Tarhan'ın bu önerisi çok tartışılacak

Tarhan'ın bu önerisi çok tartışılacak.9144
  • Giriş : 16.11.2008 / 20:08:00

'Dünyanın en iyi iktisatçıları' listesinin 107 numaralı ismi Profesör Tarhan, yeni bir ekonomik tartışma başlatıyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Serbest piyasa ekonomisinin daimi savunucusu Tarhan'a göre devletler mutlaka şirketlere yardım etmeli, karşılığında da hisse almalı.

European Economic Association'a (EEA) göre Forbes Türkiye yazarı Vefa Tarhan, "dünyanın en iyi 107'nci" ekonomisti. Krizin anavatanı Amerika'dan geldiği, dünya liginde bir iktisatçı olduğu ve doğup büyüdüğü ülkesine kendisini 'borçlu' hissederek Türkiye'den gelen taleplere hiç 'hayır' demediği için Tarhan'ın gündemi çok yoğun.

Altıncı Uluslararası Finans Zirvesi'ne katılmak üzere İstanbul'a gelen Tarhan'la, eşsiz boğaz manzarasına karşı yaptığımız sohbetin konusu, kriz ve Türkiye oldu. Tarhan, "Daha önce hiç böyle bir şey yaşanmamıştı" diye başlıyor ve "ama dünyanın sonu gelmedi, bu kriz de bitecek elbet" sözleriyle devam ediyor konuşmasına. Ancak krizin bitmesi için asıl görevin, devletlere düştüğünün altını çiziyor. Bunun kesinlikle kamulaştırma anlamına gelmediğini iddia eden Tarhan, kısa vadede başka çözüm olmadığı görüşünde.

Türkiye'de 2001'de yaşanan krizi tahmin etmiştiniz. Bu sefer de böyle bir beklentiniz var mıydı?

Tahmin etmedim çünkü hiç kimsenin beklemediği bir krizdi bu. Bu kadar derin ve kompleks bir krizi kim tahmin eder ki?

Dünyaya Amerika'dan bakan bir bilimadamı olarak "kriz ve Türkiye" kelimeleri size neyi çağrıştırıyor?

Kriz ve Almanya, kriz ve Japonya neyi çağrıştırıyorsa onu. Çünkü küresel bir durum var ortada. Başka hiçbir krize benzemiyor, daha önce böyle bir şey hiç olmamıştı. Dünya finansal mimarisini tehdit eden ilk krizin yaşandığını söyleyebilirim. Buradan alacağımız çok ders var ama bunları düşünmek şu anda lüks. Önceliğimiz, yangını söndürmek.

Yangının büyüklüğünü tarif etmek için siz hangi rakamları önemli buluyorsunuz?

Borsalara bakın, en önemli gösterge orası. Ocaktan bu yana borsalarda buharlaşan para, 26-27 trilyon dolar gibi bir değere ulaştı. Amerika'nın gayri safi milli hasılası 13-14 trilyon dolar dolayısıyla buharlaşan para, bunun iki katı. Dünyanın toplam gayri safi milli hasılası, 60-70 trilyon dolar arasında. Yani bunun, yarıya yakını buharlaştı diyebiliriz.

Paranın fiziksel olarak buharlaşması söz konusu olmadığına göre bu para nereye gitti?

Bir yere gitmedi. Bazı insanlar yüksek değerden bu hisse senedini satın aldılar, onun çok altında bir değerden sattılar. "Kim bundan kar etti" derseniz, hisseyi yüksek fiyattan satan, açık pozisyonu olan, bir de hisse senedi almayanlar.

Yani sanal mıydı her şey?

Öyle gözüküyor Çünkü ister İMKB'den ister NYSE'den hisse alın, bu işlemlerin yüzde 99.9'unun o şirketlerle ilgisi yok. Kimin hisse senedini alırsanız alın, o şirkete para girip-çıkmıyor. Bu aslında reel sektör açısından kötü bir durum.

Şimdi de asıl sıkıntıyı reel sektör çekiyor zaten. Tuhaf değil mi?

Evet öyle çünkü kredi pazarlarında nükleer bir kış yaşanıyor. Şirketler kısa ve uzun vadeli para bulamıyor. Çünkü para alacakları piyasalar, donmuş vaziyette.

Bunun adına likidite krizi diyorlar?

Tamamen hikaye. Aksine bunun adı, "likidite bolluğu krizi". Başka bir değişle de güvensizlik krizi. Amerika ve Avrupa'daki merkez bankaları, dünyanın parasını enjekte ediyorlar bankalara ama onlar bu paranın üstünde oturuyor, korktukları için birbirlerine bile para vermiyorlar. Notu çok çok yüksek şirketlere bile kredi vermiyorlar. Bu durumda para politikasının yapabileceği hiçbir şey yok. GE, Amerika'da AAA notu alan altı şirketten biri olduğu halde, şapkası elinde Warren Buffett'a para dilenmeye gitti. Öteki şirketlerin durumunu siz düşünün artık.

Çözüm ne olacak bu noktada?

Saha kenarında çok para var. Bu problemin çözümü, o paranın yeniden sahaya dönmesi olacak.

Peki nasıl dönecek?

Daha önce hiç böyle bir olay yaşanmadığı için çözümü de bilinmiyor. Ancak eninde sonunda bu güvensizlik krizi aşılacaktır. Dünyanın sonu gelmedi. Zaten ülkeler bunu aşmak için ciddi adımlar atıyor. Ama her yaptığınız işlem bir silahınızın daha azaldığı anlamına geliyor. Örneğin diyelim faizleri 0'a indirdiler, ondan sonra ne yapacaklar? Bütün yapılanlara rağmen hala pazarlar ikna olmuş değil ama sonunda bir noktada ikna olacak insanlar. Lale Devri bitti

Gelelim Türkiye'ye... Çok ciddi bir cari açıkla yakalandık krize. Bunun için ne söyleyeceksiniz?

Cari açık aslında iki türlü problem demektir. Biri cari açığın kendisi, öteki de finansmanı. Türkiye'nin ciddi anlamda cari açığı finanse etme problemi var. Amerika'nın da ekim itibariyle 710 milyar dolardan fazla cari açığı var. Ama finanse etme problemi yok. Türkiye, özelleştirmeler ve doğrudan yatırımlar bakımından başarılı sınavlar verdi. Şüphesiz bu başarıda dünya ekonomisinde yaşanan 'Lale Devri'nin de payı büyüktü. Politik istikrar, ekonominin en fazla önemsediği unsurdur. Son dönemlerde bu da var Türkiye'de. Bu istikrarın başlıca unsuru ise tek parti iktidarı. 2001'de yapılan reformların da başarıda etkisi oldu ama onların meyvesi bitti.

Hükümet neler yapmalı şimdi?

Ekonomik politikalar statik olamaz. Yani şartlar değişmese bile dinamik olmak şart. İşsizlik, vergi reformu ve kayıt dışı konusunda önemli adımlar atılmalı. Bunlara ilaveten hiç klasik olmayan yeni problemler çıktı. Biri cari açık, ikincisi hedge fonların borsaya hakimiyeti. Ben yabancılara karşı değilim ama bu adamlar kaçıyorlar. Çin, Hindistan ihracatla büyüyor, biz ithalatla büyüyoruz, cari açığımız çok fazla. İhracatın ithalatı karşılama oranı önemli. Şimdi ihracat, bırakın ithalatı karşılamayı, girdi maliyetlerini bile karşılamıyor. Bu sürdürülemez.

Peki bunun için çözüm öneriniz nedir?

Bunun için kaynak bulmak zorundayız. Birinci kaynak, doğrudan yatırımdır. Fakat bu ortamda doğrudan yatırım beklemek hayalcilik olur. Adam kendi ülkesinde yatırım yapmazken, gelip de burada yatırım yapar mı? "Portföy yatırımı" dediğimiz sıcak para da kaçıyor.

Reel sektöre devlet yardımı şart

* Şirketler tek başına bir şey yapamaz, devletlerin önlem alması lazım. Pazar ekonomisi uygulanıyorsa da olağanüstü durumlar, olağanüstü tedbirleri gerektirir. Nasıl Amerika, batacak bankalara yardım ediyorsa devlet bizde, de reel sektöre yardım etmeli.

* "Devlet hibe etsin" demiyorum. Reel sektöre, "Sana para vereceğim, yardım edeceğim" diyecek ama karşılığında hisselerinin bir kısmını alacak. Kimseye bedava para vermeyeceksin. Hatta hisse senedine dönüştürebilir tahvil oluşturma imkanı var. Yani hem reel sektöre yardım etmiş hem de böyle bir piyasa oluşturmuş olacaksınız. Böylece özel sektörün bu araçla kredi bulmasını kolaylaştıracaksınız.

* Ben buna "kamulaştırma" demiyorum. Bu, geçici bir tedbirdir. Ortam düzelince devlet elindeki hisseleri satacak.

* "Devlette bu kadar para var mı" derseniz, devletlerin daha kolay para bulacağını düşünüyorum.

Tarih Greenspan'ı kötü hatırlayacak!

Amerika'nın ekonomik sistemi, vatandaşı koruma odaklıdır. Eskiden Hedge fonların ne yaptığı fazla düşünülmüyordu. Bankalar, kredi ödeme kabiliyeti olmayan insanlara borç verdi. Dünyada herkes borç aldı. Sırf kuruluşlar değil, aileler bile aldı. Bu insanlar şu anki ekonomik şartlar altında nasıl borç ödenecek?

Herkes vaktiyle risk aldı ve bunun karşılığında da getiri beklentisi taşıyordu. Bu, bir anlamda riskin ucuz fiyatlanması krizidir. Tarih, Alan Greenspan hakkında çok kötü şeyler yazacak. Dahi olarak bilinen bu adam, bu olayların çıkmasına katkıda bulundu ve yangına körükle gitti. Ne zaman bir problem olsa "Aman bu reel sektörü etkilemesin" diyerek para arzını artırdı. Artan paranın normal koşullarda enflasyon yaratması gerekiyordu. Çünkü arz edilen para, talebi artırır ve beraberinde fiyatlar artar. Ama bu olmadı. Tesadüfen dünya "ekonomik Lale Devri'nden geçiyordu.

Talep artışına karşılık arz da arttığı için fiyatlar artmıyordu. Küreselleşmenin getirdiği birtakım faydalarla? Arz artınca fiyatlar artmadı. Ancak bu, gayrimenkulde bir balon yarattı ve şimdi bu patladı. Şimdi bu tip krizlerin ileride daha sık olacağını öğrendik. Merkez bankalarının yaptığı ataklar sorunu çözmüyor, erteliyor. Dolayısıyla grip olacak hastalar zatüre oluyor. Bu nedenle şoklar olduğunda, "Olsun, bittikten sonra faturası neyse öderim" diyeceksin.

Merzifon'dan Şikago'ya

* Vefa Tarhan, Amasya Merzifon doğumlu.

* 11 yaşında babasını kaybettikten sonra bir yakınının tavsiyesiyle girdiği Darüşşafaka Lisesi sınavında, beşinci oldu.

* Darüşşafaka'yı birincilikle bitirdikten sonra Robert Kolej'de (şimdi Boğaziçi Üniversitesi) iktisat eğitimi aldı.

* Fulbright bursuyla gittiği ABD'de, Kaliforniya Üniversitesi'nde doktorasını tamamladı.

* Halen Loyola University of Chicago'da Finans Profesörü olarak görev yapıyor.

* Kahvaltı ve öğlen yemeği yemiyor, akşam yemeğinde ise çok az yiyor. Bu durumu "Ben galiba başarıya açım" diyerek açıklıyor.

* Her gün 2.5 saat spor yapıyor.

* İki kızı var.

* Başarısını "şans ve kabiliyet" ikilisiyle açıklıyor.

SABAH

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*