Teoman: "Artık evimde uyumak istiyorum"

Teoman:
  • Giriş : 10.02.2008 / 12:12:00

Teoman, iki senelik aradan sonra, aynı ismi taşıyan bir albüm ve kitapla karşımızda.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Söz-Müzik Teoman, onun susup kendi şarkılarını başkalarından dinlediği bir keyif albümü. Kitap ise 11 yıllık göz önündeki yolculuğun izdüşümü...

İsmi skandallara karışan, hayatı magazin basınına konu olan Teoman, ‘Keşke çabuk yaşlansak’ dediği bir döneme girdiğini söylüyor. Eskiden boyadığı saçlarını artık boyamayı düşünmüyor söz gelimi; biriktirdiği, yığdığı ve üzerine bir yük gibi asılı kalan şeyleri arkadaşlarına dağıtıyor. Daha az modern, daha çok sade bir yaşamı özlediğinin ipuçları var sözlerinde. ‘Huzura ihtiyacım var’ derken, aynı zamanda arkadaşı Feridun Düzağaç’ın, kızıyla olan mutluluğunu kıskandığını söylüyor. Fakat bu halinden kolayca vazgeçemediği itirafı ekleniyor huzur özleminin kuyruğuna. “Ama ben ödleğin tekiyim.” diyor sonra, “Cayabilme ihtimalim hep arka cebimde olsun isterim.”

Teoman ile yeni kitap ve albümünü; kah mola vererek, kah sıkılarak yaptığı hayat yolculuğunu konuştuk.

Hakkında söylenecek ve kendisinin söyleyeceği çok söz olan bir karakter, Teoman. Ama o, buna rağmen susmayı tercih ediyor. Hayatını küçültüyor, daha önce terk ettiği küçük evine geri dönüyor. Kitaplara ve filmlere gömülmüş karanlıktan bir evden çıkmış, yeniden taşındığı Fındıklı’daki bomboş evinde sadece denize bakıyor. Hayatını, işe yaramaz her şeyden temizlerken, saçlarında artan beyazlar için, “Bu kadar çok olmadıkları için boyuyordum; artık boyamam.” diyor. Böyle bir dönemde, kendi hayat bilgisinin dökümünü şarkıcı dostları yapıyor Teoman’a. ‘Söz Müzik Teoman’ projesinin ilk albümünde Sezen Aksu, Candan Erçetin, Emre Aydın, Yaşar hatta Yavuz Bingöl gibi dostları, onun şarkılarını söylüyor. Daha sonra sıra Sertab Erener, Demir Demirkan ve Feridun Düzağaç’a gelecek. 11 yıllık profesyonel müzik yaşantısı ise yine aynı adı taşıyan kitapla bugüne taşınıyor. Bu kitap, Teoman’ın hayat bilgisi kitabı bir nevi... İçindeki resimlerden, şarkılarını yazdığı peçetelerin solukluğuna kadar... Keşke, herkes bu kadar şanslı olabilse...

Söz ve Müzik Teoman’ı bir saygı (tribute) albümü olarak görüyor musunuz?

Tribute albümü değil bu. En azından kariyerim yetmez ona. İlk albümüm çıkalı 11 sene oldu. Bülent Ortaçgil gibi 30 yıldan fazla bir kariyeri olan sanatçı için mantıklı; ama benim için değil. O yüzden bu albümü tribute olarak tanımlamak istemiyorum. Nasıl adlandıracağımı bilemiyorum.

Böyle bir çalışma için erken değil miydi?

Erken olabilir; ama CD dediğimiz şey yakında yok olacağı için albüm formatında böyle bir şeyim olsun istedim. Ama bu proje, en başta plak şirketimin fikriydi. Düetlere yer vereceğimiz bir albüm yapalım dediler. Eskilerden 10 şarkı seçelim, onları başkalarıyla söyle dediler. Zaten bir sürü düet yapmıştım. Yeni bir-iki tane daha şarkı yazarsın dediler. Sadece bir tane yazdım. O arada insanları seçiyorduk zaten. 10 şarkı düşünürken, baktım başka isimler de eklendi projeye. Bana gerek kalmadı. Düetten çıkarıp, arkadaşlara söyleteceğimiz 10-15 şarkılık albüm yaparız dedik. Şarkı sayısı 21’e çıkınca double CD’ye döndük. O da arttı, 15 sanatçıdan oluşan bir tanesini çıkaralım, öbür CD’yi de ‘Söz Müzik Teoman’ olarak yaparız dedim.

Bu albüm, sahibini şımarttı mı?

Ben kendimi şarkı yazarı olarak tanımlamak istediğim için böyle bir şey hoşuma gitti. Sonradan da başka bir duygusal boyuta geliyor zaten. Bu nedenle plak şirketimin çok umrunda olmayan insanları, “Bunları kim dinliyor?” dedikleri isimleri de albüme aldım. Ben genç çocukların yorumunu beğeniyorum.

Kastettiğiniz gençler arasında, sizinle benzer tarzda müzik yapan ve becerikli bir söz yazarı olan Emre Aydın da var. Diğer tarafta, Feridun Düzağaç gibi sizinle aynı dönemi paylaşan usta söz yazarı da...

