili bir şey geldiğinde gazetemizde mutlaka yer veriyoruz. Mutlaka Tarkan’ın kasetini alan, Mozart’ın serisini alandan daha fazla olacaktır, Tarkan’ın haberi daha çok çıkacaktır.

BUSH’UN YAPTIKLARINI DA ÖVEN GAZETELER VAR

— Dünyanın bugünkü hale gelmesinde (savaşlar, yolsuzluklar vb) gazetelerin ve gazetecilerin de suçu var mı?

İlişkili olan gazeteciler mutlaka vardır. Tüm dünyada diktatörleri öven gazeteciler her zaman için olmuştur. Mesela Saddam’ın da bir basını vardı, Hitler’in de bir medyası vardı. O ölçekte, onun yaptıklarını öven gazeteler toplumların o felaketlere sürüklenmesinde önemli rol oynamıştır. Ama günümüzde bakıyoruz böyle bir durum söz konusu değil. Mesela şu anda Bush’un yaptıklarını da öven gazeteler var ama biz eleştiriyoruz. Türkiye’deki hemen hemen tüm medya kuruluşları eleştirdi, Avrupa basını eleştiriyor, Amerikan medyasına baktığımızda onu destekleyen yayın organları da var.

KEŞKE GÜNEYDOĞU’DA ŞEHİT DÜŞEN ASKERLERİN CENAZELERİ DE BU KADAR GÖRKEMLİ KALDIRILSAYDI

— Peki, Hırant Dink cinayetinde medyanın tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz? Takvim Gazetesi nasıl bir tavır takınmıştı ve nasıl bir tavır devam ettiriyor?

Olaya sırasıyla bakarsak Hırant Dink öldürüldüğünde bu üzüntü Takvim’e de yansıdı. ‘Güvercini vurdular’ diye kendi son yazısından yola çıkarak başlık attık. Ondan sonra cenazede biz açıkçası sitemi yansıttık. Yani bu ülkede keşke daha önce öldürülen aydınların cenazeleri, Güneydoğu’da şehit düşen askerlerin cenazeleri de bu kadar görkemli kaldırılsaydı. “Keşke” diye başlık attık; yani keşke o cenazelerde de halk bu tepkiyi verebilseydi.

Tıpkı İspanya’da, İrlanda’da olduğu gibi… Belki o zaman bu kadar çok ölüm olmazdı bu ülkede. Yani biz o sitemi yansıttık ve ondan sonrada işe polisin istihbarat boyutu geldi. O işlerde fazla ön plana çıkmadık. Yasin Hayal’e birebir benzeyen bir polis fotoğrafı vardı, zaten onu da ilk Takvim ortaya çıkardı. O fotoğrafı manşete koyduk. Çünkü bir kargaşa vardı. Birçok görgü tanığı diyor ki; “Yasin Hayal’i olay yerinde gördük” Biz fotoğrafları taradık. Ondan sonra biz cep mesaj yoluyla halk oylaması da yaptık. Gelen mesajların yüzde 92’si diyor ki; “Fotoğraftaki şahıs Yasin Hayal’dir” Yüzde 8’i de “Hayır o değildir” dedi.

Sonra emniyet bir açıklama yaptı: “Bu kişi Yasin Hayal değil, cinayet şubesinden bir polistir, ismi de M.E.’dir” denildi. Kimliği açık verilmedi. Burada birçok soru işareti bence aydınlandı. Belki birçok görgü tanığı o kargaşada bu polisi görüp Yasin Hayal zannetti. Çünkü inanılmaz bir benzerlik var ortada... Ondan sonra olaya pek girmedik.

OLAYI SPEKÜLATİF HALE GETİREN EMNİYET

Bu bir yönlendirme furyası eşiği olabilir. Emniyetten farklı bilgi geliyor, istihbarattan farklı geliyor. Emniyette farklı birimler var, istihbaratta farklı birimler var… Güç kavgaları yaşanıyor. Basın olayı spekülatif hale getirmiyor. Olayı spekülatif hale getiren emniyet. Çünkü bunları basına veren emniyetten birileri… Emniyetinde bir sürü kabahati var. Yani bu soruşturmayı bu hale getiren basın değil emniyettir.

— Hrant Dink cinayetinden sonra medya kendine hangi dersleri çıkarmalı?

Hırant Dink’in ölümüne neden olduğu iddia edilen şey Hırant Dink’in bir seri yazısı. Dink’in 301’den yargılanmasına neden olan o seri yazının içindeki bir cümle. Ben eminim ki Türk basınında çalışanların yüzde 99,9’u o yazının bütünü hakkında bir fikre sahip değil. Hep bir cümle ortalıkta dolaştı. “Türk ve Ermeni kanı” cümlesine karşılık kimse çıkıp doğru düzgün bir açıklama yapmadı. “Hırant Dink bunu söylemek istemiyor” demedi. Sadece o cümleye saplanıldı.

Basın bile o yazının bütününe hâkim değil. O yazının önü-arkası Türk basınında fazla yer almadı. Hırant Dink şunu söyledi dendi ve o cümle basında yer aldı. Dönüp baktığınız da o yazıya öyle bir şey demek istemediği çok net anlaşılıyor ama yeterince halka anlatabildi mi bunu gazeteler? Bence anlatamadı.

— Gazeteler Türk halkını ne kadar anlıyor, Türk halkı gazeteleri ne kadar anlıyor?

Bir anlaşamama sorunumuz olduğunu düşünmüyorum. İnsanlar Takvim’e faksla, maille ulaşabilir. Tüm köşe yazarlarına mesaj ile ulaşabilirisiniz. Normal cep mesaj tarifesi ile arkadaşınıza atar gibi mesaj atılabiliyorsunuz. İnsanlar Takvim’i samimi bulduklarıdan her türlü şey için arıyorlar. Mesela bir örnek verelim: Oylama yaptık, “Bu Yasin Hayal mi, değil mi” diye… Bir okur mail atmış “Sayın savcı kimi kandırıyor, bal gibi Yasin Hayal işte” diye… Her sabah Takvim Gazetesini eline alan kişi bu benim gazetem diyor. Öyle olmasa bu gazeteyi ertesi gün almaz.

ÇOK ŞİKÂYETÇİ OLMAM YÜKSELMEMDE YARDIMCI OLMUŞ OLABİLİR

— Bir gazeteci ve yönetici olarak sorumluluk kavramını tanımlar mısınız?

Öncelikle ben şuan ekibimden sorumluyum. Eşimizden, ailemizden, çocuğumuzdan çok bu arkadaşlarımızı görüyoruz. Ben daha önce yöneticilik yaptığımız birimlerde de çalışanımın mutlu olması için elimden gelen gayreti gösterdim. Çünkü benim mesleğe başladığım yıllarda yöneticilerim bu gayreti göstermedi. Ben hep şikâyet ediyordum, belki çok şikâyetçi olmam yükselmemde yardımcı olmuş olabilir o ayrı bir şey ama insanların belli bir kalitede yaşayabilecekleri ücreti almaları mücadele ediyorum. Çünkü ilk önce gazeteci tiyatroya gidebilmeli ki gazetede tiyatro haberin eksikliğini hissedebilsin. Biz gazeteyi vicdanımızla yapıyoruz.

— Yanınıza ilk iştirakimde “Saat 15’te birinci sayfa toplantımız var” dediniz. Birinci sayfa malum gazetenin vitrinidir. Nasıl geçiyor bu toplantı? 271 bin kişi gazeteyi eline aldığında ilk birinci sayfayı görüyor. Birinci sayfa için kaç saat toplantı yapıyorsunuz?

Ondan önce öğlen 12’ye doğru bütün editörlerin katıldığı bir toplantı yapıyoruz. Günlük gazetelere yansımış haberler, ajanslara düşmüş haberler olur ve herkes ilgisini çeken haberi söyler. Onlar üzerine tartışılır. Haber birimlerinin yazdığı haberlerin üzerlerine ne koyabiliriz diye tartışılır. Saat 15.00’tede birinci sayfa toplantısına oturulur. Yeni günlük gelişmeler konuşulur ve en sonunda manşeti ne yapalım diye tartışılır.

Ekonomi, magazin müdürü, Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı, yayın koordinatörü, yazı işleri müdürleri… Yöneticiler olarak haberleri ve münasipliğini tartışıyoruz. “Hangi haberi manşet yapalım?” diye.

— Gazetelerdeki fotoğraf yoğunluğu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bazen bir fotoğraf başlı başına bir haberdir. Çok bir şey yazmanıza gerek yoktur. Fotoğraf yeterince çarpıcıdır. Keşke çok daha iyi foto muhabirlerimiz olsa ve daha büyük, daha güzel fotoğraflar kullanabilsek. Mesela biz daha önce ekip olarak Star Gazetesi’nde bunu yapmıştık. En son hatırladıklarımdan biri Kerkük’te öldürülen 9 yaşındaki bir çocuğun babasının kucağındaki fotoğrafıydı. Tam sayfa koyulmuştu. O fotoğrafı çekecek foto muhabirlerinin sayısının artması lazım.

YAZARLAR OTURDUĞU YERDEN KERKÜK’Ü YAZIYOR

— Gazeteler arasındaki rekabeti nasıl değerlendiriyorsunuz? Gazeteler arasındaki rekabetin ölçüleri ne olmalı?

Rekabet her zaman için keyifli. Başta da söyledim; Türk basınında akıl almaz bir şekilde köşe yazarı yoğunluğu yaşanıyor. Batılı gazetelerin özel bir habere özel fotoğraf kullanmak için deneyimli muhabirlere ayırdığı fonları Türk basını köşe yazarları için kullanıyor.

Keşke bu kadar çok köşe yazarı değil de, daha fazla iyi gazete muhabiri olsa ve habercilik anlamında ciddi bir yarış sürdürülebilse. Herkes Kuzey Irak’ı, Kerkük’ü yazıyor. Şu anda hangi gazetenin veya kaç gazetenin orda doğru düzgün bir muhabiri var? Yazarlar oturduğu yerden Kerkük’ü yazıyor. Köşe yazarlarına bakın kimi Kerkük’ü alıyor, kimi Kerkük’ü veriyor. Ama orda ne oluyor? Bunu bilemiyorsunuz.

RAKİBİMİZ ÜSTÜMÜZDEKİ HERKES

— Takvim’in rakibi kim?

Takvim’i ilk aldığımız Haziran ayında renkli, keyifli, eğlenceli bir gazeteydi. Çok büyük habercilik iddiası olan bir gazete değildi. Biz ekip olarak hep büyük gazetelerde çalıştık. Sabah Gazetesi’nde yöneticilik yaptım, Star’dan önce sonra Sabah’ta ikinci adamlık yaptım. Diğer arkadaşlarımın çoğu Hürriyet’te, Akşam’da çeşitli yerlerde çalışmış arkadaşlar.

Biz gerçek anlamda haberiyle konuşulan büyük gazete yapma arzusuyla bu işe soyunduk. Rakibimiz üstümüzdeki herkes. Yani biz alttan Vatan, Milliyet bizi geçmesin diye de uğraşıyoruz ama şu promosyon furyası bitse üstümüzdekileri nasıl geçeriz diye de plan yapıyoruz.

— Türk halkının okurluğu hakkında ne düşünüyorsunuz? Gazete okumak nedir, nasıl olmalıdır?

Sektörüne göre değişiyor. Özellikle bu aralar sinek avladıkları için Türkiye’de en iyi gazete okuru esnaf. Benim babamda esnaf. Esnaf çok gazete okur. Çıkın çarşıya yan yana 10 tane dükkân vardır. Biri Takvim alıyordur, yanındaki Hürriyet alıyordur. Onun yanındaki Zaman alıyordur. Onun yanındaki Vakit alıyordur. Esasında bakıldığında Sosyal Demokrat bir esnaf gün içinde çok vakti olduğu için en uçtaki radikal sağcı bir gazete Vakit gazetesini bile okuyordur. Yeniçağı da okuyordur, dönüp Hürriyet’i, Sabah’ı da okuyordur. Ben esnafın ve emeklinin iyi bir gazete okuru olduğunu düşünüyorum Türkiye’de. Ama genç kesim çok okumuyor. Bende öğrencilik yıllarıma bakıyorum ki çok okumuyorduk, başka şeylerle uğraşıyorduk.

YAZILI BASININ YARIŞAMADIĞI İKİ ŞEY VAR: GÖRSEL BASIN VE İNTERNET MEDYASI

— İnternet haberciliği hakkında ne düşünüyorsunuz? İnternet haberciliği gazetelere ne derece etki etti?

Yazılı basının yarışamadığı iki şey var. Görsel basın ve internet medyası. Çünkü biz bir haber üzerinde düşünüyoruz, tartışıyoruz, tablo hazırlıyoruz. Bunlar matbaaya gidiyor, basılıyor, dağıtılıyor ve ertesi sabah insanların elinde oluyor. İnternet ve televizyon haber kanalları anı anına bunu yansıtıyorlar.

— Haber siteleri televizyon kanallarından da hızlı ilerliyor. Televizyonlar flaş bir haberi alt yazı geçerken bir internet sitesi fotosuyla haberi kırmızı başlıkla girebiliyor. Mesela Bülent Ecevit’in ölüm haberi saat gece 12’de geldi. Bu haberi ilk duyuranlar alt yazı geçen NTV ile manşetten büyük puntolarla flaş bilgi geçen haberaktuel.com oldu. Söz internet haberciliğinden açılmışken Takvim.com.tr’ yi güncel tutmayı planlıyor musunuz? Şuanda sadece gazetede yayınlanan haberlerin servis edilmesinden ibaret bir yayın akışı var.

O konuda ciddi anlamda yatırım yapan gazeteler oldu. Sabah, Hürriyet, Milliyet… Bu noktada Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok! Hiçbir yabancı gazetenin sitesine bedava giremezsiniz. Bugün çok eleştirilen tabloid basının internet sitesine abone olmak zorundasınız. Mesela Sun Gazetesi’ne girin, bir iki tane spot vardır gerisi için abone olmak lazım. Guardian da, Washington Post da öyle…

Bir dönem Sabah bunu denedi ama çok etkinleştiremedi. Hep tirajdan şikâyet ediliyor. Sonuçta Hürriyet’in olsun, Sabah’ın olsun ciddi bir personel maliyeti var. Kendi alanında marka isimler çalıştırılıyor. Mesela bir Murat Bardakçı… Murat Bardakçı’yı okumak bedava olmamalı!

HABER AKTÜEL’DE HER ŞEYDEN ÖNEMLİSİ BİR EMEK VAR

— Ama haber ajanslarının abonelik ücretleri de çok makul. Gazeteler web sayfalarını abonelikle girilen yerler haline getirirse o zaman herkes ajanslara abone olarak haberi birinci kaynaktan almak istemezler mi?

Meselenin birde farklı boyutu var ama. Mesela sizin haber siteniz haberaktuel.com’dan konuşalım. Haber Aktüel’de sadece ajansların haberi yok ki. Röportajlar yapıyorsunuz, yorumlar var, yazarlar var. Her şeyden önemlisi bir emek, yatırım var. Belki bir internet haber sitesine reklâm gelirlerini değerlendirmek cazip olabilir ama bu kadar büyük yatırım yapan grupların internet sitelerini bedava ulaşılabilir hale getirmemesi lazım.

OGRETMENLER.COM BİLGİLENDİRME AMAÇLI BİR REFERANS ADRESTİR

Alternatif siteler olmasında fayda var. Alternatif haber siteleri, alternatif bakış açıları olmasında… Belki gazetelerin yeterince yer ayıramadığı sorunları taşıyabilecek yapısı var internet sitelerinizi. Mesela yine sizin yönetiminizdeki ogretmenler.com. Burası öğretmenler için bilgilendirme amaçlı bir referans adrestir. Geliştirme amaçlı bir uzmanlık alanı var. Mesela orada magazin yok, spor yok. Böyle siteler yaygınlaşmalı. Mühendislerde bir yapı altında toplanmalı, belki esnaflarda… Ama gazetelerin siteleri bedava olmamalı.

— En sevdiğiniz ya da hiç sevmediğiniz şeyler…

Galatasaray’ı çok severim, Galatasaray Lisesi mezunuyum. Galatasaray’la akıl almaz bir gönül bağımız var. En sevmediğim şey ise dedikodu. İş yerinde dedikoduya asla müsaade etmem, yapanı da affetmem.

— Hayalinizdeki gazete…

Ben Türkiye’de gerçek anlamda 2015–2016 yıllarında iyi bir tabloid gazete yapılabileceğini düşünüyorum ve bunu yapmak isterim.

TÜRKİYE’DE EN ÇOK SATAN GAZETESİNİ YAPMAK İSTİYORUM

— Dünya genelinde keşke yöneticisi ben olsaydım dediğiniz bir gazete var mı?

Ben gazeteci olmak bile istemiyordum. Bir zamanlar turist rehberi olma gibi bir niyetim vardı. İlk Körfez Krizi patlak verdi, Türkiye’de turizm piyasası bitti, sınavla gazeteye girdim. Türkiye’de çok az insan idealini yapıyordur. Çünkü Türkiye’de eğitim sistemi de buna yönlendirmez insanı. Yani yeteneğine göre ortaokuldan alıp Almanya’daki gibi gel kardeşim sen elektrikçi olacaksın, sen marangoz olacaksın, sen doktor olacaksın gibi bir ayrım yok.

Benim gazeteciliğe başladığımdan beri yaptığım tek şey sayfamı en iyi yapmaya uğraşıyorum. Yazı işleri müdürüyken de gazetenin mükemmel olması için uğraşıyordum, şu anda da aynı. Yani yaptığım işi en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum, ondan sonrası kendiliğinden geliyor. Türkiye’nin en çok satan gazetesini yapmak istiyorum. Takvim’i o noktaya taşımayı çok arzuluyoruz.

— Son sorum; yayın koordinatörümüz Handan Kayıkçı hanım haberlerinizin kısa tutulduğunu söylüyor. Bunun nedeni ne?

Sayfa sayımız az. Kısa haber yazarak çok haber yayınlamaya çalışıyoruz. Sayfa sayımız fazla olsa haberler uzun da olacak, fazla da olacak. Ama şuan ki imkânlarla bu şekilde oluyor.

…bitti

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious