Türk medyası İsrail'i neden savunur?

Türk medyası İsrail'i neden savunur?.23243
  • Giriş : 22.01.2009 / 10:27:00

İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırısı değişik sorgulamaları da beraberinde getirdi. En fazla sorgulanan unsur ise yine medya... Medya, haksız olduğu halde niçin İsrail'i savunur?

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


İsrail saldırılarıyla Gazze sokaklarının ölüm sessizliğine büründüğü bugünler, ABD'de yaşamış ve yıllarca Batı'nın ikiyüzlü tavrını entelektüel bir duyarlılıkla dünyaya haykırmış 'Şarkiyatçılık' kitabının yazarı Edward Said'in düşüncelerini hatırlamanın tam zamanıdır. İsrail işgali sonrası mülteci konumuna düşmüş Kudüs'lü Hıristiyan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Said, ABD'de sürdürmüş olduğu akademik çalışmalarıyla önemli başarılara imza attı. Onlarca makale ve kitap yayınlayan Said, 23 Eylül 2003'te hayatını kaybettiğinde dünya kamuoyu onu "Filistin davasının savunucusu öldü", "Filistin yetim kaldı vb." ifadelerle manşetlere taşıdı.

ORYANTALİST MEDYADA FİLİSTİN DİRENİŞİ

Edward Said'in "Filistin Sorunu", "Şarkiyatçılık" ve "Haberlerin Ağında İslam" adlı eserlerinde "Batı'nın kültürel bir form olarak Doğu'yu yeniden kurgulayarak tanımladığı" yönündeki derin analizleri ve felsefi yaklaşımları özellikle ABD'deki akademi çevrelerinde İslam'a ve Ortadoğu'ya bakıştaki önyargıyı kırmada oldukça etkili oldu. Said'in ısrarla dikkat çektiği noktalardan bir diğeri de 'bir aracı form' olarak medyada 'Filistin' haberlerinin sunumu konusuydu. Filistin direnişi söz konusu olduğunda karşımıza çıkan taraflı haber sunumu bugün hala Batılı medyada büyük ölçüde ve Türk medyasında da kısmen geçerliliğini korumaya devam ediyor. Batılı zihinlerde yer alan İslam'a ve Ortadoğu'ya yönelik 'öteki' imgesinin, Filistin haber değeri kazandığında 'militan ve radikal' kelimeleri kullanılarak harekete geçirildiğini belirten ünlü düşünür, haklı bir davanın nasıl haksız gösterildiğini, özellikle 'Haberlerin Ağında İslam' kitabında, detaylarıyla anlatıyor. İsrail katliamlarının haberleştirilmesinde dahi haber cümlesinin başına "radikal-militan" kelimeleri yerleştirilerek okuyucunun yönlendirildiğini ifade eden Said, haberin oluşturulma sürecini şu şekilde açıklıyor: "Haberin oluşturulma sürecine gazete yöneticileriyle birlikte muhabirler de eşlik ediyor. Bu etkiyi de şöyle açıklayabiliriz. 'Doğal bir dünyada yaşamıyoruz; gazeteler, haberler ve kanaatler gibi şeyler kendiliklerinden ortaya çıkmıyorlar; insanın istemi, tarihi, sosyal koşulları, kurumları ve mesleğinin geleneklerinin sonucu olarak yapılıyorlar. Basının, nesnellik, haber gerçekliği, kapsamı ve doğruluk gibi hedefleri çok göreli terimlerdir (Haberlerin Ağında İslam, s.45).

Böylece haberin bütün unsurları aktarılıyor gibi yapılırken, gazetenin kaygıları; yorum yargıları, tırnak içine alınan ifadeler, ara başlıklar, bold cümleler ile okuyucuya aktarılıyor. Dikkat çekilen konular, cevapsız bırakılan sorular ve kullanılan ünlem işaretleriyle de, 'haberde boşluk doldurma' yöntemiyle okuyucuya yol gösteriliyor.

Batı basınında İsrail'i öncelenmesini ise Said şu nedene dayandırıyor: "Bu tür taraflı haberler bence, Ortadoğu'nun tek demokrasisi, bizim sarsılmaz müttefikimiz İsrail'in, İslamiyet'i kötü göstermek için nasıl kullanıldığının belirtileridir. ABD'nin gözünde İsrail'in güvenliği İslamiyet'i kovmak, Batı hegemonyasını idame ettirmek ve modernizasyonun basiretini göstermekle aynı şeyler haline geldi" (age, s.110)

Edward Said, 'özgür Filistin' davası için sadece akademik çalışmalarla yetinmiyordu. 2000 yılında Lübnan sınırına giden ünlü düşünür, İsrail tarafına taş attıktan sonra gazetecilere, açık yüreklilikle; "Taş atarken çok hoş duygular yaşadığımı inkâr edemem. Galiba bir tanesini de isabet ettirdim" demişti. Filistin davasına destek için İsrail karakoluna fırlattığı taşı, aynı zamanda, bütün kötülere de attığını söyleyen Said, değerlendirmelerini şu veciz ifadeyle adeta formüle ediyordu: "Kaybedilmiş bir davayı savunmak, kazanılmış bir davayı savunmaktan daha iyidir"

Ünlü iletişim bilimci Mc Luhen'in kehanetini dışa vuran "Global köy" kavramsallaştırması, küreselleşme olgusunun en önemli dayanaklarından 'Medya' fenomenini anlayabilmemiz için bizlere ipuçları sunsa da, gerçeğin aktarılmasında yaşanan çerçevelendirme ve indirgeme çabası, medyanın 'aracılık' rolüne yönelik kuşkuları derinleştiriyor.

TARAFSIZ MEDYA ÜTOPYA MI?

Edward Said'in müthiş tespitiyle "haberlerin aktarılırken örtülmesi" gerçeği hem Türk hem de Batı medyasındaki 'Filistin-İsrail' haberlerinde sürekliliğini korurken; Yusuf Kaplan'ın deyişiyle "medyanın kontrol ve manipülasyon aracı" olduğu yönündeki iddiayı güçlendiriyor. Kamuoyu oluşturabilmek ve kamuoyunda oluşacak kanaati istenilen düzeyde tutabilmek için habere yüklenen ideolojik işlev de, Adnan Karakaş'ın deyişiyle "kameranın namusu olmalı" kavramsallaştırmasını tersyüz ediyor. Aksi takdirde genelde Batılı medyanın, özeldeyse Batı'nın gönüllü taşeronluğunu yapan bir kısım Türk medyasının Filistin topraklarında yaşanan İsrail saldırılarını, İsrail'in güvenliği ekseninde ele alması nasıl açıklanabilir?

Medyamızda Filistin haberlerinin aktarılmasında yaşanan farklılığı bir de, Edward Said'in yukarıda aktardığım haber tanımlamaları üzerinden değerlendirmek gerektiği kanısındayım. İsrail Lobisi'nin güçlü olduğu -özellikle- ABD gibi ülkelerde İsrail yanlısı haberlerin çoğunlukta olması Said'in de bahsettiği önyargılardan yola çıkılarak bir şekilde anlaşılabilir. Fakat medyamızdaki 'İsrail yanlısı haber üretme' çabası, tarihi ve kültürel perspektiften bakıldığında anlaşılabilir görünmüyor. Böylece gazeteciliğin kökeninde yer alan 'tarafsız ve doğru haber' ütopyası da medyanın reel politik durumunu göz önünde bulundurduğumuzda bir iyi niyet gösterisi olarak kitaplardaki yerini koruyor.

YENİŞAFAK

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*