Feridun, arkadaşım zaten. Bir albüm yapsa, beni çağırsa, koşa koşa giderim. Emre Aydın’ın gittiği yolu kendime çok yakın buluyorum. Emre Aydın’a başka şarkıyı önermiştim. Ama o eski şarkılarımı bildiğini ve Sürpriz’i söylemek istediğini söyledi. Feridun da, Yollar’ı kendisi seçti. İki şarkı da, hit sayılmayacak şarkılar. Ama şarkı yazarları hit şarkıların değil, kendilerine ait olmasını istedikleri şarkının peşinden giderler.

“Bu adam, bu şarkıya cuk oturur” dedikleriniz oldu mu?

İki, üç isimde ısrarcı oldum. Rüzgar Gülü’nün Yaşar’ın sesine cuk oturacağını düşündüm. Onu da bir şarkı yazarı olarak görüyorum. İstanbul’da Sonbahar’ı Nil Karaibrahimgil’in sesinden dinlemenin bambaşka olacağını düşündüm. Bir tane rol yazıyorsunuz; ama aslında her şarkıyı farklı bir kişi canlandırıyor. Daha doğru bir casting oluyor.

Dinleyici, bazı şarkıların güme gittiğini düşünebilir mi?

Düşünür, herhalde. Kendi şarkılarımı arkadaşlarımdan dinlemek hoşuma gidiyor. Ama yakın arkadaşlarıma dinlettiğimde, hiç yakıştıramadıkları parçalar oldu. Ama hangileri söylemem.

İlginçtir ki albümdeki birçok ismin, ilk albümünü yayımladığı dönem sizinle örtüşüyor. Yaptığınız müzik farklılaşsa da aynı kuşağın sanatçılarısınız...

Evet, doğru. Hepimiz bu heyecanı yaşadık, o dönemler. Ama bu, benim belki de CD formatındaki son albümüm. MP3’e geçildiğinden beri keyfim çok kaçtı. MP3’ü ben de kullandım. Limewire’dan bir sürü şey indirdim. Ama plak, CD satan yerleri görüp de param hangisine yeter demeyi, aklımın alamadığım plakta kalmasını özlüyorum ben. Fiziksel varlıklarını çok seviyorum.

Böylesine bir albüm, 40 yaşın getirdiği bir olgunlukla kendine aynada bakma isteği olarak algılanabilir mi? Ya da retro, geriye saran bir hayatı yaşama isteği?..

Gidişatın tersine doğru gitmek istiyorum. Bu eve (Fındıklı’da denizi gören bir ev) geçmemin nedeni de bu. Bu yılın başında bütün kitaplarımı taradım. “Ben bunları şimdiye kadar okumadım, bundan sonra okuyacak mıyım?” diye sordum. O kalın kitapları biriktirmişim; ama içine bile bakmamışım. Biriktirdiğim ve hiç izlemediğim DVD’leri de bir araya toplayıp arkadaşlarıma dağıttım. Çok rahatladım. Hard diskimde 900 albüm var; ama ben oradan müzik dinleyemiyorum. Bu arada CD’den de sıkılmışım. Onların da hepsini verdim. Şimdi artık küçük şeylerim olsun istiyorum.

O anlamda tutucu musunuz?

Geriye doğru gidiyorum. Eskiden daha modern bakıyor, değişikliği çok seviyordum. Belki yaşla ilgili bir şeydir.

Algılanış biçimlerinize dair fikir yürütür müsünüz?

Herhangi bir şeyi analiz ettiklerinde, bana herkes kafayı yemiş gibi geliyor. Benimle ilgili olması önemli değil. Modernin bir sonraki aşaması nedir bilmiyoruz. Dünya acayip değişiyor. Kafam çok karışık. Okulunda okudum; ama kendime dair şüphelerimin en yoğun olduğu dönem, bu. O yüzden de diyorum ki; bari kendi içime döneyim, bildiğim yolda gideyim. Nasılsa insan kendi dünyasını kendisi var ediyor.

Yaşlanmayı sevdiğinizi söylüyordunuz?

Keşke çabuk yaşlansak, ihtiyacımız olan huzur için. Arkadaşlarımın, anne ve babasıyla Bodrum sahilinde çekirdek yemesini çok seviyorum ben. Mesela Feridun’un kızıyla olan mutluluğunu kıskanıyorum. “Abi, bizim patronu çocuk filmine götürmem lazım.” deyip randevumuzu erteliyor. Ama ben ödleğin tekiyim. Bu halimden kolay vazgeçemem. Cayabilme ihtimalim arka cebimde olsun istiyorum. Duygularıma çok güvenmiyorum.

Bir yanda bağlanma isteği, bir yandan da yalnızlığı kaybetme korkusu?..

Ama bu, birçok kimsede var. Allah’tan...

İlk albüme bakınca ne görüyorsunuz?

Çok seviyorum; ama pek beğenmiyorum. Ana çıkış noktasının ne olduğunu hatırlamıyorum. Ben bir müzisyenim, başkalarının yapmadığı bir albüm iddiasıyla hazırlamıştım o albümü. O iddia, çok da önemli değilmiş. Sonradan anladım. Şarkı sözlerine baktığım zaman, bazıları hariç palavra sıktığımı gördüm. Baksan, ışık var mı o albümde? Var. Ama bence 2.si, ilkinden daha güzel. 3. albümüm ‘17’ içinse, “Ben şarkı yazmayı bu albümde öğrenmişim.” diyorum.

Son solo albümünüzü yayınlayalı 2 yılı aşkın bir süre geçti ve geldiğiniz noktada şarkı yazamadığınızdan bahsediyorsunuz. Bu nokta, çoğu sanatçıyı korkutur. Sizi, en azından ürkütmüyor mu?

Şarkı sözü yazmak benim için çok kolay; ama benim hevesim yok. Yazdığım bir şarkının kuyruğuna takılan yeni şarkılarla albüm çıkarabilirdim. Ama kuyruğuna takılmasın işte! Başka bir yere gitsin. Eğer gitmiyorsa da gitmesin... Ben kafam basmayınca, arkadaşlarımın röportajlarını okurum. Feridun’un bir sözü beni çok çekmişti. “Sürekli aynı yerden yola çıkıyorum ve aynı yolu takip ediyorum. Bu albümde bunu değiştirdim.” demişti ve değiştirmişti hakikaten. Başka bir yöntem bulmaya çalışırım belki ben de. Bundan sonra albüm yapamazsam ne olur diye bir kaygı da taşımıyorum. 3 gün boyunca kitap okuduğumda da keyfim yerinde, illa ki şarkı yazmak zorunda değilim.

Yaptığınız sürprizlerden biri de Söz ve Müzik Teoman isimli kitap... Görsel ve yazılı kişisel tarihinizi halka açmışsınız...

Kitap üzerinde çok çalışmadım aslına bakarsan. Yazdığım söz ve müzikleri; peçetelere, uyduruk kağıtlara yazdığım notları bir kolaj haline getirdik. Görselliği güçlü olsun diye, 10-11 senenin taranması üzerine ortaya çıkan resimlerin konulduğu bir kitap oldu. İyi oldu benim için. Arada bir bakıyorum, nelerden bahsetmişim diye. Oradaki herhangi bir şarkıya baktığım zaman, o dönemdeki yaşantım gözümün önünde canlanıyor.

Bu kitapta, Teoman’ın alışageldiğimiz otel tutkusunu gösteren çok sayıda fotoğraf var. Ama şimdi otellerden nefret ettiğinizi söylüyorsunuz...

Artık evimde uyumak istiyorum. Eskiden 20 gün boyunca bir turneye çıkıyorduk, hiç de “Aman eve gideyim.” demiyordum. Şimdi bir konser vermeye gittiğimde, en güzel yer dahi olsa, gecenin bir vakti uçak ya da araba, ne varsa onunla dönmek istiyorum. Ankara’da konser 12’de bitiyor. Bir arabaya atlıyorum ve dört buçukta evimde oluyorum. 5 yıldızlı oteli istemiyorum, kendi yatağımı istiyorum. Bir ara yılda 150 konser veriyordum ve yılın 6-7 ayını başka yerlerde geçiriyordum. İnsanın kendini parlatma hevesi olduğu zamanlar bu bir külfet gibi gelmiyor.

Dört duvar arasına sıkışma isteğinin altında neler yatıyor?

Eskiden de evcimendim aslında. Geçen gün gördüm, ilk röportajlarımın birinde “Bir evim olsa yeter bana.” demişim.

Şimdi iki eviniz var?

Daha çok var da... (Gülüyor) Ama ben burayı seviyorum.

Saçlarımdaki beyazlar arttı, artık boyamam

Başka bir şehirde eviniz var mı?

Hepsi İstanbul’da. Babamdan kalma, Giresun Alucra’da bir köy evimiz var. 25 seneyi geçti gitmeyeli. Alucra Belediye Başkanı, benim kuzenimdir. Geçen yıl, festival için davet etmişti, gidememiştim. Bu sene gitmeyi istiyorum. Bizim köyümüz Parak, Babapınar köyü. Bıraktığımda, çok güzel bir yerdi. Ama köyler geliştikçe çirkinleşiyorlar. Konak dedikleri, büyükçe bir köy evimiz var orada. Babamın doğduğu ev orası. Evi yenilemek istiyorlar. Ben buna karşı çıkıyorum. Güzel bir okuma odası, kütüphanesi vardı, hatırlıyorum. Elektrik bile yoktu; hava kararırdı, hemen uyurduk. 10 yaşında olunca bu tip yerler çok çekici geliyor. Şimdi nasıl gelir merak ediyorum

Aradan geçen onca zaman sonra saçlarınızdaki beyazlar artmış...

Aslında eskiden boyuyordum. Azdılar... Şimdi sayısı çok fazla. Ben yeterince beyaz oldu diyorum. Bundan sonra boyamayı düşünmüyorum.

ZAMAN

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious