Türkiye enerji merkezi oluyor

Türkiye enerji merkezi oluyor .13334
  • Giriş : 15.01.2008 / 09:45:00
  • Güncelleme : 15.01.2008 / 10:18:21

Uranyum zenginleştirme merkezi kurulması için düğmeye basıldı.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Santral projelerinin yanı sıra santralların hammaddesi uranyum için zenginleştirme merkezi kurmayı hedefleyen Türkiye, merkez hayata geçirilirse tam bir enerji üssü haline gelecek.


Türkiye nükleer enerjide küresel aktör olmayı hedefliyor. Santral projelerinin yanı sıra santralların hammaddesi uranyum için zenginleştirme merkezi kurmayı hedefleyen Türkiye, merkez hayata geçirilirse tam bir enerji üssü haline gelecek.

Nükleer santral kurmaya hazırlanan Türkiye'nin, nükleer santralda elektrik üretimiyle sınırlı kalmayıp, uluslararası bir nükleer aktör olmaya hazırlanıyor. Türkiye'nin, dünyada küresel anlamda baş gösteren zenginleştirilmiş uranyum tartışmalarından da yararlanarak, merkezi bir uranyum zenginleştirme merkezi haline gelmek için hazırlık yapıyor. Edinilen bilgiye göre eğer Türkiye bu planını hayata geçirebilirse, uranyum zenginleştirme ile birlikte dünyanın sayılı nükleer enerji ve nükleer teknoloji merkezlerinden biri olma şansına sahip olabilir.
Türkiye, Avrupa'ya da geçişi sağlayacak sahip olduğu boru hatlarının yanı sıra İran ile doğalgaz sahalarının işletilmesi için mutabakata vararak, küresel anlamda bir enerji merkezi olmak için belki de ilk adımını attı. İran ile varılan anlaşmanın birkaç ay içinde kesinleşmesi bekleniyor. Ardından ABD ile Irak'ın tümündeki doğalgaz ve petrol kaynaklarının çıkarılıp pazarlanması konusunda işbirliğine girmesi, bu konumunu daha da pekiştirdi. Şimdi nükleer enerjide temel girdi olan zenginleştirilmiş uranyum konusunda merkez olabilirse, tam anlamıyla bir enerji üssü haline gelebilecek.
Türkiye'nin sadece nükleer santralla yetinmek istememesinin nedeni, bu santrallarda kullanılacak uranyum konusunda yani hammadde temininde yatıyor. Türkiye çıkardığı yasa ile hem sadece uranyumla çalışan ağır su reaktörlerinin, hem de zenginleştirilmiş uranyumla çalışan hafif su reaktörlerini kuracağını açıklamış oldu. Zenginleştirilmiş uranyum hem daha yüksek elektrik üretimi için zorunlu olan bir madde, hem de nükleer teknolojinin geliştirilmesi açısından şart olan bir unsur.
İşte Türkiye bu ihtiyacını, ileriye de dönük olarak nasıl karşılayacağını araştırırken, dünyada son dönemde bu konuda yaşanan kaosu daha iyi tanıma fırsatı buldu. ABD şimdiye kadar dünya nükleer yakıt pazarını, oluşturduğu GNEP (Global Nükleer Enerji Ortaklığı) ile yürütmeye çalışıyordu ama bir süre önce Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun (IAEA) nükleer enerjiye sahip olma hakkını ülke ayırdetmeksizin desteklemesi üzerine, kontrolü kaybetmeye başladı. Ardından Rusya ve Fransa bu konuda atağa girişti ve Rusya Sibirya'da IAEA katılımıyla bir nükleer enerji merkezi kurarak, uranyum zenginleştirilmesine girişti.
Fransa ise nükleer santral kurmak isteyen tüm ülkelere santral teklifinde bulunmaya, kendi ülkesinde kuracağı bir uranyum zenginleştirme merkezinin yanı sıra Ortadoğu ve Afrika'daki talepleri karşılamak üzere Güney Afrika'da bir merkez kurmaya hazırlanıyor.

İran dahil herkes Türkiye diyor
Dolayısıyla GNEP'in etkinliği kaybolduğu için ABD'nin de, uranyum zenginleştirme konusunda çıkan kargaşada kontrolün kaybolmaması için, IAEA bünyesinde yeni bir örgütlenmeyi kabul etme aşamasına geldiği kaydediliyor.
İşte bu noktada Türkiye'nin nükleer enerji merkezi olma şansı ortaya çıkıyor. ABD'nin özellikle bölge ülkelerinde nükleer santral kurulup, hele hele uranyum zenginleştirme programına girmesini istenmiyor. Bu teknolojinin her ülkenin eline geçmesi, hem ABD için hem de diğer ülkeler için bir handikap oluşturuyor. Hem bölge ülkelerinin kabul edebileceği, hem de bir NATO ülkesi olarak Türkiye'nin ismi bu aşamada ortaya çıkıyor.
Fransa Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy, Ortadoğu ülkelerini dolaşıp, istedikleri nükleer santralı kendilerinin yapacağını söyleyip, pazarlama çalışmalarını sürdürürken, ABD Başkanı George Bush'un son gezisinde bölge ülkelerinden gelen nükleer santral taleplerini bastırmaya çalıştığı kaydediliyor.
ABD'nin yeni bir nükleer düzende Mısır, Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn, Yemen ve Suriye'den gelen istekleri de, "bu ülkelerin zenginleştirilmiş uranyumu Türkiye'den alma koşuluyla" kabul etmeye yanaşabileceği belirtiliyor.
Bu arada İran Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin geçen yıl Başbakan Tayyip Erdoğan'a, "3. ülkede uranyum zenginleştirilmesi için ancak Türkiye'ye kabul edebiliriz" sözleri de Türkiye'nin elini güçlendiriyor.
Enerji Bakanlığı'nın bu konuda bir süredir yoğun hazırlıklar yaptığı öğrenilirken, ABD ile nükleer enerji işbirliği ve zenginleştirilmiş uranyum teminin görüşüldüğü ama resmi olarak uranyum zenginleştirme merkezi olma talebinin iletilmediği belirtildi.

BU hafta nükleer enerji toplantısı
Ancak bu hafta cuma günü İstanbul'da yapılacak nükleer enerji konulu uluslararası toplantıda bu talebin dillendirilebileceği belirtiliyor. Türkiye resmi olarak bu yöndeki talebini önümüzdeki dönemde açıklayabilir.
Bu toplantıya IAEA'nın Başkanı Muhammed El Baradey'den sonraki en güçlü ismi olduğu söylenen Tomihiro Tanigachi'nin yanı sıra ABD'nin kuruluşu GNEP'ten, nükleer teknoloji konusunda söz sahibi İngiltere, Fransa, Hollanda, Almanya ve Rusya'dan üst düzeyde katılımın olacağı öğrenildi. Bu toplantıda IAEA bünyesindeki uranyum zenginleştirme programının geliştirilmesi ve yeni sistem kurulması üzerinde durulması beklenirken, bu aşamada bölgede bir üs olarak Türkiye'nin bu işe girmesi de söz konusu olabilecek.

Herkes nükleer enerji istiyor
Nükleer enerji ile elektrik üretimi konusu son dönemde enerjide, özellikle de arz güvenliği tartışmalarında ilk sıraya oturmuş görünüyor. Bunun nedeni ise petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki aşırı artışlar ve enerji tüketimi için bu kaynakların pahalı hale gelmesi.
Bu nedenle petrol üreten, doğalgazı olan ülkeler bile elektrik üretimlerini nükleer santrallara kaydırmak istiyorlar. Çünkü nispeten daha düşük maliyetle bu yolla elektrik üretip, ellerindeki doğalgaz ve petrolü yüksek fiyatlarla dışarıya satmak, kendileri açısından da çok daha karlı hale gelmiş durumda.
Bu fiyat avantajı dünyadaki nükleer santral taleplerini patlatmış durumda. Bu patlamanın nükleer teknoloji konusunda daha önce işleyen sistemi bozduğu ve yeni bir sistemi, kontrolü kaybetmeden bu ülkelerinin taleplerine yanıt verecek bir sistemi kurmaktan geçiyor. Bu aşamada da IAEA bünyesinde merkezi bir kontrol organizasyonu kurulması ve uranyum zenginleştirme ile dönüştürme görevinin ise merkezi ülkeler verilmesi gündeme geliyor.
ABD'nin bu yeni sistem içerisinde bölge üssü olarak Türkiye'yi seçmesi ise büyük avantaj. Yetkililer bu adım ile birlikte ABD ile İran arasındaki konuyla ilgili çatışmanın da yumuşayabileceğini belirtiyorlar.

MERKEZ ULUSLARARASI ENTEGRASYON SAĞLIYOR
Uranyum Zenginleştirme Merkezi ile nükleer altyapıyı, nükleer teknolojiyi, yakıt çevrim sistemlerini, nükleer arama geliştirme çalışmalarını ve uranyum zenginleştirme faaliyetlerini uluslararası bir sisteme entegre etmek amaçlanıyor. IAEA'nın kontrolü altında bulunacak nükleer yakıt çevrim hizmetleri ve uranyum zenginleştirme faaliyetleri Uranyum Zenginleştirme Merkezi ile uluslararası siyasi, ekonomik ve askeri şartlarda ne tür bir değişim olursa olsun hem nükleer silahsızlanmanın bir garantisi olacak hem de enerji kaynağı olarak zenginleştirilmiş uranyuma ihtiyacı olan ülkelerin bu hizmetleri almasına olanak tanıyacak. Uranyum Zenginleştirme Merkezi, bilhassa kendi topraklarında uranyum zenginleştirme kabiliyetine ve sistemlerine sahip olamayan ülkelere odaklanmayı amaç ediniyor. Dolayısıyla zenginleştirilmiş uranyum alıcısı ülkeler uranyum zenginleştirme teknolojisini, bilgisini ve know-how'ı elde edemeyecek olmakla birlikte, Merkez nükleer silahlanma amaçlarına hizmet etmemiş oluyor.

RUSYA MERKEZİNİ NASIL KURDU
Rusya lideri Vladimir Putin tarafından 2006'da Saint Petersburg'taki G8 zirvesinde oluşturulan enerji güvenliği gündeminde, ilk olarak nükleer enerjinin global bir altyapıya ulaştırılması ve nükleer silahsızlanma temelinde nükleer enerjiye, ürünlerine ve teknolojilerine sahip olmak isteyen her ülkeye açık bir sistemin oluşturulması hedefi ortaya kondu. Uluslararası merkezlerin ve kurumların da katılacağı bir sistem ile uranyum zenginleştirme faaliyetlerini de içine alacak şekilde nükleer yakıt çevrim hizmetlerini sağlama ve elde edebilme amacı ortaya çıktı.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (IAEA) nükleer enerjinin geleceği konusundaki çalışmaları arasında yer alan Çokuluslu Nükleer Yaklaşımlar (MNA) konseptine G8'den de destek çıkması ile nükleer yakıt çevrimlerinde teknoloji transferi, uranyum zenginleştirme gibi konuların da dahil olduğu, Rusya Federasyonu ile IAEA arasında uyumlu bir yaklaşım platformu oluştu.
Bu yaklaşım çerçevesinde, Rusya Federasyonu'nun Angarsk şehrinde Angarsk Elektroliz Kimyasal Kompleksi'nde (AECC) bir uranyum zenginleştirme merkezi projesi başlatıldı. IAEA ve Rusya Federasyonu arasında konu ile ilgili teatileri ve resmi görüşmeleri süresince ve sonrasında ABD'nin önderliğindeki Global Nükleer Enerji Ortaklığı (GNAP) ile de bağlantılı bir şekilde, Uranyum Zenginleştirme Merkezi'nin uluslararası sistem içerisinde faaliyetlerini sürdürebilmesi için Uluslararası Atom Enerji Ajansı'nın (IAEA) himayesi altında çalışmaların yürütülmesi kararı alındı ve bu amaçla Rusya Federasyonu ve IAEA arasında bir mutabakat imzalandı. Kazakistan da 3 Kasım 2006'da Rusya Federasyonu'nun Uluslararası Uranyum Zenginleştirme Merkezi girişimini desteklediğini resmi olarak açıkladı ve kurulacak yönetim şirketine Kazak sermayesini de ekleme niyetini bildirdi.

ZENGİNLEŞTİRME PAZARINDA SON DURUM NE
Bugün ticari olarak çalışmalarını sürdüren uranyum dönüştürme santralları, ABD, İngiltere, Kanada, Fransa ve Rusya'da mevcut bulunuyor. Büyük ölçekteki ticari zenginleştirme santralları ise, Fransa, Almanya, Hollanda, Amerika, İngiltere ve Rusya'da yer alıyor. Yeni santifürüj santralları, Fransa ve ABD'de inşa edilmeye devam ediyor. İlk defa bir devlet öncülüğünde ve uluslararası bir ortaklık olarak IAEA ile birlikte oluşturulan uranyum zenginleştirme merkezi, Kazak sermayesinin de katkısıyla Rusya'nın Sibirya'daki Angarsk şehrinde kuruluyor. İkinci olarak ise, Fransız Atom Enerjisi Komisyonu'nun önerisiyle Georges Besse II santralı, Fransa'da benzer bir sistem ve konuma dönüştürülmesi aşamasında olmakla birlikte, yine Fransa'nın önerisi çerçevesinde üçüncüsünün Güney Afrika'da kurulması tartışmaları sürüyor.

ANGARSK'TA YÖNETİMDE ORTAK YAPI
Angarsk Uranyum Zenginleştirme Merkezi, halka açık bir anonim şirket statüsünde olması tasarlandı. Bu şekilde Uranyum Zenginleştirme Merkezi'nin üye ülkelerin devlet bütçelerinden bağımsız olarak çalışmasını sağlayacak. Rusya, silahsızlanma konusundaki yükümlülükler çerçevesinde Merkez dahilindeki materyaller ve ürünler üzerinde ulusal kontrole sahip. Ürünün ülkelere ihracı IAEA'nın gözetiminde ve ihracat müeyyideleri çerçevesinde gerçekleştirilecek. IAEA ve Rusya arasındaki mutabakat ile üye ülkelerin de katılımı ile yapılacak. IAEA ve Rusya arasındaki mutabakat ile üye ülkelerin de katılımı ile olacak ve IAEA temsilcilerinin de yönetiminde bulunacağı bir ortak bir danışma mekanizması kurulması öngörülüyor.

TÜRKİYE MERKEZ SAYESİNDE NE KAZANACAK
* Türkiye'nin enerji ihtiyacını karşılama noktasında büyük düzeyde rahatlatıcı, uzun dönemli ve düzenli bir kaynak yaratılacak.
* Küresel enerji ekonomisinde yüksek düzeyde yatırım ve ticari avantaj sağlayacak.
* Her ne kadar siyasi bir araç olarak kullanılmasa da, ülkeye politik prestij ve güç sağlayıcı bir unsur olacak.
* Bilimsel ve teknolojik avantajlar sağlayacak.
* Şeffaf ticareti içermesinden dolayı uluslararası toplumu yönlendirme gücü kazandıracak.
* IAEA ve GNEP ile ilişkili yürütüldüğünden dolayı, dünyanın uranyum zenginleştirmesinin nükleer silahlanma amaçları doğrultusunda kullanılması kaygılarını ve tehditleri ortadan kaldırma yolunda ülkenin katkı sağlayacak.
* Uranyum zenginleştirme faaliyetlerini uluslararası standartlara yükseltmek noktasında ve uluslararası güvenlik anlamında yapacak.
* Türkiye'yi dünyanın en önemli nükleer gelişme sürecinde anahtar bir ülke konumuna yerleştirecek.
* Nükleer enerjiye sahip olmak isteyen başta İslam ülkeleri olmak üzere Türkiye'nin bölgesinin en önemli ülkesi avantajına sahip olacak.
* Türkiye'nin enerji sektöründe mevcut ortaklık içinde bulunduğu ve işbirliği yürüttüğü ülkeler açısından Türkiye'nin bu işbirliği ağını genişletmesi avantajı kazanacak.
* Gelişmiş ileri teknoloji ve ileri düzey kaynak erişimi noktalarında küresel enerji rekabeti içerisinde önemli bir pozisyon elde edecek.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious