'Türkeş sosyalist bir devlet istiyordu'

  • Giriş : 01.04.2007 / 00:00:00

Alparslan Türkeş ismiyle yan yana gelemeyecek tek kelimenin sosyalizm olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


3 Mayıs 1944’te genç bir üsteğmenken meşhur ‘Turancılık Davası’yla yakın tarihe adını yazdıran Türkeş, meğer sosyalist bir devlet istiyormuş.

Türkeş bu ilginç düşüncesini 27 Mayıs’tan sonra ihtilalci arkadaşları tarafından sürgün edildiği Yeni Delhi’de İngiliz yetkililere açıklamış. P.C.Petrie isimli İngiliz yetkili “Yakalanması zor ve ürkek bir kuş” olarak nitelediği Albay Türkeş ile yaptığı görüşmeyi 5 Mart 1962’de Ankara’daki elçiliğe şöyle rapor ediyor: “O’na göre İnönü, düşüncelerini değiştiremeyecek kadar yaşlıydı ve ülkeyi seküler bir sosyalizme götürecek yeni bir tip lidere ihtiyaç vardı. Bu tip bazı kişiler CHP ve AP saflarında bile bulunabiliyor. Albay Türkeş, kendi idealinin bir Lasky tipi sosyalizm olduğunu söyledi. Arkadaşlarından biri bugünlerde Lord Beveridge’nin düşünceleri üzerinde çalışıyor.”

Türkeş’in istediği, Marksist teorideki gibi kapitalizmin yerini aldıktan sonra kendiliğinden sönerek komünizme dönüşecek bir topluma işaret eden sosyalizm değildi tabii ki. Anlaşılan Türkeş, Avrupa ve ABD’deki sosyalizm sempatisini kırmak amacıyla Melvin Lasky tarafından savunulan ve öteki sosyalizmden bahsediyordu. Sosyalizmin bu çeşidinde “zararsız solcu” olmak kaydıyla sosyal devlet imkanlarından yararlanıp, bireysel özgürlükler sonuna kadar kullanılabiliyordu. Dönemin sağcı gazeteleri sosyal adalete inandığı için Türkeş’e “Turancı Komünist” ifadesini yakıştırmışlar. İhtilal sırasında Türkiye’de görev yapan elçiliklerin gizlilik süresi dolan yazışmalarında yer alan ilginç bilgiler bunlarla sınırlı değil. İngilizlerin, memleketi Kıbrıs’a müdahale etmesinden korktuğu Türkeş, üniformasını çıkardıktan sonra birçok Arap ülkesinden “Bize Ordu kur” teklifi almış. Türkeş’in basın müşavirlerinden Rasim Ekşi, “Amerikan, İngiliz ve Fransız Belgelerinde Alparslan Türkeş” isimli kitapta 27 Mayıs’ın bilinmeyenlerini anlatıyor. Acı dolu yıllara dışarıdan bir bakış açısı getiren kitaptan yola çıkarak, ihtilali radyodan öğrenen kızı Umay’la babasını konuştuk.

Akşamüstü Gaziosmanpaşa Mahallesi Kader Sokak’taki evine uğrayan Albay Alparslan Türkeş, 1940 yılının ‘Sevgililer Günü’nde evlendiği eşi Muzaffer Hanım’a sarılıp hakkını helal etmesini istedi. Helalleştikten sonra “Çocuklar sana emanet.” diyerek hiçbir açıklama yapmadan çıkıp gitti. O gece eve gelmedi. 16 yaşında lise ikinci sınıf öğrencisi kızı Umay, sıra dışı bir şeyler olduğunun farkındaydı; ama tam olarak çıkaramıyordu. Sabahın erken saatlerinde gördüğü bir rüya nedeniyle yatağından fırladı, garip bir refleksle radyoyu açtı. Tok ve güven veren bir sesle karşılaştı. Bu ses, babası Alparslan Türkeş’e aitti. İhtilal olmuştu. Muzaffer Hanım tedirgindi. Sokağa çıkma yasağına rağmen eve akın eden mahalleli, Türkeş ailesini tebrik ediyordu. Sevinmeli miydi yoksa üzülmeli miydi bilemiyorlardı. O gün bir ara Türkeş eve uğrayarak her şeyin yolunda olduğunu söyleyip yeniden gitti. Başbakanlık’ta sabahlara kadar çalışan babalarının yüzünü doğru dürüst göremediler. 13 Kasım’da evin kapısı bu sefer askerler tarafından kırıldı. Türkeş’i alıp götürdüler. İhtilalci arkadaşları tarafından tasfiye edilen Türkeş, apar topar evlerinden alınan ailesiyle havaalanında karşılaşabildi. Hindistan’a sürgüne gönderildi. Ordudan dışlanan Türkeş’e bu sefer Arap ülkelerinden “bize Ordu kur” teklifleri gelmiş. Umay Günay, o günleri şöyle anlatıyor: “Biz Hindistan’a sürgün gittiğimizde pek çok Arap ülkesinden rahmetli babama ‘bize gel Ordu kur’ diye teklif geldi. Fakat o, ‘askerlik kendi milletini korumak için öğretilen bir sanattır, ben onu gidip de başka bir millete öğretemem’ dedi. Teklifleri nazikçe reddetti.”

12 Eylül darbesini bir gün önce akşam saat 20.00 sularında haber alan Türkeş, ailesini güvenli bir yere bıraktıktan sonra kaybolmuş. İhtilal zamanlarında ilk bir hafta ortalıkta gözükmemek gerekiyormuş. Türkeş, dramatik sahnelerin yaşanabileceği kritik süreyi atlattıktan sonra teslim olmuş. Umay Günay ile Bilgeoğuz Yayınları’ndan çıkan “Amerikan, İngiliz ve Fransız Belgelerinde Alparslan Türkeş” isimli kitap nedeniyle yeniden gündeme gelen babasını ve ihtilal yıllarını konuştuk.

MHP gelirse zarar verir

“Aynen büyük Atatürk’ün ölümünden sonra CHP’nin rotasını değiştirmesi ve günden güne halktan uzaklaşması gibi. CHP küçük bir parti haline geldi ve halkın güvenini kaybetti. MHP de öyle oldu. Çünkü Devlet Bahçeli, rahmetli babamın vizyonuna sahip değil. O da babamı anlamayanlardan. Hatta sevenlerin doğru anlamaması daha da tehlikeli oluyor. Onun için de onlar birtakım sloganları tekrar ederek bir şeye ulaşmaya gidiyorlar; ama iktidarları döneminde gördük Türkiye’ye çok zarar verdiler. Tekrar gelmeleri halinde de Türkiye’ye zarar verirler. İyi bir şey yapmaları mümkün değil. Dünya tarihinde de var böyle dönemler. Dünya liderlerine bakın, onların da kapasiteleri kıt. Biraz verimsiz bir dönem. Tarihin belli dönemlerinde büyük liderler oluyor, daha sonra kapasitesi kıt liderler geliyor. Ben babamdan sonraki Devlet Bahçeli’nin MHP’sini Keloğlan’ın ‘Hiç’ masalına benzetirim!..

Türkeş soyadı silindi

Türk milletinin kültürel olarak bazı kabulleri var. Onu ben de tam çözmüş değilim; ama muhtemelen padişahlık döneminden kalan bilinçaltı tepkisi olduğunu zannediyorum. Aynı aileden gelenlere çok sıcak bakılmıyor, desteklenmiyor. Babadan oğula geçmesin gibi bir tepki var. Yani kültürel bir olgu olduğunu düşünüyorum. Sokaktan olunca daha iyi olur gibi bir düşünce var. Tuğrul ve ben, üzerimize düşeni fazlasıyla yaptık. Takdir edilmeyince de kenara çekilmesini bildik.

12 Eylül’ün gizli tarihi

12 Eylül, babama karşı hazırlanmış düşmanca bir ihtilaldi. 12 Eylül’e dair belgeler var. Açıkladığınız takdirde kendi lehinize olabilir; ama milletinizin aleyhine olabilir. Onun için de açıklamazsınız, katlanırsınız. Her türlü suçlamaya, hakarete rağmen. Babam kayıtlarını emin yerlere teslim etti. Onların hepsini takvimine bağlamıştır. Birileri zamanı geldiği zaman açıklar. Önümüzde siyaset yapacak, Türk milletine hizmet edecek olan insanları, ne sıkıntıların bekleyeceğini ve hizmetlerin yarıda kalmaması için ne tedbirler almaları gerektiğini içeren, ufuk açıcı belgeler. Kişilerle hiç uğraşmamıştır babam. Stratejik belgeler bunlar. Gizli kalmış bir şeyler açıklanacak; ama çok komplike şeyler de beklemeyin.

Turancı komünist!

Babam Amerika’da ekonomi okuduğu için kafasında sağlıklı bir oluşum modeli vardı. 27 Mayıs ihtilalinden sonra onları gerçekleştirip seçime gitmek ve politikaya atılmak istiyordu. Bir idealist Türk milliyetçisi, devlet adamı olarak çok güzel şeyler düşünüyordu ve Türkiye’nin kaçırdığı bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Alparslan Türkeş eğer iktidara gelebilmiş olsaydı Türkiye pek çok problemini bugün halletmiş bir ülke olurdu. Dört ay içinde DPT, DİE, TAEK gibi önemli kurumların kurulmasını sağladı. Hiçbir zaman ekstrem düşünceleri olmamıştır. Irkçılık, soykırımcılık gibi. Bir kere çok merhametli, şefkatli bir insandı. Zaten 7 çocuğu olan bir adamın şefkatsiz olması düşünülemez. Sosyal adalete inandığı için ‘Turancı komünist’ diye yazdılar.

Türkeş Arusi mi, değil mi?

Bir tarikata üye olmanın ilk şartı irade teslimidir. Şeyhe irade teslim eder ve artık o şeyhin emrini yerine getirirsin. Babam gibi bir adamın irade teslim etmesi mümkün olur mu? Mümkün değil. Babam da bu kişilerle (Arusilerle) milletimizin saygı duyduğu kişiler olduğu için görüş alışverişinde bulunmuştur. Benim de var görüştüğüm kişiler. Ama müridi olmak diye bir şey olmaz.

Tırnakları sökülmedi

Turancılık olaylarından sonra hapiste tırnaklarının söküldüğü doğru değil. Babamın tırnakları sökülmemiş; ama hücrede yalnız başına bırakılmış. Subay olduğu için o tür bir cezaya kalkışmamışlar. Ama Savcı Kâzım Alöç, ‘sökeriz’ diye tehdit etmiş. Diğer Türkçülere yapıldı; ama esas Nihal Atsız’a çok işkence etmişler.”

Dikkat! Türkeş Kıbrıs’a çıkabilir

Başbakan Adnan Menderes ile birlikte idam edilen Hasan Polatkan’ın el yazısıyla hazırladığı orijinal savunmasını Yassıada Çığlığı isimli kitapta toplayan gazeteci-yazar Rasim Ekşi, şimdi de 27 Mayıs’ta Türkiye’de görev yapan büyükelçilerin yazışmalarını kitaplaştırdı. “Amerikan, İngiliz ve Fransız belgelerinde Alparslan Türkeş” isimli kitabında gizlilik süresi dolan 30 yeni belge sunan Ekşi, 27 Mayıs’a ‘dışarıdan’ bir bakış açısı getiriyor. Belgeler İncelendiğinde Alparslan Türkeş ve arkadaşlarının (14’lerin) faaliyetlerini en yakından takip eden ülkenin İngiltere olduğu dikkati çekiyor. Türkiye, Yunanistan ve İngiltere arasında varılan anlaşma ile “Kıbrıs Cumhuriyeti” kurulmak üzere iken Ankara’da yönetimin değişmesi, Londra’yı yeni bir “Kıbrıs politikası” oluşturup oluşturmama konusunda arayışa sevk ettiği görülüyor. Adanın Yunanistan’a verilmesi konusunda eski yönetimi ikna edemeyen İngiltere, darbeden sonra Türkeş’in doğum yerini araştırıyor. İngilizler, 14 yaşında Kıbrıs’tan ayrılmakla birlikte Kıbrıs doğumlu subayın ilk günden beri memleketine gösterdiği yoğun ilgiden rahatsız oluyor, bir çılgınlık yapmasından endişe ediliyor. Kıbrıs’ta Türk alayını kurmakla görevli Albay Turgut Sunalp’le görüşen İngiliz büyükelçi, Türkeş’in Kıbrıs konusunda neler düşündüğünü merak ettiğini açıkça soruyor. Elçi, bir saat süren görüşmeyi Londra’ya şöyle aktarıyor: “Bir saate yakın konuştuk. Türkiye’de işlerin nasıl gittiğini sorarak konuyu açtım. Dosdoğruca hallerinden memnun olduklarını ve ordunun duruma hakim olduğunu söyledi ve nefes bile almadan, “Benzer bir durum Kıbrıs’ta da olsaydı iyi olurdu.” diyerek güldü. Bu ifadeyi biraz daha genişletmesini sağlamaya çalıştım; ama genişletmedi. Ona Kıbrıs’ta işlerin nasıl gideceğini sordum. Çok da iyimser olmadığını ve Makarios’un pazarlığa devam edeceğini söyledi. Ayrıca şu an Başbakanlık’ta müsteşar görevinde bulunan Albay Türkeş’in de özel olarak Kıbrıs’tan gözünü ayırmadığını da ekledi.” Türkeş ve arkadaşlarının Cezayir Milli Kurtuluş Hareketi’ne verdikleri destekten rahatsız olan Fransa ise bir yandan Türkeş hakkında bilgi toplarken, başka ülkelerden de destek arıyor.

Ada’dan ölüm kararı çıkar

Yassıada duruşmalarının başlamak üzere olduğu günlerde yazılan, 10 Ekim 1960 tarihli raporda, DP’nin önde gelen isimlerinden Bayar, Menderes ve Zorlu hakkında idam kararı çıkabileceği hatırlatılıyor. Büyükelçilik, yönetimdeyken kendilerini, Batılı müttefiklerinin iyi dostları olarak gösteren Menderes ve Zorlu hakkında verilmesi muhtemel kararların hafifletilmesi için ileri adımlar atılmasını, nedense uygun bulmuyor. Büyükelçi, Cumhurbaşkanı Bayar’ın idamı için ise “Devletin başını politik parti kavgalarının üzerinde gören halk için bir şok anlamına gelecektir.” diyor.

Türkeş, siyasete girecek

“Albay Türkeş dün Başbakanlık’taki müsteşarlık mevkiinden ayrıldığını ve artık sadece MBK üyesi olarak hareket edeceğini açıkladı. ...Bununla birlikte Türkeş politikaya girebileceğini söyledi ve çalışkanlığı ve politik hırsıyla bunu kesinlikle yapabilir. Bu yüzden CHP’ye muhalif radikal milliyetçi bir parti oluşturmaya yönelik aktif bir politikacı olarak kendi kararıyla yeni bir kariyere başlıyor olması da mümkündür. Zemin çalışmasının bir kısmını halen MBK üyesi olarak yapabilir ve sonra da siyasi faaliyetlere izin verilir verilmez askerî üniformasını çıkarıp açık siyasete atılabilir. Bu yüzden de önemli bir kişilik olarak onu listeden düşmek istemiyoruz, hâlâ MBK içinde destekçileri olmalıdır ve bu biçim içinde siyaseti etkilemeyi de sürdürebilir.”

Sosyalizm ve Türkeş

“Buradaki Türk elçiliğinde askerî danışman olarak görevini sürdüren Albay Türkeş’in reaksiyonlarını bilmenin ilginizi çekeceğini sanmaktayım. Albay Türkeş, son girişilen ihtilalin, CHP tarafından teşvik edildiğini iddia etti. Ona göre eski düzenden çıkar sağlayanlar tarafından ihtilale ihanet edilmişti. İnönü, düşüncelerini değiştiremeyecek kadar yaşlıydı ve ülkeyi seküler bir sosyalizme götürecek yeni tip bir lidere ihtiyaç vardı. Albay Türkeş kendi idealinin bir Lasky tipi sosyalizm olduğunu söyledi. Arkadaşlarından biri bugünlerde Lord Beverige’nin düşünceleri üzerine çalışıyor.” Ankara’nın cevabı: “Türkeş’in fikirleri ve eylemleriyle ilgili toplayacağınız her türlü bilgiyle her zaman çok ilgiliyim. Gerçekten bilmek istediğimiz şey, gelecekle ilgili planları. Fakat sizin de söylediğiniz gibi Türkeş yakalanması zor ürkek bir kuş gibi ve onu konuşturmanın kolay olmayacağını hayal edebiliyorum. L.M. Minford”

Askerlerin evliliği çürük

“Seçimler Türk halkının askerî rejimden memnun olmadığını ve önceki taraftarlarına AP’nin sahip çıktığı DP’nin ülkede kayda değer bir gücü olduğunu gösterdi. Tatmin edici olmayan sonuçları askerî liderlerin ülkeyi sivil yönetime geri döndürme çabalarını güçleştirdi.”

Kanada Elçiliği’nin 14 Ağustos 1962’deki yorumu ise daha ilginç: “...Başbakan silahlı kuvvetleri demokrasiyle nikâhlanmış olarak tanımlarken, durumu fazla basitleştirdiği sonucuna varmalıyız. Bu oldukça çürük bir evlilik olarak kalmaktadır ve bir Müslüman evliliği gibi hemen bozulmaya müsaittir!”

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious