Türkiye için kader seçimi mi?

Türkiye için kader seçimi mi?.15145
  • Giriş : 18.07.2007 / 20:34:00

22 Temmuz günü Türkiye kaderini mi seçecek? Kimi seçecek?

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Son on yıl boyunca, her yıl iki ay veya daha fazla bir süreyi Türkiye'de geçirmekle birlikte kendimi hâlâ dışarıdan biri olarak görüyorum.

Türkçe konuşamayışımın ve vaktimin kalanını Amerika'da geçiriyor olmamın yanında tecrübemde ve anlayışımda kaçınılmaz boşluklar bulunmaktadır. Türkiye farklı ve karmaşık bir ülke. Yine de burada bu kadar sık bulunmamdan dolayı, arkadaşlarımın da yardımıyla, bende ülkeye ve halkına karşı bir muhabbet meydana geldi ve ülkenin geleceğine dair bir ilgi oluştu. Bu tür bir bakış açısından, belki de daha tutarlı bir enformasyona dayalı bir bakış açısından, belli bir tarafsızlığı muhafaza ederek ve belirli bir ilgiye sahip olduğum hissiyatıyla, yani en hayırlısını dileyerek katkıda bulunacak bir konumda olduğumu düşünüyorum. Aynı zamanda, 22 Temmuz seçimleri dolayısıyla bazı yabancı çevrelerde özellikle de Birleşik Devletler'deki muhtemel birtakım (yanlış) yorumlara da aşinayım.

Olağandışı görülen husus, seçimlerin bu derece yoğun bir ilgiye mazhar olmasına karşılık seçim yarışına katılan mevcut partiler ile liderleri arasındaki farklılıkların son derece az oluşudur. Türkiye'nin temel meselelerine dair önemli bir farklılığı hissedebilmek için son derece ayrıntılı bir bilgiye ihtiyaç vardır: Ekonomi ciddi bir eleştiriye hedef olamayacak kadar iyi bir gidişata sahiptir, PKK terörü ve Kürt azınlığa yaklaşım konusunda pek az ihtilaf söz konusudur ve Kıbrıs meselesinin çözümü açısından bakıldığında da aynı şey doğrudur. Bütün partiler güçlü milliyetçi söylemleri dillendiriyorlar, fakat bazılarının sesi diğerlerinden biraz daha tiz çıkıyor. Milliyetçilik en aşırı şekliyle, AB karşıtı bir konumu benimseyen Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Genç Parti (GP) ile ilişkilendiriliyor, fakat Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği beklentisi bir dereceye kadar uzak bir ihtimal olduğundan bu mesele neredeyse gündemin dışında kalmış gibi görünüyor. Gündemde ciddi bir mevzunun bulunmayışı, kampanyaların neredeyse tamamen bayrak asma, parti taraftarlarını harekete geçirme, caddelerde gürültülü sloganlar atarak ve vatanseverlik temalı ezgiler çalarak sesli propaganda yapan araçları dolaştırma şeklinde gereksiz bir şamataya dönüşmesinin sebebini de izah ediyor.

AK Parti'nin performansı...

Anlaşılmayan şey, özde kesin bir ihtilafın olmayışına karşılık niçin bu derece yoğun bir ilgi olduğudur. Medya ile halkın önemli bir kısmı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kişiliğinin ve tarzının ortaya çıkardığı güçlü destek ve muhalefetle birlikte son birkaç yıl boyunca Türkiye'yi yönetmesi nedeniyle haklı olarak bu seçimlerin AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi) yönetimi için bir güvenoylaması anlamına geldiğini düşünüyor. Fakat AKP'nin temsil ettiği şey ile Bay Erdoğan hakkında endişe edilmesinin sebebi çılgınca yapılan farklı yorumlardan kaynaklanmaktadır. Bunların birleştiği temel nokta AKP'nin bu son birkaç yıldaki hükûmet etme tarzı ile Türk toplumunda İslâm'ın rolü arasındaki ilişkiye yönelik tutumlarla ilgilidir.

Okyanus ötesinde Türkiye'deki seçimlere gösterilen ilginin kaynağının, kesinlikle ve özellikle İslâm yanlısı kuvvetlerin gücünün bir göstergesi olarak görülmesi olduğunda şüphe yoktur. TIME dergisinin başörtüsü takan tek bir genç kadının görüntüsü etrafında kurgulanan seçimlerle ilgili kapak konusu, bu seçimlerin niçin bu kadar önemli olduğu hakkındaki hükmü ifade etmek için seçilmişti. AKP'ye muhalefet edenler genel olarak partinin temel meselelerle ilgili yaptıklarının bir tehlike oluşturduğunu düşünmüyorlar, ancak halk nezdinde sürekli artan popülaritesini Türk laikliği için bir tehdit olarak görüyorlar. Niçin böyle bir tehdidin var olduğuna dair farklı çeşitlemeler mevcuttur ve bizzat AKP'nin kendisini lâiklik karşıtı olarak takdim etmeyip aksine laikliğin sürdürülmesine adamış olması nedeniyle kafa karışıklığı daha da derinleşmektedir. Kemal Atatürk'ün mirasının en ateşli takipçileri, bu tehdidin gizli bir gündeminin bulunduğuna ve AKP'nin Türkiye'yi bir İslâm devletine dönüştürerek en sonunda şeriat kanunlarını uygulayacağına ve nihayet ülkenin İran'a benzeyeceğine inanmış görünüyorlar. Bu tür bir geleceğe hem sosyal sonuçları hem de bir askerî darbeye veya daha kötüsü Cezayir'de 60 bin kişinin ölümüne yol açana benzer bir tür iç savaşa yol açmasının muhtemel olduğu düşüncesiyle karşı çıkılıyor. Bu korkular muhtelif asılsız söylentilere ve AKP hükûmetinin değişik düzenlemelerinde demokrasi karşıtı uygulamalar yapıldığı şeklindeki iddialara yol açıyor.

Kemalistleri anlamak neden zor?

İslâmî etki hakkındaki bu endişeler güçlü bir etki icra eden daha kurnazca formları varmış gibi gösteriyor. Kadınlar, özellikle caddelerdeki başörtülülerin sayısının artışından bahsediyorlar ve şüphesiz samimiyetle bunun kendilerini belli kamusal alanlarda rahatsız ettiğini söylüyorlar. Her nasılsa bu İslâmî temayül pek çok kişinin zihninde AKP yönetimi ve sözde İslâm'ı teşvik etmeye yönelik olduğu varsayılan gizli program ile irtibatlandırılıyor. Bu tür davranışların tamamen gözden kaçırdığı şey, Türkiye gerçeğinin bütünüyle tam tersi olduğudur. Başını örten kadınlar Türk üniversitelerinde okuyamazlar, pek çok mesleği icra edemezler ve kamu görevlerinde çalışamazlar; uzun zamandan beri de Türkiye'deki yaşam alanlarının neredeyse tamamında zalimane bir ayrımcılığa maruz kalmaktadırlar. Onların sürekli boyun eğmeleri meseleye Türkiye'nin ne tür bir toplum haline geldiğini test etmek için elverişli bir turnusol kağıdı potansiyeli kazandırmaktadır. Bu husûmetlerin altında yatan şey, AKP'nin Türk toplumunun dinî yönelime sahip çoğunluğunu serbest bırakması halinde bunların hükûmetin kontrolünü sağlam bir şekilde bir kez ele geçirdikten sonra bütün ılımlılık görüntüsünden vazgeçerek durumun daha önce kendilerine baskı yapmış olanların aleyhine döneceği şeklindeki zımni bir endişedir. Nietzsche'nin de ikaz ettiği gibi, daha önce baskı altında olanların öfkelerinden sakınmak gerekir.

Burada da bolca tartışmalar olmakta ve kafa karışıklığı meydana gelmektedir. Her şeyin ötesinde Türkiye büyük çoğunluğu Müslüman olan bir toplumdur. İslâmî-dinî bir kimliğin ifade edilmesi niçin Atatürk'ün mirasını koruduklarını iddia edenler tarafından sosyal ve siyasi olarak tehlikeli bir şeymiş gibi muameleye maruz kalsın? Ortaya atılan gerekçe başörtüsünün siyasi bir sembol olduğu, laiklik karşıtı olduklarını göstermeye meraklı erkek egemen aileler tarafından zorla empoze edildiği ve Türkiye'de başını örtenlerin tarzının diğer yerlerdekinden farklı olduğu; özellikle Türkiye'yi modern yaşam tarzından döndürmek isteyen ülke içindeki güçlü hareketle ilişkili olduğu şeklindedir. Bütün bunlar seçimle ilgilidir, zira AKP'nin elde edeceği bir zafer, muhalifleri tarafından geniş bir şekilde laiklik ve modernizme karşı bir patlama olarak görülmektedir.

Bu meselelerle ilgili olarak bakıldığında genel algıların yanıltıcı ve tehlikeli olduğu kanaatindeyim. Türkiye'deki seçimlerde asıl problem laikliğin kendisi değil gerçek mahiyeti hakkındaki derin ihtilaftır. AKP yönetim dönemi boyunca açık bir şekilde laik bir gündem izledi, ateşli bir şekilde ve özellikle de üyeliğin olabilirliğinin daha yüksek olduğu yönetimlerinin ilk yıllarında Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin bir üyesi haline gelmesiyle ilgili reformların savunuculuğunu yaptı. AB yanlısı bu bakış açısı insan hakları ve anayasal bir demokraside ordunun rolünü daha iyi tayin etme açısından seçilmiş siyasi liderlerin bağımsız hareket edebilmesini sağlayacak bir dizi reformun kabulüne imkan tanıdı. Türk ekonomisini yönetmedeki başarısının yanında, sözünü ettiğimiz AKP dönemi problem çözme, (Kıbrıs gibi) çekişmeli konularda uzlaşma arama ve her şeyin ötesinde Türk demokrasisinin kökleşmesi açısından en yapıcı bir dönem oldu.

Meselenin bu arkaplanına karşılık, tarafların hiçbiri tarafından telaffuz edilmemekle birlikte ben asıl tartışmanın Türkiye'nin ne tür bir lâik toplum olmak istediği konusunda olduğuna inanıyorum. Tartışmanın laik olduğu iddia edilen tarafı, siyasi İslâm korkusu ve hükûmet yetkisini yeniden kontrol etme arayışı içinde, kendi kimliklerini açıkça dinî inançlarıyla ilişkilendirenlere karşı ayrımcı bir ilişki tesis eden dışlayıcı bir İslâm'da ısrar edilmesini tercih etmektedir. Tartışmada hâkim konumda olan AKP ise lâikliğin bütün Türk vatandaşlarına ayrımcılık yapmayacak bir tarzda muamelede bulunan daha kuşatıcı bir yapıya kavuşturulmuş yeni bir tanımının yapılması şeklinde bir tercih ortaya koyuyor. Fakat bu tür iyimser bir değerlendirmeyi gölgede bırakan birtakım belirsizlikler mevcuttur. Kadının sosyal statüsü, Alevi vatandaşlara karşı nasıl davranılacağı, bölgesel ve ulusal düzeyde Kürt meselelerinin nasıl bir yaklaşımla en iyi şekilde üstesinden gelinebileceği gibi birçok gerilim konusu AKP destekçilerini bölmektedir.

Türkiye'nin geleceği seçimlere bağlı

Şayet bu yorum az veya çok doğru ise, bu durumda AKP'nin iktidarı felç edecek bir koalisyona muhtaç olmadan yeniden iktidar olması ümit verici bir sonuç olacaktır. Mücadelede AKP karşıtı cephede yer alan ve aşırı solcu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) veya aşırı sağcı MHP'ye oy vereceklerini, fakat bu partilerin başarılı olması halinde bunun ekonomi ve ülke için bir felaket olacağını söyleyen pek çok kişiyle konuştum. Bunların amacı AKP zaferinin bir koalisyon hükûmetini gerektirecek düzeyde kalmasını sağlayarak kamu politikası açısından devamlılığın sağlanmasıdır. Bu tür bir sonuç, bütün eğilimlerin yaratıcı ve üretken bir demokratik çerçevede bir araya gelişine bağımlı olan Türkiye'nin siyasi geleceği açısından bir gerilemeye yol açacaktır. AKP laiklik açısından bir tehdit olmaktan ziyade Türkiye'nin ihtiyacı olan ve önümüzdeki yıllarda Türkiye'nin büyük potansiyelinin canlandırılmasına imkan tanıyacak yegane istikamet olan daha kapsayıcı bir laiklik yönündeki değişim için güçlü bir vasıtadır.

Anlaşıldığı gibi, Türkiye'deki seçimler İslâmî bir tehditle ilişkisi açısından değil, fakat Türkiye'nin lâik bir toplumun potansiyelinin tamamını gerçekleştirmek için harekete geçip geçemeyeceği; daha açık bir ifadeyle halkının tamamını inanç ve uygulama farklılıklarına karşı hoşgörü gösterecek işleyen bir demokratik bütüne dahil etmesi açısından önemlidir. Türkiye'nin deneyiminde yakalandığı alışılmadık çarpıklık, toplumun çoğunluğunun, aslında dinî inançlarını beyan edenlere karşı tolerans göstermediği için laikliğe de aykırı olan baskıcı bir "laiklik" formundan kurtulmak için gecikmeli de olsa arayış içinde oluşudur. Türk seçmeni ve "derin devlet" (ordu ve istihbarat birimleri) tarafından AKP'nin bu istikamette hareket etmesine izin verilir veya verilmez; fakat şayet buna izin verilecek olursa AKP, 22 Temmuz'a kadar yüzeyde önemsiz konular etrafında sürdürülecek olan siyasi mücadelenin çözülmesi zor asıl meseleleri olan gerçek laiklik ve demokratik devlet vizyonunu gerçekleştirecek kabiliyet ve sebata sahip olacaktır.

(*) Bu yazıyı Zaman için kaleme alan Ord. Prof. Falk, dünyaca ünlü uluslararası ilişkiler hocasıdır. Princeton Üniversitesi öğretim üyesi olan ve Filistin Raporu büyük yankı uyandıran Falk, değişik dillerde yayınlanmış çok sayıda kitap ve makalesiyle biliniyor.

Richard Falk

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious