Transilvanya'çalgıcı Robin Hood'ları

Transilvanya'çalgıcı Robin Hood'ları.19927
  • Giriş : 13.04.2008 / 08:33:00
  • Güncelleme : 27.03.2010 / 02:04:44

13 kişilik bir Çingene orkestrası Taraf de Haidouks.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


13 kişilik bir Çingene orkestrası Taraf de Haidouks. Bugün dünya üzerinde birçok müziksever onları tanıyor. Canlı performansları ise isimleri gibi fantastik bir gösteriye dönüşüyor her seferinde. Kendilerini 'çingene' olarak tanımlamakta ısrar ediyorlar ama sıra müziklerine geldiğinde yaşadıkları yeri referans alıyorlar. Köylerinin ismiyle ifade ediyorlar müziklerini: 'Clejan müziği'.

25 sene öncesine kadar Romanya'nın en yoksul köylerinden biri olan Clejan'da yaşayan fakir müzisyenlerdi. Bugün, Johnny Deep ile şarkı söyleyerek, evinde ağırlanacak kadar iyi bir kariyerleri var. 13 kişilik Çingene orkestrası Taraf de Haidouks'u bugün dünya üzerinde tanımayan müziksever sayısı çok az. Canlı performansları ise isimleri gibi fantastik bir gösteriye dönüşüyor her seferinde. Bu yüzden yaptıklarına yalnızca 'Çingene müziği' demek haksızlık. Onlar, köylerinin ismiyle ifade ediyor bunu: 'Clejan müziği'.

Romanya'nın yoksul bir köyü olan Clejan'dan çıktınız. Bugün dünya üzerinde en fazla tanınan Çingene gruplardan biri sayılmak da, yaptığınız müzik gibi fantastik geliyor mu size?

Evet, yaptığımız şey bence de fantastik. 1991'de ilk albümümüzü çıkardığımızda, kimse tanımıyordu bizi. Albümümüz çıktıktan sonra hemen konser teklifleri gelmeye başladı. Belçika'da, Fransa'da, İtalya'da, İspanya'da çok sayıda konser verdik ve seyircinin yoğun ilgisiyle karşılaştık. Bu yoğunluk, müziğimizin fantastik olarak anlaşılmasında önemli bir gösterge olsa gerek.

Sosyalist diktatör Çavuşesku'nun ölümünden kısa süre önce kuruldunuz. Baskı rejiminden çıktıktan sonra Batı'ya açılmanız nasıl gerçekleşti?

1983'te Romen etnomüzikolog Radulescu bizi keşfetmişti. Belçika'dan arkadaşı olan müzisyen Stephan Karo'ya bizden bahsetmiş. Karo, bizi Batı vitrinine çıkaran ilk müzisyendi, 1988'de. 89 devriminden önce Stephan Karo, Clejan'a geldi. O zaman 25 kişiydik. İçimizden 12 kişiyi seçip Belçika'ya götürmek istedi. Bunu söylediğinde başta kararsız kaldık; çünkü Çavuşesku zamanında dışarıya çıkmak mümkün değildi. Siyasi değişim yeni başlıyordu. Çavuşesku devrildikten sonra dışarıya çıkmamız mümkün olabildi.

Genelleyip, Çingene müziğinin yaygınlaşması, Çavuşesku'dan sonra başladı diyebilir miyiz?

Elbette. Çavuşesku'dan önce kendimizi hiçbir şekilde Çingene olarak tanıtamıyorduk. Çünkü komünist rejimde kendinizi etnik kimlikle tanıtmanız yasaktır. Herkesin kimliğinde Romanya vatandaşı yazar. Bu yüzden Çavuşesku döneminde Çingene müziği ve grupları gelişemedi. Çünkü zaten dünyaya açılmanız yasak... Kendi içinizde izole bir biçimde yaşıyorsunuz... Çavuşesku ölünce kendi özgürlüğümüzü kazandık.

Bu süreçte Romanya'daki diğer Çingene gruplarıyla ilişkileriniz nasıl gelişti?

Romanya'da çok fazla Çingene müziği yapan grup var. Fakat ilişkilerimiz pek iyi değil. Biz onları seviyoruz; fakat onlar bizi pek sevmiyor. Devamlı dışarıda olduğumuz, yurtdışında konserler verdiğimiz için kıskanıldığımızı düşünüyoruz.

Sizin müziğinizi onlardan farklı kılan ne?

Bizim müziğimizin en temel özelliği Clejan müziği olması. Bu, bizim geleneksel müziğimiz. Diğer gruplar, özgün olamıyor. Bizim ya da başkalarının müziklerini çalıyorlar. Bundan menfaat umuyorlar.

'Dünya müziği' kavramı, bir noktada endüstriyellikle kesişiyor. Hele de dünya çapında bir grupsanız... Böyle bir durumda Clejan müziğinden ya da kendi otantikliğinizden taviz vermiyor musunuz?

Taraf de Haidouks olarak bizi buraya getiren en önemli özellik, kendi özgün, geleneksel müziğimizi yapmamızdır. Aynı köyde yaşarken, içimizden gelen bir harmoni ve ruh haliyle çalıyoruz müziğimizi. İstesek Türkiye'deki, Bükreş'teki Çingene müziğini de kopya edebiliriz; ama bizim harmonimize uymadığı zaman insanlar dinlemez. Mesela, klasik müzik tarzında 'Mascarat' adında yeni bir albümümüz çıktı. Onu çalarken dahi kendi ezgilerimizi kullandık. Ve gördük ki ortaya güzel şeyler çıktı. Kendi harmonimiz olmadan, müzik yapamayız.

Bu kadar şöhrete ulaşmışken hepinizin köyde kalmak istemesi de, bu harmoninin parçası mı?

Evet, aynı köyde yaşamak istemek bu harmoninin uzantısı. Mesela ben Bükreş'te yaşıyorum; ama her gün köye gidip geliyorum. Onlar da ara sıra Bükreş'e geliyor. Bir yerde toplanıyoruz; bu ev olabilir, restoran olabilir... Sıkça toplanarak, bu harmoniyi sıcak tutuyoruz.

13 kişinin birlikte müzik yapması zor mu?

13 kişi ya da daha fazla olması bizim için çok da önemli değil. Çünkü herkes kendi eserini öne çıkarmakta özgür. Bunun için zamanımız da var. Bundan para kazanıyoruz. İletişim anlamında soruyorsanız, birbirimizi tanıdığımız için kalabalık bir grup olmayı avantaja döndürdük bile diyebilirim.

Siz Clejan'dan mı Bükreş'e taşındınız?

Evet. Bükreş ve Clejan'da birer evim var. Ben de Clejanlıyım zaten.

Grup ünlü olunca köy halkı bunu nasıl karşıladı?

Büyük sempati oluştu ve gurur duydular. Köye geldiğimizde bize çok saygı gösteriliyor. Bir yerde kahve içmek istediğimizde bizden para almıyorlar mesela. (Gülüyor) Çalacağımız her kapıda ikramlarla karşılaşacak kadar sevgi görüyoruz.

Çok fakir olan köyünüzün kalkınması için girişimlerde bulundunuz mu?

Aslında devrimden sonra köyümüz daha da fakirleşti. Komünist sistemde evinizi devlet veriyor ve herkes çalışma mecburiyetinde tutuluyordu. Devrimden sonra büyük şirketler gelerek köyümüzde işe yarayan önemli arazileri satın aldılar. Köyün fakir ve yardıma muhtaç insanlarına mutlaka yardımda bulunuyoruz. Taraf ve Haydut'un sırrı da burada zaten. Haydut olarak Robin Hood'u kahramanımız olarak benimsedik. Zenginden alıp fakire vermeyi...

İsmen Türkiye'ye bu kadar yakınken, Türkiye'de müzikal olarak kendinize yakın gördüğünüz solistler ya da gruplar var mı?

Türk müziğini çok seviyoruz. Bizim müziğimize çok yakın. Romanya'da da Türk müziği yapan ve oryantali anımsatan müzikler var. Çok fazla sanatçıyı tanımıyoruz; ama 2001 yılında yaptığımız 'Band of Gypsies' albümünde perküsyonist Tarık Tüysüzoğlu ile bir albümde çalıştık ve çok memnun kaldık.

Çingene müziğinde emprovizasyonlar (doğaçlamalar) çok önemlidir. Geleneksel Türk müziğinde de... Bu anlamda bir yakınlık kurar mısınız?

Müzikte tabii ki doğaçlama çok önemli. Biz Türk müziği dinlediğimizde onu kendimize göre yorumladığımızda o da güzel oluyor. Bizim başarımızdaki en büyük etkenlerden biri de içimizden gelen özgünlük ve emprovizasyon. Türkiye'deki sevilme nedenlerimizden biri de bu özgünlük olabilir. 18 yıllık tarihimizde 4. defa Türkiye'ye geliyoruz. Çok beğeniliyoruz burada. Yakın kültürlerden geliyoruz. Bir saatlik uçuşla geldiğimiz bir yer burası.

Johnny Deep ve Kate Blanchett'in başrolünü oynadığı 'The Man Who Cried' (Erkeğin Gözyaşları) filminde hem Deep'in ailesini oynadınız, hem de filmin müziklerini yaptınız. Hollywood'a adım atmak, size yeni fırsatlar sundu mu?

Johnny Deep ile yaptığımız film, bize önemli fırsatlar sundu; ama onun bizi seçtiği zaman, biz zaten dünya çapında tanınmış bir gruptuk. Johnny Deep, bu filmi yaparken Brüksel'deki menajerlik şirketimizi arayıp bizimle çalışmak istediğini söylemiş. Bizi daha önce dinlemiş. Birçok müzik türünden iyi anlayan bir aktörden bahsediyoruz. Sonradan BBC'de birlikte çalma imkânı da yakaladık. Bizi seçmesi, gurur vericiydi. Gösterdiği sıcaklık da en az onun kadar etkileyiciydi. Film bittikten bir buçuk ay sonra bizi Los Angeles'taki evine davet etti. Ormanın içinde göle bakan çok güzel bir evi vardı. Bize harika bir barbekü bile yaptı.

Bundan sonra 'soundtrack' çalışmaları yapmayı düşünüyor musunuz? Bu tür teklifler geliyor mu?

ABD, İsviçre ve Meksika'dan soundtrack ile ilgili çok sayıda teklif alıyoruz. Bununla ilgili seçimlerde dikkatliyiz; meşgul olup olmamamız da seçimlerimizde etkili.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious