Trakya'nın çölleştiğinin işareti karıncalar

Trakya'nın çölleştiğinin işareti karıncalar.14057
  • Giriş : 08.07.2009 / 10:58:00

Anadolu bozkırlarında yaşayan ve halk arasında ''atlı karınca'' olarak bilinen karıncaya 25 yıl önce Trakya'da tek tük rastlanırken, artık bölgenin her yerinde görülüyor. Bu durum bölgenin çölleştiğinin göstergesi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Trakya Üniversitesi (TÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Nihat Aktaç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1972 yılından beri Türkiye'de mevcut karınca türlerini belirlemek, bu türlerin coğrafi dağılımlarını ve ekolojilerini tespit etmek üzere çalışma yürüttüğünü, Anadolu coğrafyasında 260'ı aşkın karınca türü tespit ettiğini söyledi.

2001 yılında NATO Yaşam, Bilim ve Teknoloji birimi tarafından desteklenen ''Türkiye karınca türlerinin taksonomik ve Ekolojik Revizyonu'' başlıklı projeyi İngiltere'den Dr. Graham W. Elmes ve Ukrayna'dan Prof. Dr. Olexandr G. Radchenko ile gerçekleştirdiklerini, bu çalışma kapsamında bilim dünyası için (Myrmica Tulinae, Myrmica Jennyae, Myrmica Tamarae ve Myrmica Anatolica) adlı 4 yeni tür tespit ettiklerini hatırlatan Prof.Dr. Aktaç, karıncaların, karasal ortamda bağ ve bahçelerde, evlerde, tarlalar, çayır-mera, yol kenarları, ormanlık alanlar, dere ve göl kenarları, kıraç ve taşlık alanlarda, toprak başta olmak üzere hemen her yerde oluşturdukları yuvalarda yaşadıklarını anımsattı.

''Karıncalar türlerine göre birkaç bireyden, milyonlarla ifade edilecek sayıda birey içeren kolonilerde yaşarlar'' diye konuşan Prof. Dr. Aktaç, şunları söyledi:

''Karıncalar yuva yerlerini oluştururken sürekli galeriler açmak suretiyle toprağı havalandırırlar. Diğer taraftan tohum tanesiyle beslenen türler, tohumları uzak mesafelerden yuvalarına, yani bir yerden bir başka yere taşırken, bitkilerin geniş alanlara dağılımına katkı sağlarlar. Ayrıca ormanlık alanlarda yuvalarında milyonlarca birey barındıran kırmızı orman karıncaları, orman zararlısı böcekleri de avladıkları için ormanların 'sağlık melekleri' olarak kabul edilir. Bunun yanı sıra karıncalar, doğada çoğu omurgalı ve omurgasız hayvan tarafından avlanır ve onların da besinini oluşturur.

1984 yılında Edirne'ye geldiğimde Özellikle Orta Anadolu bozkırlarında çok sıklıkla bulunan ve halk arasında 'atlı karınca' olarak bilinen Cataglyphis Nodus türüne ait yuvalara çok seyrek rastlamama rağmen, geçen 25 yıllık süreçte günümüzde bu türün yuvalarına artık kolaylıkla rastlamaktayız. Bu da bize bu step türünün Trakya'yı kendisi için bir yaşama alanı olarak seçtiğini, Trakya'nın stepleştiğini ve akabinde çölleşeceğinin kaçınılmaz olacağını göstermektedir.''

-KARINCA YAĞI YUMURTASI-

Prof.Dr. Nihat Aktaç, halk arasında ''karınca yumurtası yağının cilde iyi geldiği'' ve ''karıncaların depremin işaretçisi'' olduğu yönünde bir çok söylenti olduğunu ancak bu varsayımları kanıtlayan bilimsel bir veriye rastlamadığını söyledi.

Karınca yumurtası yağının çıkarılabilmesi için ya yumurtaların doğal ortamdan toplanması ya da karıncaların, yumurtaları için kültüre alınması gerektiğini anlatan Prof.Dr. Aktaç, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bu ikisi de ihtisas gerektirir ve bana göre pek de mümkün görülmemektedir. Bir karınca yumurtasının ağırlığı 0,00005 gramdır. Çapı 1 milimetreden küçüktür. Karıcalar yılda bir defa yumurtalar. İstisnai olarak iki kez yumurtlayan türler de vardır. Bu durumda ticari amaçla doğadan yumurta toplamak hiç ekonomik görünmemektedir. Kaldı ki hangi türün yumurtasını hangi uzman kişi nereden ve nasıl toplayacaktır? Bu konuda ihtisaslaşmamış kişi, karınca yumurtasıyla larvasını birbirinden ayıramaz. On binde beş gram ağırlığındaki yumurtanın tamamı yağ değildir. İçinde aminoasitler, karbonhidratlar, lipidler, glikojen, protein de vardır. Bütün bunlardan yağın ayrılması gerekir ki bu durumda miktar daha da azalacaktır. Ticari amaçlı bu işi yapmak için doğada binlerce karınca yuvasından toplama yapmak gerekir. Toplama yapmak için Çevre ve Orman Bakanlığından izin almak gerekir. Bakanlığın böyle bir amaçla karınca toplamaya izin vermesi mümkün değildir. 1992 yılında imzalan ve 1996 yılında taraf olduğumuz 'Biyolojik çeşitlilik' sözleşmesi kapsamında, biz bile bilimsel amaçlı örnek toplarken Çevre ve Orman Bakanlığından izin alıyoruz ve örnekleme yaptığımız yuvayı da tahrip olmasın diye itinayla eski haline getirmeye çalışıyoruz. Bu denli yuvanın tahrip edilmesi halinde doğal dengenin bozulacağını varsaymak ise kehanet olmayacaktır. Geriye yumurta yağında varsayılan maddenin ancak eşdeğeri olduğu kabul edilebilen sentetik olarak elde edilmesi kalıyor ki bu konuda yorum yapamayacağım.''

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*