Türkiye 4 bin tarihi eserin peşinde

  • Giriş : 05.06.2006 / 00:00:00

Yasadışı yollardan yurtdışına kaçırılan tarihî eserlerin geri getirilmesi Türkiye'ye milyon dolarlara mal oluyor.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Geçen hafta Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İzmir Milletvekili Canan Arıtman'ın konuyla ilgili soru önergesi meselenin resmî ağızlardan cevaplanmasını sağladı. Meseleyle ilgili açıklama yapan Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, kaçırılan tarihî eserlerin Türkiye adına iadesi davalarını takip eden avukatların çok pahalıya mal olduğunu belirtti. ABD'deki eserlerin tespit edilmesi ve dava aşamaları için Herrick Feinstein avukatlık firmasıyla 1987- 1999 yıllarını kapsayan anlaşma yapıldığını söyleyen Koç, şirkete Karun hazineleriyle alakalı 20 milyon doların 5 senede ancak ödenebildiğini kaydetti. Son dönemdeyse bu tür konular Dışişleri Bakanlığı aracılığı üzerinden yürütülüyor.
Aksiyon dergisinde bu hafta çıkan habere göre, Türkiye, yurtdışına çıkarılmış, değişik müzelerde sergilenen, müzayedelerde satışa sunulan veya özel şahısların elindeki Anadolu kökenli tarihî eserleri geri getirmek için yarım asrı aşkın süredir mücadele veriyor. Ancak bu konuda pek başarılı olduğu söylenemez. Tarihi eserlere yönelik ilk resmi girişim müzeciliğin oluşturulmasıyla başlıyor. 1884'te yürürlüğe giren "Ansar-ı Atika Nizamnamesi" geçmişten gelen eserleri tarihi eser olarak tanımlamış. Ancak 1956'da çıkarılan 'tarihi eserlerin bulundukları yerden bir başka yere taşınmaması' kanunu tarihi eserler konusundaki ilk resmi adım oldu. Nitekim aynı kanunda yurtdışına çıkarılan tarihi eserlerin geri getirilmesi de öngörülüyordu., Türkiye bu kanunla yeterince istediğini almayıp, yurtdışındaki mücadelesini başarılı olamayacağını anlamış ki 1973'te 'eski eserler kanunu' ile 1983'te Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nu yürürlüğe soktu. Bu kanunlarla eserlerin yurtdışından getirilmesinin uluslararası kurallara göre belirlenmiş aynı şekilde yurtdışına çıkarılması da kanunlarla bir çerçeveye oturtulmuştu. En azından artık Türkiye, kaçırılan tarihi eserleri için Interpol ve uluslararası müzelerle işbirliği yapacaktı.

Ancak Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın 26 yıllık kayıtlarına göre, milyon dolarlar harcanmasına rağmen (rakam verilmiyor) son 26 yılda sadece altısı Interpol aracılığıyla olmak üzere 36 eser geri getirilebildi. 10 kadar eser de şahıslar tarafından Türkiye'ye hediye edildi. Oysa Kültür ve Turizm Bakanlığı "gizli kayıt" vasfıyla Interpol'e gönderdiği uyarı yazısında, Türkiye'den 4 bin tarihî eserin kaçırıldığını belirtiyor. Şüphesiz bu rakam sadece kayıt altına alınmış ve yurtdışına kaçırılmış eserleri içeriyor. Türkiye'de hemen her gün yaşanan irili ufaklı kayıtsız tarihi eser kaçakçılık sayısı ise on binlerle ifade ediliyor.

GİDEN ESERLER NEREDE ORTAYA ÇIKIYOR?

Türkiye'den kaçırılan tarihi eserler başta ABD olmak üzere daha çok Almanya, İngiltere, Danimarka, Avusturya, Rusya ve Kıbrıs gibi ülkelerde ortaya çıkıyor. Özellikle ABD ve Almanya, Anadolu'dan giden eserlerin deposu niteliğinde. Bu iki ülkeye tarihî eserlerin gitmesi müzelerin vakıfların denetiminde olması ve satışlarının kolaylığından kaynaklanıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı yurtdışına çıkarılan eseleri getirmek için envanter bilgilerini Dışişleri Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı aracılığıyla Interpol'e iletiyor. Sözkonusu eserlerin bilgileri dünyadaki bütün müzelere gönderiliyor. Ancak bu eserler kısa süre sonra bir müzede veya müzayede salonunda ortaya çıkabiliyor. Tarihi eser tamamen Türkiye'ye ait olmasına rağmen hemen geri getirilmesi sözkonusu olmuyor. Bunun için yıllar süren hukukî mücadele başlıyor. Davaların mutlu sonla bitmesi de çok önemli.

Türkiye kayıtlı tarihi eserini geri getirmek için yabancı avukatlarla anlaşıyor. Dışişleri Bakanlığı'nın bulduğu avukatlara ödenen miktarlar bazen geri getirilen bir parça eserin hem tarihî hem de maddî değerini hayli aşabiliyor. İsviçre'den getirilen Antalya Elmalı hazinesinden getirtilen birkaç parça eser ve Amerika'dan büyük uğraşlar verilerek iadesi sağlanan Osmanlı giysileri koleksiyonu ile gemici fenerinin sanıldığı gibi maddi ve manevi olarak çok değerli değildi.

Arkeologlar Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Tırpan, yabancı avukatların daha çok para kazanmak için davaları uzattığı görüşünde. Tırpan'a göre davaları Türk avukatların takip etmesi daha sağlıklı: "Avukatlar ve harcanan paralar kamuoyundan saklanıyor. Kimlerin ne yaptığı bilinmiyor. Bunların şeffaf olması gerekir."

Bir tarihî eserin geri getirilmesi için hukukî sürecin başarılı olması yetmiyor. O eserin Anadolu kökenli olduğunun varsa fotoğrafının ya da tarihî bilgisinin ve aidiyetinin ispatlanması şart. Ancak bazen bu da yeterli olmayabiliyor. Adana Müzesi'nde bir süre önce yaşanan olay bunun bir göstergesi. Avrupalı bir eski eser meraklısı elindeki boğa heykelinin Türkiye'ye aidiyet durumunu sormuş, belge ya da fotoğrafla ispatlanabilirse iade edebileceğini söylemişti. Ancak müzeden çalınan bu heykelin fotoğrafı ne tuhaftır ki bulunamamıştı.

Türkiye, konunun uzmanlarına göre, bu zamana kadar çok da fazla değeri olmayan eserleri geri getirebildi. Bunlar tunç vazo, Osmanlı tombakı, Osmanlı giysileri koleksiyonu, kurşun mühür, Konya Beyşehir Eşrefoğlu Camii giriş kapısı panoları, Atatürk'ün gümüş sigara tabakası, mermer kabartma levha gibi eserler.

Trakya Üniversitesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Engin Beksaç, devletin asıl kayıpların peşine düşmesi gerektiğini belirtiyor: "Yıllardır büyük paralar harcanarak eserlerin geri getirilmesine çalışılıyor. Ancak bu süre zarfında müzeler soyulduğu gibi, Türkiye'nin her tarafından çıkarılan büyük öneme haiz eserler de ortadan kayboluyor. Bunların çoğu incelenmemiş ve belki de tarihin seyrine yardımcı olacak nitelikte. Ama bize ulaşmadan dışarı çıkıyor. Hiç görmediğim eseri isteme durumu da çok zor oluyor. İspatı o kadar kolay olmuyor."

KAÇAKÇILIK İÇİN PROFESYONEL SOYGUN

Tarihî eserlerinin büyük bir bölümünü koruma altındaki müzelerden çaldıran Türkiye'de tarihî eser soygunculuğu eskiye dayanıyor. 19. yüzyılın başından itibaren Anadolu'ya gelen arkeologlar çıkardıkları tarihî eserleri kendi ülkelerine taşıdı. Osmanlı Devleti'nin zayıfladığı bu dönemlerde Ephesos, Bergama, Troia, Miletos, Xanthos gibi antik kentlerde başlayan soygunlar Avrupa ve Amerika müzelerinin Anadolu kökenli eserlerle zenginleşmesine sebep oldu. Kaçırılan eserler müzayedelerde yüksek fiyata alıcı bulunca tarihi eser kaçakçıları yerel soyguncularla birleşerek büyük talan yaptı.

Anadolu tarihi eserler yönüyle oldukça zengin. Sadece Marmara Bölgesi'nde ortalama 3 binden fazla tarihi alan olduğu bunların henüz daha kazılmadığı belirtiliyor. Türkiye'nin kapsamlı bir tarihi alan tespitinin yapılabilmesi için 15 yıla ihtiyaç olduğu tahmin ediliyor. Bilinen alanlarda kazıların yapılıp eserlerin tek tek tespit edilmesi için hesaplanan bir süre yok. Türkiye'deki tarihi eserlerinin yüzde 70 yurtdışı şirketlerin desteğini alan yabancılar tarafından ortaya çıkarılıyor olması da oldukça manidar. Yerel arkeologların imkânsızlıktan yüzey araştırması dahi yapmakta zorlandığı bir dönemde yabancıların elde ettiği bulgulara göre, tarihimizi tespit etmelerinin ne derece objektif olacağı tartışılıyor. Türkiye, yurtdışından sadece hukuki zafer olsun diye getirmeye çalıştığı tarihi eserler için yapılan yatırımın küçük bir kısmını yerel araştırmacılara aktarsa eserlerin dışarıya çıkması önemli ölçüde engellenebilir.

Türkiye'nin dava yolu ile geri getirmeye çalıştığı bazı eserler şöyle:

- Boğazköy Sfenksi (Berlin Devlet Müzesi)

- Bergama Zeus Sunağı (Berlin Pergamon Müzesi)

- Konya Beyhekim Camii Mihrabı (Berlin Pergamon Müzesi)

- Troya Eserleri ( Almanya)

- Hacı İbrahim Veli Türbesi (Berlin Doğu Asya ve İslam Sanatları Müzesi)

- Herakles Heykeli (ABD Boston Müzesi)

- Kumluca Eserleri (ABD Washington-Dumbarton Oaka Müzesi)

- Diyarbakır Müzesi Sfenks Figürü (Danimarka Kopenhag David Samling Müzesi)

- Cizre Ulu Camii Kapı Tokmağı (Danimarka Kopenhag David Samling Müzesi)

- Lidya Eserleri (İsviçre Cenevre Müzesi)

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious