Türkiye gerçeği: 'Rotamızı bulursak yeni dünyayı kurarız'

Türkiye gerçeği: 'Rotamızı bulursak yeni dünyayı kurarız' .40878
  • Giriş : 28.08.2007 / 23:14:00
  • Güncelleme : 28.08.2007 / 23:20:53

Türkiye, Özal ve Erbakan'dan sonra üçüncü kez bütün dünyanın yeniden merceklerini çevirdiği bir ülkeyiz

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Yusuf  Kaplan'ın köşe yazısı
Yeni Şafak

Neden peki? İşte Türkiye gerçeği:  Türkiye rotasını bulursa yeni bir dünya kurulur

Seçimlerden bu yana, dünya, Türkiye'yi yakın takibe aldı. Batılılar da, Arap dünyası da, Asya ülkeleri de, Türkiye'nin rotasını bulma sürecinin nasıl bir seyir izleyeyeceğini ve nasıl sonuçlanacağını dikkatle ve merakla izliyor.

Türkiye, Özal ve Erbakan'dan sonra üçüncü kez bütün dünyanın yeniden merceklerini çevirdiği bir ülke hâline geldi. Neden peki?

Bunun iki temel nedeni var: Birincisi, Türkiye'nin, 1908'den itibaren gayr-i Türk / gayr-i Müslim “İngiliz tayfası / mandacısı” İttihatçı komitacıların marifetleriyle rotasını yitirmiş bir ülke olduğunun bütün dünyaca biliniyor olmasıdır.

Abdülhamit'in tahttan indirilmesi, sadece bizim tarihimiz açısından değil, dünya tarihi açısından da bir milattı. Abdülhamit, son Osmanlı'ydı: Hem Osmanlı'nın üzerine gelen Batı uygarlığının askerî, siyasî, ekonomik ve stratejik saldırılarına göğüs gerecek bir “maddî çağdaşlaşma süreci” başlatmıştı. Hem de, Osmanlı'nın iddialarını, sömürgecilere –ve küreselleşen Yahudi sermayesine– kâbuslar gördürtecek kadar küresel boyutlara taşımıştı.

Resmî tarih tezi, niceliksel olarak doğru ama niteliksel olarak yanlıştı. Doğruydu; çünkü sömürgecilere karşı verilen bağımsızlık savaşının öncüsü bizim kurtuluş savaşımız olmuştu. Yanlıştı; çünkü laikleşen, dolayısıyla Batılılaşan Türkiye, tarih kurucu, tarih yapıcı medeniyet idea'larını / fikirlerini, iddialarını ve ideallerini reddettiği için bir ülkenin rotasını nasıl yitirebileceğinin ve başkalarının tayfalığına / mandacılığına zihinsel olarak nasıl soyunabileceğinin ilk ve son örneği olmuştu. Omurgasını gayr-i Türk / gayr-i Müslim tayfaların / mandacıların oluşturduğu 1908 komitacı darbesi, –İngiliz arşivlerinde açıkça belgelendiği üzere– İngilizlerin tezgâhladığı bir darbeydi; bu ülkeyi ve milleti rotasından çıkarmayı hedefliyordu. Nitekim, 1908'den itibaren Türkiye, rotasından çıktı, başkalarının gemilerinde tayfalık / mandacılık yapmaya talim etmeye başladı.

Ancak Türkiye, son seçimlerden itibaren ilk kez sivil ve askerî bürokrasisiyle, siyaset ve ticaret dünyasıyla belli bir müşterek hedefte buluştu: Türkiye, başkalarının yüzdürdüğü gemilerde tayfalık yapmaktan vazgeçecek ve kendi gemisinin kaptanı olabilecek bir noktaya geldi.

İşte dünyanın Türkiye'yi yakın takibe almasının en önemli iki nedeninden biri bu: Türkiye, kendi rotasını bulabilecek mi? Kendi gemisini yüzdürebilecek mi? Yoksa, Amerikalıların ve –Amerikalı– Yahudilerin tayfalığını yapan gayr-i Türk / gayr-i Müslim “yerli” işbirlikçilerin marifetleriyle kendi rotasını bulmak üzereyken, bir kez daha başka gemilerde tayfalığa mı talim etmeye zorlanacak?

Dünyanın Türkiye'yi yakın takibe almasının ikinci nedeni, şu ân tarihî bir geçiş sürecinde yaşıyor olmamız ve önümüzdeki yarım asırda yeni bir dünyanın kurulmak zorunda olduğunun ve rotasını bulmuş bir Türkiye'nin yeni bir dünyanın kurulmasında bizim tahmin ve tahayyül edeceğimizden çok daha fazla boyutlarda kilit ve tarihî bir rol üstleneceği gerçeğinin belli başlı dünya aktörleri tarafından farkedilmesidir.

Rusların modernleştirilmesi/laikleştirilmesi Rusları durdurmuş ve en az bir kaç asır kaybettirmiştir. Aynı şey Çin ve Hindistan için de geçerlidir. Ve daha da önemlisi Türkiye'nin Batılılaştırılması/laikleştirilmesi, dolayısıyla rotasını yitirmesi de Türkiye'ye en az iki-üç asır kaybettirmiştir.

Rotasını yeniden bulabilmiş bir Türkiye, ABD'nin, AB'nin ve İsrail'in çıkarlarının tayfalığını/mandaclığını yapmaktan kurtularak, kendi gemisinin kaptan köşküne geçecek bir Türkiye olacaktır. Eğer Türkiye, Batılıların projelerini körükörüne uygulama aymazlığına son verirse, Batılıların laik Türkiye'yi kontrol ederek Ortadoğu'yu, Hazar havzasını ve Balkanları kontrol edebilmeleri zorlaşacaktır.

Türkiye'ye vaziyet eden gayr-i Türk/gayr-i müslim ya da devşirilimiş, masonlaştırılmış, maymunlaştırılmış tayfaların/mandacıların bizim gemimizi yürütmek yerine başkalarının gemilerinde tayfalığa talim etmek için bağıra çağıra gürültü patırtı yapmalarının nedeni budur.

Birilerinin, bu eski tüfek solcu tayfalara/Amerikan mandacılarına, kaptanlığın ne kadar özgürleştirici bir şey olduğunu anlatmaları gerekiyor ama tayfalık/mandacılık adamların kanına işlemiş olmalı ki, hâlâ efendileri adına gürültü patırtı yapma rollerinden bir türlü vazgeçmek istemiyorlar!

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious