Türkiye-AB üyeliği yolundaki anahtar nokta: Kıbrıs

Türkiye-AB üyeliği yolundaki anahtar nokta: Kıbrıs.10641
  • Giriş : 09.06.2008 / 20:12:00

Kıbrıs meselesi, 2008 yılının ilk yarısında yaşanan gelişmelerle birlikte ilginç bir durum almaya başladı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Nitekim özellikle 17 Şubat 2008 günü, önemli bir dönüm noktası olarak dikkate değer gibi gözüküyor.

Bu gün hem AB hem uluslar arası ilişkiler ve hukuk hem de Kıbrıs sorunu açısından önemli bir gündür. 17 Şubat 2008 günü, Kosova’nın bağımsızlığını ilan ettiği ve Avrupa’nın 49. devleti olarak yerini aldığı tarih olarak kayda geçmiştir. Aynı gün Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde (GKRY) Başkanlık seçimlerinin ilk turunun yapıldığı ve ünlü lider Tasos Papadopulos’un beş yıllık görevinin ardından ilk yenilgisini tattığı gün olmuştur. Ardından 24 Şubat 2008’de yapılan ikinci tur Başkanlık seçimini Çalışan Halkın İlerici Partisi’nin (AKEL) Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas kazanmıştır ve yeni liderle birlikte yeni bir sürece girilmiştir.

Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesinin ardından Kosova özelinde sürdürülen tartışmaların yanında, bu bağımsızlık ilanının (tek taraflı) Kıbrıs’a emsal teşkil edebileceği yönünde spekülasyonlar yapılmaya başlanmıştır. Böyle bir şey gerçekleşebilir mi? Gerçekleşse dahi Kosova’nın uluslar arası ilişkiler ve hukukta tanındığı gibi bir tanınma Kıbrıs içinde geçerli olur mu? Bu sorulara verilebilecek cevaplar birer spekülasyon olmaktan öteye geçme şansına sahip olmamakla birlikte en azında ABD ve AB gibi büyük ‘aktör’lerin bu yönde bir tanımaya yanaşmayacaklarını beyan etmiş olmaları ifade ederek esas meseleye tekrar dönebiliriz.

Hristofyas’ın Başkanlık seçimini kazanmasının ardından Kıbrıs’ta çözüme doğru gidecek bir süreç başlatılmıştı. Nitekim Papadopulos’un uzlaşmacı olmayan tavrına karşıt çözüm üretmekten yana olan Hristofyas, seçimlerin öncesinde de vurgulamış olduğu düşüncelerini seçim sonucunda da hayata geçireceğinin sinyallerini vermişti. Bu doğrultuda 21 Mart tarihinde bir araya gelen iki lider önemli bir anlaşmaya vardı. Varılan bu anlaşmaya göre bu tarihten 3 ay sonra kapsamlı müzakerelere başlanması ve en kısa sürede soruna çözüm bulunması konusunda anlaşıldı. Hıristofyas daha önceki açıklamalarında Annan Planı’nın değil ’her iki tarafın da kabul ettiği tek zemin’ olarak nitelediği 8 Temmuz anlaşmasının çıkış noktası olarak kabul edilmesini savunmuştu. 8 Temmuz 2006’da iki toplumun o dönemdeki temsilcileri Mehmet Ali Talat ve Tassos Papadopulos, BM Genel Sekreterinin siyasi işlerden sorumlu yardımcısı İbrahim Gambari gözetiminde yaptıkları görüşme sonunda, çözüm için bazı komisyonlar kurulması ve zemin oluşturulması konusunda anlaşmışlardı. Komisyonların aynı ay işlemeye başlaması hedefine ve iki tarafın yetkilileri arasında yapılan çok sayıda görüşmeye rağmen, aradan geçen sürede somut ilerleme sağlanamamıştı.

Aynı gün görüşmede, Lefkoşa’daki Ledra Caddesi üzerinde bulunan Lokmacı kapısının karşılıklı geçişlere açılması konusunda da uzlaşma sağlandı. Lokmacı kapısı adanın bölünmüşlüğünü simgeleyen bir unsur olduğu için, bu geçişin açılmasının sembolik önemi bulunmaktaydı. Ankara ve Atina’nın yanısıra, Birleşmiş Milletler’in de tam destek verdiği Kıbrıs’ta başlatılan bu yeni süreç, uluslararası toplumda bu defa adada kapsamlı bir çözüm bulunabileceği umudunu doğurdu. Aradan geçen zaman zarfında iki lider tekrar biraya geldiler ve niyetleri yinelediler. Gerçekleşen görüşmelerde her iki taraf da yeni müzakere sürecinin iki bölgeli federasyon biçiminde ilerlemesi yönünde anlaşmaya vardılar ve bunu sürekli dile getirdiler.

Liderler Talat ve Hıristofyas arasında 23 Mayıs 2008 günü adada yapılan görüşme sonunda BM Genel Sekreterliği’nin Özel Temsilcisi Taye-Brook ZERINHOUN tarafından basın mensuplarına okunan ortak bildirinin (Joint Statement) Kıbrıs konusunun özüne ilişkin bölümü şöyledir: Liderler “ilgili Güvenlik Konseyi kararlarınca tarif edilen siyasî eşitliğe dayalı iki kesimli, iki toplumlu federasyona ( hedefine ) olan taahhütlerini tekrar teyit etmişlerdir. Bu ortaklık tek uluslararası kişiliği haiz bir Federal Hükümete ve eşit statüdeki Kıbrıs Türk Kurucu Devleti’ne ve Kıbrıs Rum Kurucu Devleti’ne sahip olacaktır.”

Fakat son günlerde yaşanan gelişmeler ‘umut kapısı’nın tekrar kapatılma ihtimalini doğurdu. Nitekim, Hristofyas’ın söylemlerindeki değişimler öncelikle çözüm sürecinin planlandığı gibi işlemeyeceğini ortaya çıkardı. Şimdi ise yorumlar, sürecin yeniden bir çözümsüzlüğe doğru gidebileceği yönüne dönmeye başladı. Bu durum Cumhurbaşkanı Talat tarafından da dile getirildi. Talat, olaya, Rum tarafından ve özellikle muhalefetten gelen baskıların Hristofyas’ın çözüme yanaşmasını engelleyebilecek güçte olduğu şeklinde bir yorum getirerek, takvimin istenildiği gibi işlemeyeceğinin altını çizdi.

GKRY’de yaşanan bu gelişmenin Türkiye açısından önemi AB müzakere süreci ile doğrudan ilintilidir. Zira Kıbrıs’ın geneli anlamında meşru temsilcisi olarak tanınan ve 2004 yılı itibariyle AB üyesi olmuş olan GKRY ile Türkiye arasındaki ilişkilerin iki taraflı karşılıklı bir ilişkiyi çoktan aşmış olduğu ve ulus-üstü bir arenada karşı karşıya gelmiş oldukları noktasının unutulmaması gerekir. Türkiye’nin üyesi olmak istediği AB’nin mevcut üyelerinden biri olan GKRY’nin, müzakere sürecine müdahale etme kapasitesine sahip olması, her şeyden öte mevcut hukuki yapı gereği son noktada Türkiye’nin üyeliğe onay vermesi gerekliliği somut bir gerçeklik olarak önümüzde durmaktadır.
Türkiye’nin üyelik sürecinin önündeki engellerden birisi olan Kıbrıs meselesinin AB nezdinde en önemli noktası bir tür eşitler arası ilişkiden ziyade hiyerarşik güç ilişkisi şeklinde olmasıdır.

Nitekim GKRY ve Yunanistan, AB üyesi iken KKTC ve Türkiye üye ülke değillerdir. Ellerindeki kozun farkında olan üye taraflar bu kozu diledikleri gibi oynayabilmektedirler. Özellikle Türkiye’nin Kıbrıs ile ilgili belli yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle bazı başlıklarda müzakerelerin durdurulması süreci de yaşanmıştır. Gelecek dönemin ne gibi gelişmeler doğuracağı tam olarak bilinememektedir fakat sadece Kıbrıs değil AB üyesi bazı ülkelerin de Türkiye’nin üyeliğine kuşku ile yaklaşıyor olmaları müzakere sürecinin en önemli sorunu olarak gözükmektedir.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious