Tasavvufa muhtacız

  • Giriş : 21.12.2006 / 00:00:00

Ahmet Özhan, DA Dergisinin sorularını cevaplandırdı

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


DA Dergisi Yayın Editörü Nevval Sevindi, Ahmet Özhan’la tasavvufun insan yetiştirme yaklaşımını ve insana bakışını konuştu.

İşte Haberaktuel.com yazarlarından Nevval Sevindi’nin Ahmet Özhan’la yaptığı röportajın tamamı:

Bir insan modeli oluşturmada felsefe, din ve eğitim kendilerine özgü bir üslupla öneri getiriyorlar. Tasavvufun bu konudaki yaklaşımı nedir?

Özgün bir tasavvuf modeli olarak “insan”ı düşünmenin, meseleyi ta baştan yeteri kadar kavrayamayan bugünkü insan topluluklarının meselesi olduğunu düşünüyorum. Çünkü Kur’an-ı Kerim’in besmelesinin b’sinin altındaki noktada bu insan modeli zaten bütün profiliyle, bütün perspektifiyle ortadadır. Çünkü Cenab-ı Hak Habibinin lisanıyla “Ben bir gizli hazineyken, bilinmeyi, sevilmeyi murad ettim. Bütün alemi insan için, insan-ı kâmil için yarattım” diyor. Meseleye buradan yaklaştığımız zaman, zaten nasıl bir insan olunmasının gerekliliği ortaya çıkıyor. O zaman Cenab-ı Hak merkezli ve O’nu hoşnut edecek yaşama biçimi farzın yerine getirilmesinden ibarettir. Tasavvuf zaten yaşama geçirilirken alınan tavırdır. Yaşama geçirme sürecindeki aldığımız tavırdır. Derinlemesine yaşam anlayışımızın konuyu anlamlaştırırken ortaya konan estetiğimiz, nezaketimiz ve irfanımızdır. Tasavvuf böyle bir profil çıkartıyor ortaya.

Nezaket ve irfan olmadan tasavvuf olamaz mı?

Olmaz. İslâm olamaz. Yani benim bugünkü düşüncem içerisinde tasavvuf ayrı bir profil değil. İslâm’ın özünün ortaya çıkışından ibarettir. Kati surette ayrı değildir fakat İslâm’ın arza inince anlama veyahut aktarma biçimi de bir tasavvuftur. Kaba, saba, marjinalleşmiş, fiile tapan bir üslupla değil de, o fiille hayatını aşka dönüştüren bir üsluptur tasavvuf. Bunun gerektirdiği ne kadar fiil ve yaşama aktarılmış bir biçim varsa, onlarda bu şekilde yaşamak isteyen insanların hayatlarında tatbik etmeleri gereken davranış biçimleridir.

Peki, hayatımızda var olan tepkisellikten kurtulmanın bir yolu yok mudur?

Gönül ve akıl uyanıklılığını mümkün olduğu kadar sürekli kılmakla tepkisellikten kurtulabiliriz. Her an hangi huzurda, hangi maksatla bulunduğumuzu unutmaz isek, yani her anın farkına varır isek, kurtulabiliriz. Kırıcı tepkilerimizden ancak bu şekilde pişman olabiliriz. Böylece bir adım geri döner, pişman olduğumuz anki psikolojimizin dışında olduğumuzu anında tespit ederiz. Pişman olduğumuz psikoloji ise, farkındalığımızı yitirdiğimiz andır. Üstelik nezaket bakımından da her zaman karşınızdakini kendimize tercih etmemiz lazımdır. Bir yanlış davranışa tepki verme konusunda “Ama o da bana böyle yaptı.” diye cevap veren birisine şunu demek lazım. “Sen de yaparsan, ondan ne farkın kalır?” O yapacak, sen yapmayacaksın. Nefse zor geliyor ama kemalin gittiği yolda bu ciddi bir engeldir, bu aşılması gereken bir şeydir. O zaman da eşyanın -yani şeylerin çoğulu olarak kullanıyorum eşyayı- insan da ona dahil olmak üzere, hakikatini anlamak adına ciddi mesai sarf etmek lazım.

İnsanı kemale götüren süreç kendiliğinden mi oluşur, yoksa bizim bunun için bir şey yapmamız mı gerekir?

Yapmamız gerekir. Kendiliğinden olmaz. Eğitim diye bir gerçek var. Malum için ilim gerek, ilim için de bir âlime ihtiyaç vardır. İlim – âlim – malum birbirine bağlılar. Bir şeyin malumatı için ilim lazım. Mutlaka biz birilerine önder oluruz, donanımımızla, mutlaka bize önderlik etmek durumunda olan önümüzde daha donanımlı insanlar vardır. Yani bir mürşide ihtiyacımız var. Aydınlatıcı, öğreticiye ihtiyacımız var. Hangi okula gitseniz öğretmenden geçilmez. Öğretmensiz okul olur mu? Dünya da bir okuldur, kemal sürecini yaşadığınız bir okul. Dünyanın öğretmenlerinin olmaması mümkün mü? Kitap var. Okulda da kitap var. Onun için Kuran-ı Kerim var ama Peygamber Efendimiz var. Üstelik o kitapları kim yazıyor? Hep öğretmenler yazıyor.

Burada çok önemli bir şey var; okul. Okul, aslında insan üreten bir merkezdir. Bu okul nasıl bir insan yetiştirir?

Beni bir okula konuşma için davet ettiler. Okulun ismi Yunus Emre Koleji. Ben okula giderken “Yunus Emrelik o kolejden mezun olan, Yunus Emre olur mu acaba?” diye tatlı bir çocuksu hayal kurdum. Ama maalesef Yunus Emre mezun olunmuyor, birileri mezun oluyor, okur-yazar oluyor ama Yunus Emrelik başka bir süreç, başka bir okul. Ama mutlaka yine böyle bir okula ihtiyaç var. Mutlaka derken tabii ekoller içerisinde Üveysilik diye bir ekol var. Bu, kendi kendine bir oluşma ve sadece kemale götüren kulvarlardan bir tanesi. Aslında bir zamanlar bunun tarikatlar ve dergahlar gibi ciddi müesseseleri, okulları vardı. Bugün onlar kanun gereği kapatılmış. Ama kültürü kapatmak mümkün değil. Kültür hâlâ yaşıyor.

Peki, çocukları ne yapacağız? Bir çocuktan nasıl insan yetiştirilir?

Görgülü kuşlar gördüğünü işler. Eğer ailede böyle bir yatkınlık söz konusu ise, çocuk kendinde genetik olarak var olan eğilimlerinin bir takım bilgisayar tıklamalarını kendi beyninde bir açılım olarak küçüklüğünden itibaren hissetmeye başlar. Ve o artık kendi karar verip, kendi arzularını tatmin etme dönemine geldiği zaman, kendi kâmilini aramaya başlar. Büyük bir iştah ve istekle o manevi yanı ona sinyal verir. Ama arama isteğini veremezsiniz. Var olan isteğini uyandırabilirsiniz. Yani onun yaradılış biçiminde o tıklanacak noktanın var olması lazım ki, siz orayı tıklayabilesiniz. Sizin bilgisayarınızda o yükleme yok, istediğin kadar tıklayın oraya, yanıt alır ama bilgi çıkmaz ortaya. Ama Cenab-ı Hakk’ın “ruhundan ruh üfürdüm” dediği ruhuyla var olma söz konusu olduğundan dolayı o istidat belli bir yüzdeyle her insanda var.

Bu bağlamda İslâmiyet’in “Her insan iyi doğar” fikri çok anlamlı…

Mesela Hıristiyanlık’ta her insan günahkâr doğar, sonra vaftiz suyuyla temizlenir temizlenebildiği kadar. Doğu inançları içerisinde herkes beyaz kâğıt gibi doğar. Cenab-ı Hak hangi kulunu nerde kullanacaksa o istidatla yaratır. Ne karalama kâğıdıdır, ne karalamış bir kâğıttır, aktır. “Murad-ı İlahi” dediğimiz; maksat, konsept ve her türlü fiilin oluşması gerekiyor ve o fiili oluşturacak bir kul yaratıyor Cenab-ı Hak. Cenab-ı Hakk’ın 99 kilit esması vardır. Er-Rahmandan başla Es-Sabırla biter. Ama bu kilit, esmadır. Cenab-ı Hakk’ın kudretini simgeleyen esmaların 99 ile sınırlı olduğunu söyleyen kişi konuyu kavrayamamış demek. Onlar kilittir ve her birinden 99 tane zuhur eder, her 99’un birinden yine 99 zuhur eder. Fakat senin esmanda bir tanesi daha ilerdedir, benim esmamda ona muhalif olarak bir tanesi daha ilerdedir. Ayniyet diye bir şey söz konusu değildir. Hepimiz kullanım yerine göre esmalarımızın dozu itibariyle değişiğiz. Senin sabır esman harcında daha fazladır. Benim daha çabuk sinirlendiğim meselelere “ya otur Ahmet, ne yapıyorsun Allah aşkına, dur. Mevla ne eyler görelim, ne eylerse güzel eyler” dersin. Bunun örneklerini çoğaltabiliriz.

Siz bir sanatçısınız. Bir insanın birey olarak yetişmesinde sanatçının nasıl bir rolü olur?

Cenab-ı Hakk’tan geleni Cenab-ı Hakk’ın diğer kullarıyla paylaşmak. Bu halim benim tercihlerimle ve yegâne gayretlerimle oluşmuş bir hal değil. Bu bir vergi, netice itibariyle bu bir görevdir. Bu görev Cenab-ı Hakk’ın diğer kullarına O’nun kudretini ve estetiğini hatırlatma görevidir. Ben bütün izahımla, bütün duruşumla, bütün sözlerimle ancak ve ancak insanoğluna “Ey, kardeşim. Allah var. Ve başka hiçbir şey yok ve sen şu anda da, yarın da sonsuza kadar, ondan dolayı varsın, onunla varsın, onun için varsın. Onun için yapay olmayan, seni sadece şu zaman dilimi içerisinde üç-beş dakikalık diyebileceğimiz sonsuzluğun yanında, bir zaman içerisinde sanal bir benliğin pençesine girip, bir takım şehvetleri tatmin için sonsuzdaki mutluluğunu ve sonsuzdaki sevgilini unutma. Farkında ol, hakikatli ol, sözünün eri ol, adam ol.” tıklamalarını sesimle, sözümle, duruşumla, hayatımla ve ilişkilerimle yapabilirim. Bunun haricinde yapılan her şey benim için şirk argümanıdır.

Peki, çocuğun kişilik yapılanmasına ne katmalıyız ki, buradaki sorunlarını de aşsın. Tasavvufun bu konuda ne gibi katkıları olabilir?

Türkiye gerçeğinden bahsedecek olursak, tasavvuf konusu tamamen içeride bir yerde gizlice söylenecek bir durumda. Bundan önce Türkiye’nin gerçek sorunlarını hal etmesi, ikilemden kurtulması lazımdır. Bu ikilem, laik-anti laik ikilemidir. Çocuğa manevi ilim vermeye çalışıyorsunuz, sistem karşı çıkıyor. Sistemin doğrultusunda gittiğin zaman, çocuk manevi olarak bir açmaza düşüyor. Yani demokrasiyi ciddi bir şekilde algılatıp etnik sıkıntılarımızı da, inanç boyutundaki sıkıntıları da bir düzene koymamız gerekir. Bunu da başa gelen insanlar becersin. Bütün yapılanmalar hakikaten çok bireysel kalıyor. Ben çocuğumla bireysel olarak ilgileniyorsam ne âlâ. Aksi takdirde sokağa bıraktığında ortaya ne çıkacak bilmiyorsun. Çocuğun yaratılışı doğrultusunda başarılı olması için ona yardım etmek, sağlıklı, uygun bir ortam hazırlamak velinin, mahallenin, semtin meselesidir, şehrin meselesidir, ülkenin meselesidir. Onun içerisinde adam katil olacaksa, yapacak bir şey yok çünkü onun psikolojik dengeleri onu buna yöneltiyor. Onu bu fiili gerçekleşmekten alıkoyacak tedbirlerle oluşmuş bir sosyal ortam gerekir.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious