Tek hayalim Oscar!

Tek hayalim Oscar!.13197
  • Giriş : 20.04.2008 / 09:27:00

Yelda Reynaud Almanya, Mısır, Fransa gibi pek çok ülkede yaşamış bir oyuncu.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Yelda Reynaud Almanya, Mısır, Fransa gibi pek çok ülkede yaşamış bir oyuncu. SİYAD’ın iki kez ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülüne layık gördüğü Reynaud, Uluslararası İstanbul ve Antalya Altın Portakal Film Festivalleri’nde de aynı dalda ödül aldı. Şu an onu Parmaklıklar Ardında dizisinin asi karakteri Aliye olarak izliyoruz. Yelda Hanım, “Bizimkilerin Alamancı diye bir kelime kullanmaları çok ağırıma gidiyor.” diyor.

Parmaklıklar Ardında’nın asi karakteri “Aliye”yi son bölümde boğazına bıçak dayadığı “Müdire Handan” ile samimi bir şekilde otururken görünce hiç şaşırmadık. Çünkü Yelda Reynaud ve Özlem Düvencioğlu ikilisi kendi yaşamlarında hem iyi arkadaşlar hem de ortaklar. 2 yıl önce beraber Başıbozuk Ajansı’nı kurmuşlar. Damdan düşenin halinden damdan düşen anlar hesabı onlar da oyuncuların halinden anlayan bir ajans. Hedefleri Türkiye’de bu işin hak ettiği şekilde profesyonellik çerçevesinde yapılmasını sağlamak. Bunları yaparken de kim olduklarını ve nereden geldiklerini unutmamak. Yelda Reynaud (Kaymakçı) da kendi değerlerini unutmamış 7 dil bilen uluslarası ödüllü bir oyuncu. Ama o aynı zamanda birilerinin gözünde Alamancı. Esprili kişiliği ve rahat tavırlarıyla “Aliye”ye hiç de benzemeyen Reynaud ile Parmaklıklar Ardında’dan yola çıkarak, hem Türkiye’de ve dünyadaki oyunculuk hem de entegrasyon ve çok kültürlülük üzerine konuştuk.

Parmaklıklar Ardında’da oynadığınız Aliye karakteri asi ve uç bir tip. Böyle zıt bir karakteri oynamak zor olmuyor mu? Hapishanede çekim yapmaktan psikolojik olarak etkileniyor musunuz?

Ben insanları ikiye ayırırım. Bir tembeller bir de çalışkanlar vardır. Ben çalışkanlardanım. Oyunculuk bir enerji işi. Orada kâğıt üzerinde yazılı olan karakteri herkes farklı yorumlar. Bu yüzden bir karakteri doğru oynamak diye bir şey olamaz. Çünkü her şey çok göreceli. Farklı karakterleri oynamayı çok seviyorum. Yeter ki bana benzemesin. Ben her mesleği yapmak isterim. Mimar da olmak isterim pilot da. Ama yaşım geçiyor ve ben hâlâ pilot değilim. Ama Allah bana bir meslek vermiş pilotu da oynuyorum. Bu meslek bana bunu yaşatıyor. Aliye beni sadece fiziken çok zorluyor. Hapishane, çok eski bir yapı, suyun içinde ve çok soğuk. Ayrıca kötü bir mekân. Bu küçük hücrede neler yaşandı diye düşünüyorsun. Hücrede çekim yaparken mutlu olamazsın. Ama dizide genel olarak yer almaktan mutluyum.

Nasıl başladınız oyunculuğa?

Fransa’da çalışıyordum. Bir star gördüm. Bir profesyonel oyuncu bile böyle kötü oynayabiliyorsa ben ondan daha iyi oynarım dedim. Gizli bastırılmış bir şey de vardı herhalde içimde. Bir gün bir ortamda pat diye ortaya çıkıverdi. Oyunculuktan memnunum. Bu mesleği içimde hissediyorum. Ama hayatım ille de oyunculukla bitecek diye bir şey yok.

Diziler sadece para kazanmak için mi tercih ediliyor?

Türkiye’de televizyon dünyamız ağırlıklı olarak diziler üzerine kurulu. Sinemada bir yılda 20-30 film çekiyoruz. Bu filmlerin yüzde 80’i parasız çekiliyor. Düşünün kaç yüz oyuncu var. O 30 filmi nasıl paylaşacak bu oyuncular. Bu ülkede bir oyuncu sadece sinema ile ayakta durabileceğini hayal ediyorsa şimdiden vazgeçsin. Tabii başka bir geliri yoksa. Derseniz ki dizi mi film mi daha kaliteli onu hiç konuşmayalım. 90 dakikalık bir film iki ayda çekilir. 90 dakikalık bir dizi 6 günde çekilir. Acele işe şeytan karışır. Dizi bir şeytan işidir.

Birçok ülkede oyunculuk yaptınız. Dünyada durum nasıl?

Almanya’da, İtalya’da, Amerika’da, Fransa’da oyunculuk yaptım. Orada devletten verilen karşılıksız fonlar var. Ayrıca Fransa’da sinemanın özel bir kasası var. Koltuk başına bir yüzde o kasaya giriyor. Bu oto finans sistemi ile bağımsız hale getirmişler sinemalarını.

Aliye karakteri Alamancı aynı zamanda. Siz de göçmensiniz. Çok kültürlülük nasıl bir şey?

Zenginlik.

Hiç dışlandığınız oldu mu?

O kadar çok oldu ki. Türkiye’mize baktığımızda çok farklıyız aslında. Bizi biz yapan da bu. Ben Avusturya’da doğdum. Annem-babam Türk. İşçi olarak oraya gitmişler. Sonra Almanya’ya geçmişler. Ben de kalkmışım orada burada yaşamışım. Ben altı-yedi dil bilen bir Türk’üm. Bizim farkımız şu: Kendi kültürümüze de sahibiz başka kültürleri de biliyoruz. Bu iki göz ediyor. Biz asıl Türk’üz ve bir zenginliği temsil ediyoruz. Benim babaannem hacca gitti, beş vakit namazını kılar. Dualarımı da hoşgörüyü de bana o öğretti. Onun en yakın arkadaşı köyün papazıydı. Oturur sohbet eder, birbirlerine dinlerini anlatırlardı. İnsanlar kendilerine bakmayı değil karşısındakinin hatalarına bakmayı seviyor.

Türkiye’de de kendilerine bakmayıp diğer insanlar adına karar verebileceğini düşünen insanlar var. Hatta kendi oyunu diğerlerinden üstün görenler var.

Bu antidemokratik bir tavır. Fransa’da kimse bunu yapamaz. Bu ülke AKP’yi seçmiş. Bunu tartışmaya gerek yok. Geçende bir gazeteciye Fazıl Say’ın dedikleri ile ilgili şunu dedim: Çatışmayı kazanmak değil savaşı kazanmak önemli. Madem sen sevmiyorsun AKP’yi, sen daha iyisine inanıyorsun, onun için çaba sarf et. Bu ülke sana ne yaptı? Ben hiçbir partiye oy vermedim, ait de değilim. Önemli olan solcu olsun tam olsun, faşist olsun tam olsun, Müslüman olsun tam olsun. Yavşak olmasın. Ama insanlar seviyor kendini Allah pozisyonunda görmeyi. Senin hayatın benim elimde demeyi Aliye gibi. Halbuki tolerans gerekiyor. Türbanlı bir kızla sohbet ediyorum. Niye etmiyeyim? Ben görmüyor muyum insanların baktıklarını. Baksınlar, insan bilmediği şeyden korkar.

Yurtdışında doğup büyüyenler burayı küçümseyebiliyor, buradakiler de onlara ‘Alamancı’ diyebiliyor.

Göçmenler oraya Almanya istediği için, para kazanmak için gittiler. Sürünmek için değil. Almancaları yoktu. Kendileri gibi göçmenlerle çalışıyorlardı. Ve dediler ki “10 yıl geçti hâlâ bu geri zekâlılar Almanca öğrenemedi”. Nasıl öğrensinler? Sen onlara bir imkân verdin mi devlet olarak? Bize Almanlar “kara Fatma” bile dediler. Şimdi gülüyoruz ama o zaman acı veriyor. Entegrasyon, var olan bir kutunun içine başka bir şeyi yerleştirmek demek. Ama kimse bizi Almanların içine yerleştirmedi. Bizim annemiz-babamız Almanlar tarafından ezildi. 3. kuşak çocuk da gidip o toplumdan babasının öcünü alıyor. Kavga ediyor. Ama aynı çocuk kendi ülkesine gidiyor, “Sen doğru dürüst Türkçe bile konuşamıyorsun bu Alamancılığınla.” deniyor. Bizimkilerin Alamancı diye bir kelime kullanmaları çok ağırıma gidiyor.

İnsanlar Türk olduğunuzu öğrendiklerinde ne tepki veriyorlar?

Avrupa’da hâlâ o oryantalist bakış var mı?

Fransa’da beni herkes Fransız sanıyor. Bazıları Türk olduğumu öğrenince “O egzotik ülkeden mi?” diyor. Bazıları “Siz Ermenileri kestiniz zamanında.” diyor. Ben de öylelerine “Bunu hiç tartışmayalım. Siz Afrikalıları kestiniz. Kaç milyon Yahudi’yi yaktınız.” diyorum. Ayrıca ben Türkiyeliyim ama o ülke değilim. Onun yaptığı her şeyden de sorumlu değilim.

Yurtdışında İslam’a, Müslümanlara karşı nasıl bir bakış var?

11 Eylül’den sonra acayip bir paranoyak medya var. Bilmem kaç zaman geçmişti onun üstünden Fransa oradaki ölüler için bir dakikalık saygı duruşu yapılmasını ilan etti. Metrodayım ve bunu yapmayı kabul etmedim. Ruanda’da katliamlar yaptılar, bize neler yaptılar onlar ayakta durdu mu ya da ben durdum mu? Duracaksam da herkes için dururum. O zaman da 24 saat ayakta durmam lazım.

Bundan sonraki projeleriniz neler?

Kadınlarla ilgili tek mekanda geçen bir uzun metraj projemiz var. Yönetmeni olacağım kesin ama oyuncu olarak içinde yer alır mıyım bilmiyorum. Senaryosu Pelin Batu, ben ve Jean Juc Tenno’ya ait. Seneye çekmeyi planlıyorum. Türkiye’de kadınlara başyapıt roller verilmiyor. Burası Anadolu adı üzerinde, biz de ana dolu bir film çekeceğiz. Erkekler de var ama yan karakter. Ama feminist bir film değil kesinlikle. Ayrıca “Yıldızların Altında” diye bir projemiz var. Bu projeyle Anadolu’daki çocukları köy köy dolaşıp sinemayı götürecektik. Ama sponsor olmaya kimse yanaşmadı. Ben deseydim ki ünlü mankenleri toplayacağız, onlar toprak kazacaklar. Hemen gelirlerdi. Biz de kendimiz gerçekleştirmeye karar verdik projeyi. Fransız bir ekiple de çekip Belçika’da belgesel film festivaline göndereceğiz.

Türkiye’de ve yurtdışında birçok ödül aldınız. Ödüller sizin için önemli mi?

Evet ve hayır. Ödül almak tabiî ki güzel. Ama ödülün hiçbir getirisi yok. Benim tek hayalim Oscar. Dinimle, kültürümle kendimi o ödülü alırken hayal edebiliyorum. Ve oraya çıkıp ne diyeceğimi de gayet iyi biliyorum. Allah inşallah bana o fırsatı verir. Belki 50, belki 70 yaşımda; belki oyuncu, belki yönetmen, belki de makyöz olarak olacak. Ama olacak.

E. NESİBE ÖZBUDAK-ZAMANPAZAR

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious