Tartışmalı kararlar yargıya güveni sarsıyor

Tartışmalı kararlar yargıya güveni sarsıyor.17331
  • Giriş : 15.02.2006 / 00:00:00

Kamuoyunda tartışmalara yol açan davalar, vatandaşın yargıya güvenini erozyona uğratıyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Neşter Operasyonu ve Çakıcı-MİT-Yargıtay ilişkisiyle ilgili iddialar yargıyı eleştirilerin odağına yerleştirmişti. Son aylarda, Ermeni Konferansı’nın durdurulması, Rektör Yücel Aşkın’ın yargılanması, yazar Orhan Pamuk davası ve Mehmet Ali Ağca’nın yanlış bir kararla tahliye edilmesi gibi olaylar sebebiyle yargı yeniden gündemin ilk sırasına yükseldi. Özelleştirmeyle ilgili çok sayıda iptal kararına imza atan Danıştay’ın devir işlemi tamamlanan Tüpraş’ın satışını durdurması ise dikkatleri yüksek yargıya çekti. Danıştay, Tüpraş’ın ardından okul dışında başını örten bir öğretmenin yönetici olmasını engelleyen bir karara imza attı, aynı gün meslek liselilerin mağduriyetini engelleyen yönetmeliği iptal etti. Bu gelişmeler üzerine hukukçusundan siyasetçisine, sivil toplum kuruluşlarından aydınlara kadar her kesimden tepkiler yükseldi.

Yerel ve yüksek mahkemelerin kararları üzerine başlayan tartışmalara toplu bakıldığında, yargının laiklik gibi belli konularda hukuk dışına kaydığı ve siyasallaştığı kanaati hakim. Çok sayıda yasa, CHP ve Cumhurbaşkanı’nın başvuruları üzerine Anayasa Mahkemesi’nce iptal ediliyor. Danıştay, özelleştirmeleri frenliyor. Yargıtay, düşünce özgürlüğüyle ilgili davalarda uyum yasalarıyla yapılan değişiklikleri uygulamaya yansıtmakta direniyor. Yerel mahkemelerde de demokratikleşme çabalarını zora sokan uygulamalar yaşanıyor.

Anayasa Mahkemesi, daha önce başörtüsü yasağı, parti kapatma davaları ve bazı kanun değişiklikleriyle ilgili verdiği kararlarını katı laiklik yorumuna dayandırmıştı. Üniversitelerde öğrencilerin başını örtmesinin yasak olduğuna ilişkin ne Anayasa ne de kanunlarda hiçbir düzenleme olmamasına karşılık Anayasa Mahkemesi laiklik ilkesini yorumlayarak üniversitelerde başörtüsünü yasakladı. Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin, emekliye ayrılmadan kısa bir süre önce yaptığı konuşmada, başörtüsü yasağını kaldırmak amacıyla çıkarılacak tüm yasal düzenlemelerin Anayasa’ya ve laiklik ilkesine aykırı olacağını öne sürerek yargının bu tutumunu deklare etmiş oldu.

Yargıtay da özellikle düşünce özgürlüğüyle ilgili davalarda Anayasa Mahkemesi’nin laikliğe getirdiği bu katı yorumu benimsiyor. Düşünce özgürlüğünün önündeki en önemli engellerden biri olan TCK’nın 312. maddesiyle ilgili kararlarda da bu yaklaşımın etkisi açıkça görülüyor. AB uyum paketleri ve yeni TCK ile 2 kez değişiklik yapıldı. Ancak Yargıtay, ifade hürriyetini güvence altına almak ve düşünce yasağını kaldırmak amacıyla yapılan bu değişiklikleri uygulamaya yansıtmadı. Yargıtay Ceza Genel Kurulu Başkanı Osman Şirin, Meclis Adalet Komisyonu’nda 312. maddeyle ilgili değişikliklerin görüşülmesi sırasında, bu maddeyle ilgili davalarda kanun metninin yüzde 5, Yargıtay’ın yorumunun ise yüzde 95 oranında etkili olduğunu söylemişti. Yargının en üst düzey yetkililerinden birinin bu ifadeleri de bazı davalarda hukuktan çok başka hassasiyetlerin devreye girdiğini gösteriyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 312. maddeden mahkum edilmesi ve 3 Kasım 2002 seçimlerinden önce milletvekili adaylığının engellenmesi de yargıda siyasallaşma tartışmasına yol açmıştı.

Değişime direnç gösteriliyor

Avrupa Birliği’ne uyum amacıyla çok sayıda yasal düzenleme yapılmasına karşılık yargının eski alışkanlıklarını sürdürmesi ve değişime direnç göstermesi nedeniyle demokratikleşme yönündeki adımlar uygulamaya yansımıyor. Bazı kararların siyasi ve ideolojik yaklaşımlarla alındığı gözlerden kaçmıyor. Sık sık yargıya müdahale tartışmaları gündeme gelirken, yüksek mahkemelerin bu tür kararları tam tersine yasama ve yürütmeye müdahale, hükümetin icraatlarını engelleme şeklinde yorumlanıyor. İktidarların hukuka aykırı uygulamalarına karşı bireysel özgürlükleri koruması gereken yargı organları, tartışılan birçok davada olduğu gibi hükümetin özgürlükleri genişletme amacını taşıyan girişimlerini engelliyor. Verdiği kararların başında ‘Türk milleti adına’ ibaresi bulunan mahkemelerin, kamu vicdanında kabul görmeyen hukuka aykırı yorumları vatandaşların yargıya güvenini zedeliyor. Halkın en çok güven duyması gereken yargı kurumlarının anketlerde sürekli geriye gitmesi de bu yıpranmanın açık bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Yargıyı temsil konumunda bulunması nedeniyle genellikle mahkeme kararları konusunda yorum yapmaktan kaçınan Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Danıştay’ın başörtüsünü sokakta da yasaklayan kararını eleştirerek, Yüksek Mahkeme’nin zaman zaman gerginliklere neden olan türban sorununu çözmediğine, aksine daha da karmaşık hale getirdiğine dikkat çekiyor. Kararı, özel hayata müdahale olarak nitelendiren Çiçek, Danıştay’ın bu yaklaşımının keyfi uygulamalara yol açacağını vurguluyor. Danıştay’ın başörtüsünü sokakta da yasaklayan kararına sadece muhafazakar ve liberal kimlikleriyle tanınan hukukçular değil sol ve laik görüşteki profesörler de tepki gösteriyor. Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Zafer Üskül, Danıştay’ın kararının hukuka aykırı olduğunu vurgulayarak bir öğretmenin okuldan çıktıktan sonra başörtüsü takmasına kimsenin engel olamayacağını belirtiyor. Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ise öğretmenin, öğrencisi karşısında görev yaptığı mekandaki davranışlarından sorumlu olduğunun altını çizerek “Bu çizgi aşılırsa, artık buradan totaliter toplum diye bahsetmek gerekir. Demokrasiye, hukuk devletine yabancı bir durumdur. İnsanların tercih hakkını elinden almış oluyorsunuz.” diyor.


--------------------------------------------------------------------------------

GÜNDEME DAMGASINI VURAN YARGI TARTIŞMALARI

Başörtüsü ve imam hatipler
Danıştay’ın okul dışında başını örten bir öğretmenle ilgili kararına karşı kamuoyundan gelen tepkiler devam ediyor. Aytaç Kılınç adlı öğretmen hakkındaki davada Danıştay 2. Dairesi’nin okul dışında başörtüsü takılamayacağı yönünde karar vermesi başörtüsü yasağını sokağa taşıdı. Aynı gün Danıştay 8. Dairesi, meslek lisesinde okuyan ve mezun olanların açıköğretim liselerine geçmesine imkan sağlayan Milli Eğitim Bakanlığı yönetmeliğinin yürütmesini durdurdu.

Kur’an eğitimine yazın izin yok
Danıştay, ilköğretim 5. sınıfı bitiren öğrencilerin yaz tatilinde Kur’an kurslarına gitmelerine imkan veren Diyanet İşleri Başkanlığı Yasası’nın bazı hükümlerinin Anayasa’ya aykırı olduğuna karar verdi. Yüksek Mahkeme gerekçesini “Temel eğitim yıllarında, laik eğitimi kesintisiz olarak tamamlamamış çocuklara, dinsel eğitim verilmesine ilişkin düzenlemenin, Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varılmıştır.” diye açıkladı.

Orhan Pamuk davası
Yazar Orhan Pamuk hakkında TCK’nın 301. maddesine göre “Türklüğe hakaret” suçundan açılan dava Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinde gerilime yol açtı. Avrupa’dan gelen heyetin de izlediği duruşmada istenmeyen olaylar yaşandı. Yapılan bazı açıklamalar yargıya müdahale olarak değerlendirildi. Davaya bakan Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin talebi üzerine Adalet Bakanlığı davaya izin verme yetkisinin kaldırıldığını bildirdi. Bunun üzerine uzun süre gündemi meşgul eden ve yoğun tartışmalara yol açan dava düşürüldü.

Ağca’nın yanlış tahliyesi
Gazeteci Abdi İpekçi cinayeti ve Papa suikastından mahkum olan Mehmet Ali Ağca’nın geçen ay Kurban Bayramı’nda sürpriz bir kararla tahliye olması gündemi bir anda değiştirdi. İnfaz süresinin yanlış hesaplandığı yönündeki tartışmalar üzerine Adalet Bakanlığı yazılı emir yoluyla Ağca dosyasını Yargıtay’a götürdü. Yanlış bir kararla tahliye edildiği ortaya çıkan Ağca tekrar cezaevine konuldu. Daha önce de Bahçelievler cinayetinden mahkum olan Haluk Kırcı yanlış bir kararla tahliye edilmişti.

Rektör Yücel Aşkın davası
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın hakkında örgüt kurarak ihaleye fesat karıştırmak ve öğretim üyelerini fişlemek suçlarından dava açıldı. Aşkın’ın tutuklu yargılanmasına YÖK ve CHP başta olmak üzere çeşitli kesimlerin tepki göstermesi yargıya müdahale tartışmalarını da beraberinde getirdi. TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mustafa Koç’un Aşkın’ın tutuklanmasını eleştirmesi üzerine Başbakan Tayip Erdoğan savcıları göreve çağırdı. Sürekli yargı bağımsızlığını gündeme getiren çevreler bu davada yargıyı baskı altına aldı.

Özelleştirme davaları
Yaklaşık 20 yıldan bu yana KİT’leri özelleştirmeye çalışan hükümetler sürekli yargı engeline takıldı. Anayasa Mahkemesi’nin özelleştirmeye izin vermeyen kararları Anayasa değişikliğiyle aşılırken özelleştirme girişimleri bu sefer Danıştay tarafından durdurulmaya başlandı. Tüpraş’ın yüzde 51’lik hissesinin blok satışına ilişkin yürütmeyi durdurma kararı dikkatleri yine Danıştay’a çekti.

Ermeni konferansına durdurma
Boğaziçi ve Sabancı üniversiteleri tarafından düzenlenmesi kararlaştırılan Ermeni konferansı kamuoyundaki yoğun tepkilerin ardından sürpriz bir kararla 4. İdare Mahkemesi kararıyla durduruldu. Konferansın durdurulması bütün dünyada, Türkiye’de düşünce özgürlüğüne tahammül edilemediği yönünde eleştirilere yol açarken konferans başka bir üniversitede gerçekleştirildi.

Yargıtay, 312 değişikliğini yok saydı
Düşünce özgürlüğünün önündeki en önemli engellerden biri olan TCK’nın 312. maddesiyle ilgili AB uyum paketleri ve yeni TCK ile 2 kez değişiklik yapıldı. Ancak ifade hürriyetini güvence altına almak, düşünce yasağını kaldırmak amacıyla yapılan bu değişiklikler uygulamaya yansıtılamadı. Yargıtay, 312. maddeyle ilgili bir davada önce şiddet içermeyen düşünce açıklamalarının suç oluşturmayacağına karar verdi. Kısa bir süre sonra da verdiği başka bir kararla değiştirdi.

CHP de muhalefet yapıyor
Hükümetin çıkardığı yasaları iptal ettirerek muhalefetteki etkisini artırmak isteyen CHP, sık sık Anayasa Mahkemesi’ne başvuruyor. Çok sayıda yasayı veto eden Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer de Meclis’in yasayı tekrar kabul etmesi üzerine Anayasa Mahkemesi’ne gidiyor.

Doktorlara zorunlu hizmete engel
Doktorların gönüllü olarak gitmedikleri yerlere zorunlu görevlendirme yapılmasına ilişkin hazırlanan genelge Türk Tabipleri Birliği’nce Danıştay’a götürüldü. Danıştay 5. Dairesi, genelgenin yürütmesini Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla durdurdu.



--------------------------------------------------------------------------------

‘Danıştay’ın kararı, özel hayata müdahale’
Meclis İnsan Hakları Komisyonu Üyesi Cavit Torun: Meclis’te muhalefet erkini yerine getiremeyenler mahkemeler üzerinden bunu yapmaya çalışıyor. Danıştay’ın verdiği başörtüsü kararı ‘mahkemelerin özel hayata müdahalesi’ anlamı taşımaktadır. Karar, inancından dolayı sokakta başını kapatmak isteyenlerin haklarını ihlal etmek anlamına geliyor. Kararların uygulanma kabiliyeti yoktur. Özel hayatlara bu kadar müdahale edilirse başkaları da diğerlerinin özel hayatlarına karışır. Ülkenin düzeni için buna izin verilmemeli. Herkesi basiret sahibi olmaya davet ediyorum.

Adalet Komisyonu Başkanı Emin Karaa: Türkiye’de yargıya büyük bir müdahale var. Kimsenin mahkemeleri etki altında bırakmaması gerekir. Herkes elini yargının üzerinden çekmeli. Bir an evvel yargı reformu yapılmalı. Yargı tartışma konusu olmaktan çıkarılmalı.

Avukat Hamit Geylani (DEHAP’ın eski Hukuk İşleri Sorumlusu): Ülkede bu çağda insanların başörtüsüyle, şapkasıyla uğraşmak kadar saçma bir şey olamaz. Danıştay’ın başörtüsüyle ilgili verdiği karar yanlıştır. YÖK Başkanı Erdoğan Teziç’in ‘Kürsüde aç, pazarda tak kabul edilemez.’ açıklamaları da son derece yersiz. Bunlar sistemin açıklamalarıdır. Kurumun başındaki kişinin düşüncesi olmasa da egemen ideolojinin isteği bu yöndedir. Demokratik ülkelerde mahkemelerin verdiği kararlar inanç ve düşünce özgürlüğünü sınırlayıcı nitelik taşımamalı. Danıştay’ın tartışmaya sebep olan kararları insan onurunu kırıcı, incitici özellik taşıyor.

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Sabancı: Son zamanlarda yargıya ilişkin meseleler ülke gündemini daha fazla işgal ediyor. Kuşkusuz bunda yargı sistemimizin çok uzun süredir ihtiyaç duyduğu reformun bir türlü yapılamamış olmasının çok büyük rolü var. Mevcut durum, hem yargının siyasallaşması görünümü veriyor hem de Türkiye’nin uluslararası itibarını olumsuz etkiliyor. Hasan Bozkurt, Ankara


--------------------------------------------------------------------------------

‘Türkiye, Tunus olmayacak’
Memur-Sen’e bağlı Eğitimciler Birliği Sendikası Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, Danıştay 2. Dairesi’nin başörtüsüne ilişkin kararının özgür ve demokratik ülkelerde eşi görülmemiş türde bir karar olduğunu savundu. Danıştay’a siyah çelenk koymak için gelen; ancak sonradan vazgeçen Eğitim-Bir-Sen üyeleri, açıklama yapmak için Danıştay bahçesine alınmazken, bahçenin girişlerini kalabalık bir polis grubu tuttu. Bunun üzerine Danıştay önündeki parkta toplanan Eğitim-Bir-Sen üyeleri, ellerinde ‘Danıştay inanç özgürlüğüne zincir vuramaz’, ‘Danıştay başörtüsü avında, çarşıda, pazarda çocuklar görmesin’, ‘Türkiye Tunus olmayacak, yaşasın inananların mücadelesi’ yazılı dövizler taşıdı. Grup adına açıklama yapan Gündoğdu, Danıştay 2. Dairesi’nin kararının sokakta başörtüsü yasağı olarak anlaşıldığını hatırlattı. Kararın adalete ve hukuka güveni sarstığını vurgulayan Gündoğdu, kararın özel hayata müdahale edici, özgürlükleri kısıtlayıcı olduğunu belirtti.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious