Talat'tan Hristofyas'a: Kıbrıs'ı ya çözeceğiz ya böleceğiz

Talat'tan Hristofyas'a: Kıbrıs'ı ya çözeceğiz ya böleceğiz.15287
  • Giriş : 11.05.2008 / 08:44:00

Talat ve Hristofyas, çözüm beklentilerine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Kıbrıs'ta Birleşmiş Milletler'in başlattığı yeni süreçle ilgili takvim işlerken, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Cumhurbaşkanı Dimitri Hristofyas, çözüm beklentilerine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, şubat ayındaki seçimlerde seçimi kazanan Rum lider Hristofyas'a ilk görüşmelerinde, "Yoldaş, ya Kıbrıs sorununu çözeceğiz ya da bölünmeyi mühürleyeceğiz." diyor. Küçük yaşlardan itibaren komünist AKEL Partisi saflarında siyaset yapan ve baştan beri Ada'nın yeniden birleşmesini savunan Hristofyas'ın gözleri doluyor ve eski dostu Talat'a şöyle cevap veriyor: "Bunun farkındayım. Zaten ben de bunun için aday oldum."

Bu olumlu havanın tek göstergesi, iki lider arasındaki yakınlık değil. Hristofyas'ın seçilmesinden önce günde ortalama 5 bin Türk Güney'e geçerken, Güney'den 500 Rum Kuzey'e geçiyormuş. Seçimden sonra bu sayılar neredeyse eşitlenmiş.

İşte bu diyalog ve iki sol kökenli lider arasındaki kimya uyuşması, Kıbrıs'ta yeniden başlayan çözüm sürecine dair en büyük umudu oluşturuyor. KKTC Cumhurbaşkanlığı'nın davetiyle adaya gelen bir grup gazeteci olarak bizler de bu yeni süreci her iki tarafın da nabzını tutarak anlamaya çalışıyoruz. Önceki gün önce Kıbrıs Türk Ticaret Odası yönetiminin perspektifini dinledik. Ticaret Odası'nın en fazla üzerinde durduğu konu, Türkiye'nin tek taraflı olarak limanlarını asla açmamasıydı. Onlara göre KKTC limanları üzerindeki ambargo sürerken bu adımın atılması, hem Kıbrıs Türk ekonomisinin iflası hem de Rum tarafını çözüme zorlayan bir kartın zayi edilmesi demekti. 2007'de başlayan durgunluktan yakınan Başkan Hasan İnce'nin limanlar konusunda bir teklifi vardı: "Türkiye'den gelen mal, Yeşil Hat üzerinden Güney'e geçsin, Güney'den Türkiye'ye gelecek mal da Yeşil Hat'tan geçip Magosa Limanı'ndan Türkiye'ye gitsin." Bir araştırma, ilişkilerin normalleşmesi halinde Türkiye'nin Rum tarafına ihracatının 3 milyar dolara çıkabileceğini gösteriyordu. Halbuki şu anki rakam 4 milyon dolar kadardı.

İşadamlarından sonra, iki lider tarafından 21 Haziran'da başlaması kararlaştırılan müzakere sürecinin altyapısını hazırlamak üzere oluşturulan çalışma grupları ve teknik komitelerde Rum muhataplarıyla görüşen Türk müzakere heyetinden kapsamlı bir brifing aldık. Türk ve Rum tarafından beşer kişilik ekipler, 6 çalışma grubu ve 7 teknik komitede haftada iki kez bir araya geliyordu. Sağlık, çevre, kültürel miras, ticaret, toprak, mülkiyet, yönetim, vb. konularda taraflar birbirinin pozisyonunu öğreniyor. Farklılıklar giderilmeye çalışılıyor, aşılamayan, liderler zirvesine bırakılıyor.

Türk tarafının müzakere heyetine başkanlık eden Cumhurbaşkanı Özel Temsilcisi-Görüşmeci Özdil Nami, oldukça umutluydu. Papadopulos döneminde 52 haftada komitelerin isimleri dahi oluşturulamazken, yeni dönemde 20 günde bir hayli mesafe almış ve uzlaşma sağlanan bazı sorunları nihai çözümü beklemeden uygulamaya başlamışlardı. Mesela her iki tarafın ambulansları kontrol edilmeksizin kapılardan rahat geçiş yapacaktı. Rum tarafındaki trafik levhalarına Türkçe, Kuzey'deki levhalara ise Rumca ve İngilizce eklenecekti. Ortak bölgelerde verimliliği artırmak için arıtma tesisleri ortak yapılacaktı. Halbuki Papadopulos döneminde bu tür kararlar alınsa bile bunların uygulanması mülkiyet, garantiler gibi en zor konularda kaydedilecek ilerleme şartına bağlanmıştı. Şimdi komitelerin uzlaştığı konular liderlerin talimatıyla uygulamaya geçiyordu.

Annan Planı masada değil, laptopta

Peki taraflar konuları sıfırdan mı ele alıyordu, yoksa Annan Planı mı esas alınıyordu? Türk tarafı Annan Planı'nın temel alınmasına sıcak, ama Rum tarafı bunu asla kabul etmiyor. Yine de Türk müzakere heyetinden şunu öğreniyoruz: Annan Planı masada olmasa da herkesin laptopunda duruyor. Fiiliyatta Annan Planı'nın uzağına gidilmiyor ve her seferinde iki taraf da "orada bu konu nasıldı?" diye bakma ihtiyacı hissediyor.

Önceki günün son durağı Cumhurbaşkanı Talat'la yiyeceğimiz akşam yemeğiydi. Teknik komitelerin hızı, Rum ziyaretçilerin artışı ve anketlere göre Rum tarafında çözüme desteğin artması Talat'ı hayli umutlandırmış görünüyordu. Ama yine de kaygıları yok değildi. Mesela Türkiye'deki siyasi gelişmelerin süreci olumsuz yönde etkilemesinden endişeliydi. Ayrıca Hristofyas'a şakayla karışık 'yoldaş' diye hitap etse de Annan Planı'na önce evet deyip sonra partisinden hayır kararı çıkarması, Papadopulos'la işbirliği yapması nedeniyle güveni tam değildi. "Samimi mi değil mi kefil olamam." diyordu. Tek umudu, AKEL liderinin tarihe 'adayı böldüren kişi' olarak geçmek istemeyeceğiydi.

Hristofyas'ın seçilmesinin kendisi için büyük sürpriz olduğunu söyleyen Talat'a göre bu sonucun iki nedeni bulunuyor: Kosova'nın bağımsızlığının tanınması ve Rus lider Vladimir Putin'in Batı'ya neden KKTC'nin 40 yıldır tanınmadığını hatırlatması.

Talat, Türk ve Rum taraflarının hassasiyetleri farklı olduğu için Annan Planı üzerinde pazarlık yapılabileceğini düşünüyor. Ona göre mesela Türk tarafına daha fazla Rum gelebilir, buna karşılık Güzelyurt'taki Türklerden isteyenler kalabilir. Türk tarafı için en önemli konu, siyasi eşitlik.

Ancak Rum tarafına geçip yoldaş Hristofyas'ı dinlerken, çözümün çok yakın olmadığı anlaşılıyordu. Çünkü Hristofyas her ne kadar çözüm için yeni bir perspektif ortaya koysa da iki taraf arasında ciddi görüş farkları olduğunu söylüyordu. Rum lider, Talat'ın dile getirdiği 2008 sonuna kadar çözüm yaklaşımını gerçekçi bulmuyordu. Ayrıca Türk tarafının çok iyi gittiğini söylediği teknik grupların da tıkandığını dile getiriyordu.

Ada'da çözüm için yeni bir dinamik olduğu kesindi. Ancak iki liderin dostluğundan kaynaklanan iyimserliğin, Kıbrıs meselesinin taştan sert gerçekleri karşısında ne kadar dayanabileceği de bir o kadar kuşkuluydu.

ZAMAN

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious