Türk: Kürt mahallesini de düşünmeliyiz

Türk: Kürt mahallesini de düşünmeliyiz.11758
  • Giriş : 29.06.2009 / 14:40:00

DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, "sorun çözülsün biz işsiz kalmaya razıyız" dedi ve çarpıcı mesajlar verdi:

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Siyasete 1974'te katıldığı CHP saflarında başlayan DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, 1989'da Paris'teki Kürt Konferansı'na katılmasının ardından bu partiden ihraç edildikten sonra, HEP'in kurucuları arasına girdi.

Bu tarihten sonra Kürt siyasetinin en etkin isimlerinden biri durumuna gelen Türk, 1994'te 6 arkadaşı ile birlikte Meclis'ten “derdest” edilerek götürülen DEP miletvekilleri arasında yer aldı. 21 Temmuz seçimlerinde parlamentoya yeniden dönüş yaptıktan bir süre sonra 2. kez DTP genel başkanlık görevini üstlenen Türk, son dönemde başlatılan “Kürt açılımı” tartışmalarında “diyalog” ve “barış” çağrılarıyla dikkat çekiyor. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın randevu talebine yanıt vermemesi üzerine bu talebi geri çeken, ancak köprüleri tamamen atmayan Türk, bunun gerekçesini, sorunun çözümü için ilk kez Türkiye'nin önünde “tarihi fırsat” bulunmasına bağlıyor. PKK ile aralarına “mesafe koymamaları ve kınamadıkları” için eleştirilen Türk, “Bugün Türkiye'de 61 parti var, 60'ı PKK'yi eleştiriyor, ama bunun çözüme bir katkısı oluyor mu? Burada önemli olan etkileyici olabilmektir. Şimdi biz burada hem PKK'yi, hem devleti etkileyerek, ortak aklın oluşmasına katkı sağlamak istiyoruz” görüşünü dile getiriyor.

Ahmet Türk, son dönemdeki “Kürt açılımı” tartışmaları ve güncel siyasi gelişmelere ilişkin sorularımızı yanıtladı:

'Diyalogla sorunun çözümü için mutabakat oluştu'

- Parlamentoya girdikten sonra zaman zaman davetlerine katıldığınız AB ülkelerinin büyükelçilerini, ilk kez parti kurumsal kimliğiyle ağırladınız, neler konuşuldu, sizden beklentiler neler?

- Tabii 1 aydan beri AB elçilerine yemek verme kararı almıştık. Türkiye'nin bugün içinden geçtiği süreç, bu konjonktür, bu konudaki düşüncelerimizi ve olabildiğince Kürt sorununun çözümü konusunda fırsatın olduğu bir süreçte, düşüncelerimizi ifade ettik. Burada tabii ki sayın Cumhurbaşkanı'nın “Kürt sorunu Türkiye'nin en önemli sorunudur” demesinden sonra biz de bu sürecin doğru değerlendirilmesi konusunda hem siyasi partilerle, hem hükümetle hem de uluslararası ilişkileri yoğunlaştırarak, demokratik bir sürecin geliştirilmesi konusuna katkı sunacak bir rolü oynamayı esas aldık. Niçin diye sorarsanız, Kürtlerin artık geldiği nokta çok önemli. Artık silah ve şiddetin dışında diyalogla sorunun çözülmesi için bir mutabakatın oluştuğunu görüyoruz. İşte bunun için fırsat diyoruz... Hatta Genelkurmay'ın artık -belki bizi tam tatmin etmese de- “bireysel haklar gündeme gelebilir” söylemi bile önemlidir. Bu bir sorunun varlığının işaretidir, bir tartışma dönemidir. Bu tartışma döneminde ortaya çıkan fırsatın heba edilmemesi görüşündeyiz. Bunu yemekte de söyledim. Tabii ki önemli olan bunu iç dinamiklerle çözmektir. Ama Kürt sorununun artık çok boyutlu kapsamlı bir sorun olduğunu da görmemiz lazım.

'Kürt mahallesini de düşünmek zorundayım'

- AB ülkelerinden daha önce size “PKK ile aranıza mesafe koyun” telkini gelmişti, burada da benzer bir yaklaşım oldu mu?

- Tabii ki bu zaman zaman gündeme gelebiliyor. Bu toplantıda da “Mesafeniz nedir, mesafe konulması gerekmiyor mu?” diye sordular. Biz de şunu çok samimi bir şekilde söyledik: Elinde silahı tutan PKK'dir. Bir sürecin başlatılması isteniyorsa, PKK'nin ikna edilmesi gerekir. Ama geldiğimiz noktada PKK zaten Kürtleri tatmin edecek formüller ortaya çıktığı zaman, silahları tamamen gömmeye, susturmaya hazır olduklarını söylüyor. Burada önemli olan bu sürecin doğru değerlendirilmesidir. Yoksa eski tartışmaları yeniden alevlendirmeye, “yok işte PKK'ye ne kadar yakınsınız, uzaksınız” gibi bir mantığın, sorunun çözümüne bir katkı sağlayacağına inanmıyorum. O yemekte şunu da söyledim: Bugün Türkiye'de 61 parti var, 60'ı PKK'yi eleştiriyor, terörist ilan ediyor. Peki bunun çözüme bir katkısı oluyor mu? Burada önemli olan etkileyici olabilmektir. Şimdi biz burada hem PKK'yi, hem devleti etkileyerek, ortak aklın oluşmasına katkı sağlamak istiyoruz. Bunu söylediğimizde onlar da buna “evet” diyor. Tabii ki biz bir “köprü” olmak istiyoruz. Aynı zamanda da tarafız. Kürt sorununun çözümünü isteyen tarafız. Yani Türkiye mahallesini düşünürken, Kürt mahallesini de düşünmek zorundayım açıkçası.

Asker silah bıraksın demedik'

- Siz bir süre önce PKK'nin eylemsizlik kararı aldığını ve bunun “fırsata çevrilmesi” gerektiğini söylediniz. Ama tam da o süreçte şehit haberleri geldi, hatta siz de başsağlığı mesajı yayımladınız. Şimdi bir yandan PKK eylemlerini sürdürürken, bu sürecin “fırsata” çevrilmesi ne kadar gerçekçi?

- Yani 29 Mart seçimlerinden sonra eylemlerin hiç olmadığı dönemde, birdenbire operasyonlar başladı. Şimdi siz dağın başında operasyon yaparsanız, birileri de refleksini ortaya koyar. Burada karşılıklı olarak barışçı sürecin gelişmesi için hassasiyet göstermezseniz zaten anlamı olmaz. Bir de diğer taraftan bakalım. Cumhurbaşkanı, “Kürt meselesi önemli mesele, çözülmeli” diyor. Öte yandan Genelkurmay Başkanı, “Bir tek kişi kalmayana kadar temizleyeceğiz” diyorsa, bunu da siz yorumlamalısınız.

'Hassasiyet iki yönlü olur'

Hassasiyet iki yönlü olur. Elbette ki hiçbir askerin burnunun kanamasını istemeyiz. Türkiye'nin barışa ihtiyacı varsa, sorumluluk alan insanların gerekli hassasiyeti göstermesi lazım. Bakın benim mesajım da şu: Herkes hassasiyet göstermeli, eller tetikten çekilmeli demiştim. Ama şimdi “Hayır efendim bildiğim gibi yaparım” derseniz, o zaman suçlamaya hakkınız yok. 9 asker öldürüldü diye yakınmaya hakkınız yok. Biz ne söyledik? Bir fırsat ortamı, barışçıl süreç var, silahlar susmalı dedik. Ama Başbakan ya da birileri çıkıp, “Devlet nasıl silah bırakır, asker nasıl silah bırakır” diyor. Biz böyle bir şey söylemedik ki, böyle bir şey söylemek için de “aptal” olmamız lazım. Yani devletin de askerin de, polisin de, silah bırakamayacağını bilmiyor muyuz? Bunun sürece katkısı yok. Zaten bunlar yaşandığı için hassasiyet gösteriyoruz, çırpınıyoruz, bir provokasyon olmasın diye uğraşıyoruz.

'Şahin-Güvercin' tartışması

- DTP içinde bir de “şahin-güvercin” tartışması yaşandı. En son Diyarbakır'da bir toplantıda, bir partili yardımcınız Emine Ayna'ya, “Sizi dinleyince umutsuzluğa kapılıyorum, Müslüm Gürses dinlemiş gibi oluyorum, hep çok sert ve radikalsiniz, iyi ki Ahmet Türk var” dedi. Bu üslup farkı parti içinde bir denge unsuru mu?

- Biz bir misyon partisiyiz. Bizi bir araya getiren Kürt sorununun çözümüne katkı sunmaya yönelik yaklaşımımızdır. Ben şahin-güvercin olayı görmüyorum. Ama siyaset çok naziktir. Bazen bir cümleyi kullanırsınız hak etmediğiniz halde şahin olursunuz, bazen bir cümleyi kullanırsınız güvercin olursunuz. Ama özünde arzunuz, görmek istediğiniz durum, fotoğraf aynıdır. Aynı fotoğrafın ortaya çıkması için çaba gösteriyoruz. Ama o fotoğraf ortaya çıkarken, o fotoğrafın çizgilerini belirlerken üslup farkı olabiliyor. Yani yüzdeki gölgeyi, burundaki gölgeyi birisi böyle düşünür, başka arkadaş böyle düşünür. Temelde bir düşünce farkımız yok.

"Biz kendimizi mahalle baskısından kurtardık'

- DEP'in “Kürtçe yemin” kriziyle parlamento zeminini iyi kullanamadığı eleştirileri, hatta özeleştiriler oldu... DTP olarak bu sefer fırsatı iyi değerlendirdiğinizi düşünüyor musunuz?

- Yani biz parlamento zeminini iyi değerlendirdiğimize inanıyoruz. Tabii olanaklar ölçüsünde bunu yapıyoruz. Geldiğimiz günden bu yana diyalog kapısını açmak için çaba gösteriyoruz. En uçtaki MHP'ye bile, bizden önce oturdukları için gittik elimizi uzattık. Ama bizden sonra gelenler elimizi sıkmadı. Belli bir usul vardır, yeni gelen gider oturana merhaba der. Ama ötekileştiren bir mantıkla karşı karşıya kaldık. Sanki bize selam verdikleri zaman seçmenin oyunu kaybedecek gibi bir anlayışla bize yaklaşıldı. Yani biz mahalle baskısından kendimizi kurtardık ama diğer siyasiler kurtaramadı, bunun etkisinde kaldı. Diyaloğu oluşturma şansına sahip olamadık. Ama hâlâ bunun için ısrarımızı sürdürüyoruz. Rolümüzü oynamaya devam edeceğiz. Ama inanıyorum ki bir gün “keşke daha önce bu süreç başlasaydı da bu ölümler olmasaydı” gibi bir süreç de önümüze gelecektir.

'Yanlışımız varsa eleştirsinler'

- Başbakan randevu vermiyor ama Kültür Bakanı, parti örgütünüzü ziyaret ediyor, bu çelişkili yaklaşımları nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Tabii bunu çelişki olarak görmemek lazım. Ama o arkadaşlarımız bu akan kanın durması konusunda önemli bir duyarlılık göstermişlerdir. Hem Cevdet Yılmaz, hem Ertuğrul Günay, hatta Cumhurbaşkanı'nın hassasiyetini de önemsiyoruz ve iyi niyetini de gözlüyoruz. Bunlar önemli bir tartışma dönemi, formüllerin arandığı bir dönem. Bizim randevumuzu geri almamız tüm bunların önünü kapatmıyor. Tam tersi tartışmaların içeriğinin zenginleşmesi için kapı aralanıyor. Ben gerçekten AKP grubunun bu sürece müdahil olması gerektiğine inanıyorum. Hele hele bölgeden gelen Kürt milletvekili arkadaşımızın sorumluluk alması gerektiğine inanıyorum. Hatta eksiklerimiz, yanlışımız varsa eleştirsinler. Ama yeter ki kendilerini ortaya koysunlar, çözüme katkı sunacak rol oynasınlar.

'Sorun çözülsün işsiz olmaya hazırız'

Samimi, dürüst, Kürt halkının taleplerini karşılayacak bir tavrı ortaya koyarlarsa, biz onları desteklemeye hazırız. Yani dün bir büyükelçi, “Sorun çözülürse işinizi kaybetmez misiniz” diye sordu. Biz dedik ki: “Bu sorun çözülsün işsiz olmaya hazırız...” Tek amacımız normalleşme, burada yaşayan Kürt yurttaşlarımızın özgürleşmesi ve Türkiye'nin bütünlüğüne zarar vermeyen, tam tersi daha demokratik ve saygın olmasını beraberinde getiren bu taleplerin yerine getirilmesidir.

CHP 'doğru rotayı seçmeli'

- Bir de hakkınızda açılan davalar nedeniyle “zorla ifade” krizi çıktı. TBMM Başkanı, “DTP'liler sessizce gidip ifade verseler sorun çözülür” diyor. Sizin bundan sonraki tutumunuz ne olacak?

- Ben de şunu sorayım? 1960'lardan sonra, çok partili sisteme geçildikten sonra, suçüstü halleri dışında, bugüne kadar böyle bir uygulamayla karşılaşmış mıydık? Hayır. 1994 yılında dokunulmazlıklar kaldırıldığı zaman da, daha önce de bu konuda hakkımızda açılan davalar vardı ama böyle bir şey gündeme gelmedi. O zaman da anayasanın 14. maddesi vardı, 83. madde vardı. Bunu doğru yorumlamak gerekir. Bakın 14. madde devletin bölünmez bütünlüğüne yönelik fiili eylemlerden dolayı diyor. Ama biz bugüne kadar devletin bölünmez bütünlüğünü hiç tartışmadık ki. Türkiye'nin bütünlüğü içinde çözüm istedik. Bizim eylemlerimizin hiçbirisi 14. maddeye girmiyor. Ama sadece bizimle ilgili böyle bir şey oluyor. Yani Türkiye'de hukuku zorlarsanız her yere çekersiniz. Vicdana göre mi, hukuka göre mi hareket edeceğiz; yoksa bizi ötekileştiren hukuk mantığına göre mi değerlendireceğiz. Böyle düşünüyorlarsa, buyursunlar, sayı var, dokunulmazlıklarımızı kaldırsınlar. Bizi göndersinler buradan, cezaevine mi gönderirler, ne yaparlarsa yapsınlar. Bahane aramaya gerek yok, çoğunlukları var, dokunulmazlığımızı kaldırırlar, ne isterlerse yapabilirler, bizim buna itiraz hakkımız da, gücümüz de yok...

'CHP, demokratik değişimin öncülüğünü yapacak bir parti'

- Geçmiş'te SHP'de siyaset yapmış bir politikacı olmanıza rağmen, CHP'ye en ağır eleştiriler sizden geldi. Son dönemde ise karşılıklı bir yumuşama, “açılım” havası dikkat çekiyor. Acaba siz mi değiştiniz? CHP mi değişti?

- Bakın ben MHP'ye bugüne kadar ağır eleştirilerde bulunmadım. Çünkü MHP'yi tanıyorum, ne düşündüğünü biliyorum. Ama CHP Türkiye'nin en köklü partisi. Sosyal demokrat olduğunu söyleyen, halkın beklentileri olan bir parti. CHP Türkiye'de çok önemli, demokratik değişimin öncülüğünü yapacak bir partidir, yani özü itibarıyla böyledir. Şimdi tartışmalı bir süreç yaşıyoruz, bir barışçıl sürecin gelişmesi için çabalıyoruz. Bu beklentileri yerine getirmediği zaman öfkeyle üzerine gidiyorum. Bu insanın doğasında olan bir şeydir. Ben samimiyetimle söylüyorum, ancak CHP destek verdiği zaman iktidar bu konuda adım atabilir. CHP'ye karşı çıktığı bu hassas süreçte iktidarın fazla adım atma şansı yok. Beklentilerimizin olduğu böyle bir süreçte, CHP'nin o işlevini yerine getirmemesi aslında halkta müthiş bir tepki oluşturuyor.

'MHP'nin altında oy alıyor'

Bakınız bugün bölgede MHP'nin altında oy alıyor. Çünkü beklentisi karşılanmayınca, insanlar en fazla beklediğinde karşılığını görmeyince öfke duyuyor. Tabii CHP'nin son dönemde umut veren, demokrasiyi savunan, sorunun çözümüne katkı sağlayacak bir noktaya gelmesini önemsiyoruz, dikkatle de izliyoruz. CHP bu ülkede barışın gelişmesine önemli katkılar sunabilir. Belki rolü ve misyonu bizden daha etkilidir, daha fazladır, belki bizim herkesi etkileme şansımız olmayabilir ama CHP doğru bir rotada siyaset götürürse, Kürt yurttaşının sorunlarını çözmeye yönelik, onun haklarının güvence altına alınması konusunda öncülük yaparsa Türkiye'nin değişmesine büyük katkı olur.

CUMHURİYET

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*