Taşgetiren: "Geçmiş bir yılda kutlanacak şeyler yaptık mı?"

Taşgetiren:
  • Giriş : 01.01.2008 / 19:02:00

Miladi yıl 2008'i gösteriyor artık, Hicri yıl ise Ocak'ın 10'undan itibaren, 1 Muharrem 1429 olacak

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Hangi takvimle okusak, bir yılı daha ebedi aleme göndermiş olmaktayız.
Acaba nasıl kutlamalı bu yılın başlangıcını?
Kutlamalı mı?
Yoksa bir yılı geride bıraktığımız için mi bir kutlama gerekiyor?
Geçmiş bir yılda kutlanacak şeyler yaptık mı?
Geçmiş yılda yapılmış olduğu için “Kutlanmaya değer” olan nedir?
“İşte canım, yaşadık ya” demek, kutlama yapmak için de yeterli mi?
Yeni bir yılı neden selamlamalıyız?
Selamlamak mı gerekir, şükür etmek mi?
Şükürse neden şükür?
İslam, sırf yaşanmış olmayı müspet bir vasıflandırma için yeterli görmüyor. Hatta içi boş bir yaşanmışlık kabule şayan görülmüyor. İçinin yanlış doldurulması ise zaman açısından hepten olumsuz.
Bu, ömür meselesinde beni çok etkileyen bir menkıbe var.
Vaktiyle yaz mevsiminde çarşıda küfeler içinde buz satılırmış. Benim çocukluğumda Kahramanmaraş'ta, kalıplar halinde kesilmiş kar satılırdı.
İşte böyle omuzundaki küfeye yerleştirdiği buzları satan bir adam. Kızgın güneş altında buz, damla damla sürekli eriyor.
Bu arada buz satan adam yüksek sesle bağırıyor:
“-Sermayesi eriyen adama acıyın!”
Bunu duyan bir hassas gönül adamı kalbinden vurulmuşcasına sarsılıyor.
O, eriyen sermayeden, satıcının sırtındaki buzu değil, kendi ömrünü anlıyor.
Evet, doğrusu bu:
İnsan ömrü, güneş altındaki buza benziyor.
İnsan farkında ise, ömür de, bir kum saatindeki kumların sürekli akması gibi, ya da buzun erimesi gibi eriyor.
Tutamıyorsunuz, durduramıyorsunuz.
Elinizde değil.
Haydi, geçmişe ve geleceğe bakalım:
İşte bir yıl daha gitti, çağırın bakalım 2007'yi geri gelecek mi?
Çağırın bakalım, bir gün, bir saat, bir saniye geri gelecek mi?
Gelmez.
Sünnetullah böyle. Kainatı Yaratan Kudret böyle koymuş kanunu.
Geçmiş bir yılda her güne, her saate, her saniyeye sığan şeyler var.
Bize;
-Haydi onların iyilerini ve kötülerini ayıkla dense ne yapardık?
-Kime göre iyi, kime göre kötü?
Önce bu soruyu sorardık değil mi?
-Kara günler, ak günler... Öldürdüğümüz zamanlar, diri kalanlar? Hatırlayınca utandıklarımız, göğsümüzü kabartanlar... Artılar, eksiler... Boş petekler, bal yüklü olanlar...
Tevbe var İslam'da...
Geçmişte yapılanları kirlerinden arındırma fırsatı...
Niyet var İslam'da...
Gelecekte yapılacak olanları temiz, arı duru, anlamlı, Yaratan nezdinde güzel kılma fırsatı.
Hepsi yaşanan zamanın içinde gerçekleşiyor.
Zaman büyük bir mesele...
İnsan, farkında olsa, avucunun içinden kayıp giden “hayati” bir nesneye bakar gibi bakar zamana...
Sahip olabilmek için çırpındığı gibi çırpınır eriyen ömrün anlamlı kılınması için...
Hayati bir nesne zaman... Hatta hayatın taa kendisi...
Geride ne kadar nefes kaldı?
Bilemezsiniz ki...
Ya bugüne kadar verilenlerin içi gerçekten dolu değilse?
Dolu şeyler yapmak lazım.
Ve o nefesleri bize ikram eden Kudret'in huzurunda “dolu” diye kabul edilecek şeyler yapmak lazım.
2008 ya da 1429...
İşte bir yeni yıl sınavı.
Şükür için fırsat. Düşünmeli ki, Yüce Yaratıcı bizlere yeni bir yıla başlama ve geçmişte kalanları varsa kirinden pasından arındırma fırsatı verdi.
Sonsuz derecede hamd etmek ve Yaratan'ın hoşnutluğunu kazanacak bir ömür dilemek gerekiyor.
Bakınız İslam büyüklerinden Ahmed er- Rufai ne diyor:
“Ey Kardeş! Ömür çok kısadır. Zamanınızı size bir fayda sağlamayan şeylerle heder etmeyin. Çünkü her nefesiniz sayılmakta ve yazılmaktadır.
En kıymetli varlıklarınız olan vakitlerinizi ve kalblerinizi iyi muhafaza ediniz. Vakitlerinizi heder, kalblerinizi ihmal edecek olursanız en faydalı şeyleri elinizden kaçırmış olursunuz.
Bizim toprak diye basıp geçtiğimiz, geçmiştekilerin yüzleri, yanakları, dilleri, dudaklarıdır. Ey basiret sahipleri ibret alın. Dünya budur.”
Şeyh Sadi benzeri bir uyarıda bulunuyor:
“Boş yere ömrünü telef eden kimse, altınlarını elinden çıkardığı halde karşılığında bir şey alamayandır.
Evet, işin gerçeği bu:
Her nefes emanet. Her nefes hayat dolu. Her nefes önemli. Bir tanesi bile heba edilemeyecek kadar önemli. Artık insanoğlu saliselere bile değer yüklenebileceğini gösterdi. 100 metre koşucuları, saliselerle rekor kırıyor.
Her nefesi, onu bize emanet olarak veren Varlığı hoşnud edecek biçimde istimal etmeli.
Yarın önümüze çıktığında, ömrümüz bizden hesap sormamalı.
Bu yeni yıl başlangıcında, her nefesi yaşanan yeni bir hayata yönelme temennisi ile.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious