Türbanlılara hoşgörülü müyüz?

Türbanlılara hoşgörülü müyüz?.15805
  • Giriş : 13.03.2008 / 09:42:00

Türklerin çoğunun farklı olana karşı hoşgörülü olduğu belirlendi.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Başörtülü ile başı açıklara karşı her iki kesimdeki tahammülsüzlük yüzde 5’le azınlıkta kaldı.

TOPLUMUN Din Algısı araştırması kapsamında farklı olana hoşgörüyü ölçmek için dördü farklı inanç tercihi ile, biri de farklı cinsel tercihlerle ilgili 5 soru kullanıldı. Araştırmada en kolay hoşgörü ölçümü için kriter alınabilecek örnek olarak ‘bir otobüste uzun yolculuk sırasında yanınıza oturan kişinin dış görünüşünden anlaşılan inanç tezahürü’ temel alındı. Amaç keskin bir kutuplaşma halindekilerin karşı karşıya getirilmesidir.

Başı açık olanlarla, başı kapalı olanlarla toplumun tümünün tahammülsüzlüğü birbirine yakın marjinal oranlarda. Başörtülülere yüzde 5.2, başı açıklara ise yüzde 4.8’lik bir hoşgörüsüzlük var.

Tersinden bakınca toplumun yüzde 94.8’nin başörtülerle, 95’2’sinin başı açıklarla her hangi bir sorunu olmadığı görülüyor. O kadar ki, uzun bir yolculukta yan yana iki koltuğu paylaşmaktan herhangi bir rahatsızlık duymamaktadırlar.

Toplum ne kadar dindar?

Araştırmaya katılanların yüzde 49.2’sinin günde beş vakit namazını aksatmadan kıldığını bildirmesi, ‘toplumun yarısının sofu dindar olduğunu göstermekte’ yorumu yapılmasına imkan tanır.

Buna karşılık, dinî pratikleri asgari düzeyde yerine getirdiğini -Cuma ve bayram namazı gibi- gösteren ve bir şekilde dine bağlı olduğunu vurgulayanların oranı yüzde 43.6 düzeyinde bulunuyor. Dinle, asgari düzeyde bile bağı olmayan, hayatında dinî hiçbir ibadete yer vermeyenlerin oranı ise sadece yüzde 7.2’de kalıyor. Bütün bu yüzdeler tek bir tablo içinde, Türk toplumunun oldukça dindar bir toplum olduğunu gösteriyor.



Dindarlık eğilimlerinin cinsiyet, yaş, eğitim ve gelir düzeyi, meslek ve siyasî parti tercihlerine göre dağılımı farklılaşan sonuçlar veriyor. Meselá kadınlar erkeklere göre nispeten daha fazla dindar. Zenginler ve yüksek eğitimliler, daha önceki sonuçlarla uyumlu olarak, daha az dindarlık tezahürlerine sahip. Yoksul kesim daha dindar, buna karşılık gelir düzeyi yüksek olanlar dine daha uzaktır...

Siyasî parti tercihleri ile dinî pratikler arasındaki ilişkiyi gösteren tablo, partiler arasında dindarlık eksenli kuvvetli bir kutuplaşma olduğunu gösteriyor. Ancak dikkat çekici bulgulardan biri CHP’ye oy verenlerin yüzde 18’inin beş vakit namaz kılmaları yani ‘sofu Müslüman’ olmalarıdır. AK Parti’de yüzde 65.9’a çıkan bu oran, MHP’lilerde yüzde 46.4 düzeyinde kalıyor.

BAŞÖRTÜLÜYE HOŞGÖRÜ

Başörtülülere karşı tahammülsüzlük erkeklerde, yaşlılarda, eğitim düzeyi yüksek olanlarda ve zenginlerde ortalamanın üzerinde çıkmaktadır. Gelir düzeyi yüksek olanlar, başörtüsüne karşı en tahammülsüz grup olarak ortaya çıkıyor. Öğrenciler, nisbî olarak başörtüsüne en az karşı çıkan kesimi oluşturuyor. CHP’lilerin yüzde 13.2’si başörtülülere karşı tavizsiz. Ancak, CHP’lilerin de yüzde 86.8’i keskin bir tavır içinde bulunrmuyor.

Yanında başı açık biri olursa

Başı açıklara tahammülsüzlük başı kapalılara tahammülsüzlük gibi erkeklerde ve üst gelir gruplarında yüksek çıkıyor.

ALEVİLERE YAKLAŞIM

Alevi inancına mensup olduğunu simgelerle gösteren birine karşı tahammülsüzlük ise yüzde 16.5 olarak ortaya çıkıyor. Dindarlığı oldukça köklü olan toplumun yüzde 83.5’inin Alevilerle en küçük bir sorunu olmadığı anlaşılıyor.

Gençlerde düşük gelir gruplarında ve işsizler arasında Alevilere tahammülsüzlük ortalamanın üzerine çıkıyor. Buna karşılık gençler, eğitim ve gelir düzeyi yüksek olanlarda düşüyor. MHP’liler, CHP’liler ve AK Partililerin oranları yakın.

Din siyasi sistem değil

ARAŞTIRMANIN bu bölümünde dinin bireyin dünyasında hangi düzeyde referans alındığı ölçüldü. Toplumun yüzde 43’7’si dini, bireysel düzeye yerleştirirken, din ‘Tanrı ile kul arasında’ bir mesele olarak değerlendiriliyor. Yüzde 48.6 ile hemen hemen toplumun yarısına yakın olan kesim ise dini bir toplumsal referans sistemi olarak görmektedir. Önemli bulgu, dini aynı zamanda bir siyasî sistem olarak görenlerin, yani dini inançlara göre bir siyasal düzen peşinde olanların oranının yüzde 7.7 gibi marjinal sayılacak bir düzeyde çıkmasıdır. Varılacak önemli sonuç, dindar bir toplum olan Türk toplumunun, sahip olduğu dindarlığın içine ‘siyasal din’i yerleştirmediğidir. Yani din, siyasal bir sistem olarak anlaşılmiyor ve yorumlanmıyor.

Bireysel din tercihi, kadınlarda erkeklere göre nisbî olarak daha yüksektir. Dinin vicdanlarda kalması gerektiğini düşünenler yaşlılar, yüksek gelirliler ve eğitimliler, CHP’liler ve DSP’liler arasında daha yüksek oranlara ulaşıyor. Dinin toplumsal gücüne inanç, gençler ve öğrenciler arasında nisbeten daha yüksektir. AK Parti’ye oy verenlerin yüzde 28.9’unun, dini bireysel alanla sınırlı olarak tanımlıyor. AK Partililer arasındaki radikal eğilimler ise sadece iki puanlık bir artışla ancak yüzde 9.6’ya çıkıyor.

Laiklik prensibinin önemi konusunda mutabakat bulunuyor

LAİKLİĞİ, modern bir yaşam biçimi olarak görenlerin oranı, toplumun laiklik prensibine, hukukî olmanın ötesinde anlamlar yüklediği ve bu prensibin önemine dair bir mutabakat içinde olduğu şeklinde bir değerlendirme yapılabilir.

Bu tablo laikliğin sadece bir hukuk prensibi olarak değil, aynı zamanda bir sosyal bölünme ekseni olarak ‘’siyasî olmayan’ bir içeriğe de sahip olduğunu gösteriyor. Toplumun bir kesimi ‘laik hayat biçimi’ne sahiptir. Hem bu hayat biçimini sürdürenlerin hem de bu hayat biçiminin dışında yer alanların, laikliğe böylesine ‘sosyal’ bir anlam yüklemediği görülüyor.

Dindarlık, Laiklik ve Siyasal İslám

Dindarlığın Türk toplumunda yaygın olduğu yeteri kadar biliniyor. Türk toplumu dindar bir toplum. Araştırmamız, toplumun yarısının dinî ibadetleri eksiksiz yerine getiren ‘dini bütün Müslümanlar’dan meydana geldiğini gösteriyor. Sorun dindarlık ile siyaset arasında kurulan kestirme bağlantıdan çıkıyor. Dindarlığı kendiliğinden, siyaset üzerinde dinî taleplerin baskısına yol açacağını düşünenler;bu muhakemeden kolaylıkla laikliğin dindarlığın tehdidi altında olduğu sonucuna ulaşıyor.

Halbuki dinin farklı algılanma ve yorumlanma biçimleri var. Bireysel, toplumsal ve siyasal din ayırımı, din araştırmalarının kullandığı temel ayrımlardan biri. Her üç düzeyde de dindarlık çok yoğun bir şekilde tezahür edebilir. Mesela, kendi iç dünyasında tasavvuf yoluyla iç huzuru arayan biri, muhtemelen radikal eğilimlere sahip bir İslámcıdan daha dindar olabilir. Kısaca dindarlık, doğrudan dinin siyasallaşmasına yol açmaz.

Dindarlık başlığı altında toplumun devlet karşısındaki masum talepleri üzerinde düşünmek, bu farkı daha yakından tanımamıza imkán sağlayacaktır. Aile çocuğunu dışarıdaki dünyanın kötü etkilerinden korumaya ve onu iyi bir insan olarak yetiştirmeye çalışırken ne yapacaktır. Uyuşturucuda, suçtan, fuhuştan çocuğu uzak tutmanın ve onu annesine ve babasına karşı saygılı bir evlat haline getirmenin en sağlam çözümü dindarlıktır. Dindarlık bu haliyle toplumun en temel ve hayatî ihtiyaçlarına cevap vermektedir. İşte bu dindarlık eğiliminin siyasal kata yansıması, belki sadece bir ailenin çocuğunu dindar bir birey olarak yetiştirmesinin önündeki engellerin kaldırılmasından ibarettir. Din eğitimi konusunun siyasal tartışmaların merkezinde yer almasının sebebi bu olmalıdır. Toplum din eğitimi talep etmekte, devletin tekel oluşturduğu bu alanda ihtiyaca bütünüyle cevap vermediğini düşünmektedir.

Dinî inançlardan siyasal bir düzen projesi çıkartanların, yani dini doğrudan siyasal bir sistem olarak algılayanların oranı toplumumuzda yoğun dindarlığa rağmen marjinal düzeydedir. Dindarlık ile dinin siyasallaşması arasında kurulacak ilişki belki de tersine bir ilişkidir. Dindarlık, yani dinin sosyal dünyası dengeli bir şekilde var olunca, dinin siyasallaşması azalmaktadır. Din sosyal alanda baskı altına alınınca, toplumun din faslında siyasî olmayan talepleri karşılanmayınca, siyasal din kendisine doğal bir yayılma alanı bulmaktadır.

Araştırmamız Türk toplumunun dindar olduğunu, buna karşılık dini inançlar karşısında tarafsız, yani laik bir devlet istediğini göstermektedir. O zaman, dindarlığın yükselmesi ile laikliğe yönelik ‘siyasal din’ talebinin artması arasında sanıldığının tersine bir ilişki olduğunu anlamamız gerekmektedir. Dindarlık, laik bir devlet ve toplum düzenini ile çelişmeyen bir eğilim olarak görülmelidir.

Türk toplumu ‘laiklik’ten ne anlıyor, nasıl tanımlıyor

ARAŞTIRMA sonuçlarına göre laikliğin üç farklı tanımının toplumda karşılığı bulunuyor. Hem dindarlar hem de dine mesafeli bakanlar arasında, laikliğin dine karşı olmak anlamında geldiğini düşünenler bulunuyor. Mantıklı ve makul tanım, laikliğin din ve devlet arasında ayrılık ve devletin inançlara eşit mesafede bulunması olduğudur. Son olarak laikliği, hukukî bir prensip olmanın ötesinde bir hayat biçimi olarak kabul edenlerin yaygın olduğu görülüyor. Sorulan üç soru ile bu üç farklı tanımın toplumda ne ölçüde benimsendiği dolayısıyla laiklikten ne anlaşıldığı ölçüldü.

STAR

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious