TBB: İktidarın gücünün keyfiliğe dönüşmesi engellendi

TBB: İktidarın gücünün keyfiliğe dönüşmesi engellendi.12171
  • Giriş : 04.04.2008 / 00:53:00
  • Güncelleme : 05.04.2008 / 12:00:07

Türkiye Barolar Birliği, yaptığı yazılı açıklamayla AKP'ye açılan dava sürecini değerlendirdi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Türkiye Barolar Birliği (TBB) Yönetim Kurulu'ndan yapılan yazılı açıklamada, yasama ile yürütmenin tek elde toplanması halinde yargı bağımsızlığının öneminin daha da arttığı ifade edilerek, ''Yasamanın yapamadığı 'denetim' görevini yargı yerine getirmek suretiyle 'iktidarın sınırsız gücünün keyfiliğe' dönüşmesini engellemektedir'' denildi.

TBB Yönetim Kurulu'ndan 5 Nisan Avukatlar Günü dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada, TBB'nin kurulduğu 1969 yılından bu yana, ''hukuk devleri'' başta olmak üzere, ''hukukun üstünlüğü'', ''insan hakları'' ve ''yargı bağımsızlığı'' yolunda ödünsüz bir yürüyüş sürdürdüğü yürüyüşünü sürdürdüğü ifade edildi.

TBB'nin ve baroların, eksiksiz demokrasi ve adil yargılanma hakkı ile tüm özgürlüklerin engelsiz biçimde kullanılmasını amaçladıkları belirtilen açıklamada, ''Bu amacın çoğunluğun azınlığın haklarını gözettiği, katılımcılık ve çoğulculuğun özümsendiği çağda ve eksiksiz bir demokraside gerçekleşeceğine inanmaktayız. Çoğulcu, katılımcı ve eksiksiz demokrasinin temel koşulu ise hukuk üstünlüğünün egemen olduğu hukuk devletidir. Hukuk devleti ilkesi, devletin tüm organları ile gerçek ve tüzel kişilerin de kendilerini hukuk kurallarıyla bağlı kabul ettiği bir anlayışı içerir'' ifadelerine yer verildi.

Hukuk devletinin ''olmazsa olmaz'' koşulunun ''bağımsız yargı'' olduğu belirtilen açıklamada şunlar kaydedildi:

''Ülkemizde olduğu gibi, 'yasama ile yürütmenin birlikteliği' bir başka anlatımla tek elde toplanması halinde yargı bağımsızlığının önemi daha da artmaktadır. Zira yasamanın yapamadığı 'denetim' görevini yargı yerine getirmek suretiyle 'iktidarın sınırsız gücünün keyfiliğe'' dönüşmesini engellemektedir. Yasama ve yürütmenin birlikteliği, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkesi bakımından ve ülke hukuk pratiği yönünden sağlıksız ve umut kırıcı gelişmelere neden olmaktadır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Anayasa'nın 69. maddesi ve Siyasi Partiler Kanunu'nun 101. maddesindeki görev ve sorumluluklarının yasal gereği olarak Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne açtığı dava sonrası yaşananlar ve hukuka saygısızlık sergileyen davranışlar, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı olgularına ne denli uzak olduğumuzu bir kez daha acı bir biçimde ortaya koymuştur.

TCK'nın 'Hükümete karşı suç' başlıklı 312, 'Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ne karşı silahlı isyan' başlıklı 313. ve 'silahlı örgüt' kurulması ile ilgili 314. maddelerine göre başlatıldığı anlaşılan ve kamuoyunda 'Ergenekon' olarak bilinen soruşturma evresinde yaşananlar, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı ilkeleri yönünden kimi olumsuzlukları çağrıştırmıştır. Yaklaşık, 8 aydır sürdürülen soruşturmanın, 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 'ifadeye çağırma', 'zorla getirme', 'yakalama ve aramaya' ilişkin maddeleri doğrultusunda değerlendirilmesi gereklidir. Halbuki ilgili ilgisiz, bilgili bilgisiz kimi kişiler ve medya tarafından yapılan eleştiri ve yorumlarda bu yasal hükümlere bağlı kalınmamış, kamuoyu yanlış bilgilendirilmiştir.

Ulusal ve uluslararası kamuoyunun gözleri önünde yaşanan bu olayların Türk yargısı hakkında olumsuz imaj ve düşüncelerin oluşmasına neden olmaktadır. Oysa adalet duygusu yüksek olan halkımızın yanı sıra yargımız ve yargıçlarımız bu olumsuzlukları hiç hak etmemektedir.''

Halkın adalete ve yargıya olan güveninin gereği olarak da soruşturma ve kovuşturmaların hukuki ve meşru zeminlerde yasalar ve usul kurallarına uygun gerçekleştirilmesi, sağlıklı ve güçlü kanıtlar, deliller olmadan kişi ve kurumların itham edilmemesi gerektiği belirtilen açıklamada, Türkiye'nin güncel sorunları dikkate alındığında, ''bağımsız yargı'', ''hukuk devleti'' ve ''eksiksiz demokrasi''yi oluşturma yolundaki sorunların giderek daha da ağırlaştığı kaydedildi.

-''TÜRKİYE'NİN GÜNDEMİ''-

Yargının savunma ayağı olan 65 bin avukatın bağımsız savunmayı oluşturamamanın sıkıntısını ve sorumluluğunu taşıdığı vurgulanan açıklamada, şu görüşlere yer verildi:

''Yaşanan mesleki sorunlar yanında, Cumhuriyetimiz 85. yılına ulaşırken Türkiye'nin yapay iç sorunlara dönmüş olmasını, rejimin temel nitelikleri üzerindeki tartışmaların hala sürdürülmesini kabul edemiyoruz, dünyanın bütünleştiği ve iletişimin sınır tanımadığı bir dönemde Türkiye'nin dünya gündeminden farklı bir gündeme sahip olması düşünülemez. Bu nedenle Türkiye'nin gündemi sürdürülebilir kalkınma, refah ve çağdaşlık olmalıdır.

Türk halkı, geçmişten günümüze sahip olduğu emsalsiz birikimler yanında, sağduyu ve dayanışma gücünü kullanarak, İslamlık ve modernlik arasında çatışmaya düşmeksizin, hem özgürlük ve ilerleme yolunu hem de tanrı yolunu izleme yeteneğini göstermiş, eşi bulunmayan uzlaşmayı gerçekleştirmiştir.

-ELİNDE AB SOPASI İLE...-

Bir başka hatırlatmayı da AKP aleyhine açılan kapatma davası üzerine saygısızca ve adeta 'sömürge valisi' edasıyla konuşan Avrupalı 'dostlarımıza' yapıyoruz. Elinde AB sopası ile devletimizi, ülkemizi, ulusumuzu terbiye etme küstahlıklarına sessiz kalamayız. İki yüz yılı aşan bir süredir yüzünü batıya dönmüş, batılılaşmayı ana ilke olarak benimsemiş bir ulusuz. Batılılaşmayı da eksiksiz demokrasiye ulaşmak olarak görüyoruz. Gerçek dostlarımızdan tek isteğimiz, bu yola yeni engeller koymamaları, içinde bulunduğumuz coğrafyanın koşullarını da dikkate alarak bizi iyi niyetle desteklemeleridir.''

Açıklamada, Türk avukatlarının ''laik demokratik cumhuriyete ve ülkenin üniter yapısını bozmaya yönelik her türlü saldırı karşısında bir bütün olduğu'' belirtilerek, savunma mesleğinin sorunlarının çözümünde önemli gelişme olmadığı öne sürüldü.

Avukatlık Yasası'nda belirlenen, baroların protokoldeki yeri ve avukat kimliğinin resmi belge niteliğinde olması gibi düzenlemelerin fiilen uygulanmadığına işaret edilen açıklamada, ''Sav, savunma ve hüküm üçlüsünün ayrılmaz bir bütün olduğu anlayışını henüz tam anlamı ile yerleştiremediğimizi görmekteyiz. Bizler yargı mensupları olarak bu eksikliği giderecek birlikteliği gösteremeyince siyasi iktidarların yargı organına bakışı da bir o kadar eksik olmaktadır'' denildi.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious