Türkiye kadın haklarıyla yükselecek

  • Giriş : 10.03.2007 / 00:00:00

Türkiye ilginç bir ülke. Bir taraftan kadın sorunlarıyla bocalarken diğer taraftan da bazı alanlarda Avrupa'da en ilerideki ülkeler arasında.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Örneğin özel sektörde üst düzey yönetici, bankacı, mühendis, avukat ve akademisyen gibi alanlardaki kadın oranıyla Türkiye Avrupa'da en ileri birkaç ülkeden biri

Türkiye'nin temel sorunları her ülke için olduğu gibi birbirine bağlı. Ekonomi, siyaset, toplumsal kalkınma... Bir çözüm stratejisine nereden girerseniz karşınıza diğer boyutlar ve altbaşlıkları çıkıyor. Bu noktada da en temel sorunlar belirginleşiyor: ekonomik büyüme ve eğitim.

Bir de bazı konular vardır ki anahtar rol oynarlar. Çok boyutlu bir şekilde her alanda ülkenin geleceğini etkilerler. Bunların başında kadın hakları geliyor. Kadın sorunlarının, kadının değil tüm toplumun sorunları olduğu bilinci yaygınlaşmalı. Hangi siyasal eğilim, sosyal konum ve bireysel psikolojide olursa olsun, kimsenin göz ardı edemeyeceği bir gerçek var: Türkiye'de kadın hakları ilerledikçe Türkiye kalkınacak, küresel düzende yükselecek.

Kadın hakları olarak tanımlanan ilerlemeler geniş bir yelpazeye yayılmakta: çalışma koşulları, eşit işe eşit ücret, okullaşma, siyasete katılım, aile içi şiddet, bireysel ve kültürel özgürlükler... Bu yöndeki gelişmelerin doğrudan etkilediği alanların bazılarını alt alta yazınca ufuk daha da berraklaşabilir:

# İnsan hakları ve laik demokrasi
# Ekonomik büyüme
# Eğitim
# İstihdam
# Girişimcilik
# Verimlilik, üretkenlik
# Sosyal güvenlik
# Kırsal kalkınma
# Bölgesel kalkınma
# Tarım
# Bilgi toplumu
# Kamu sağlığı
# Türkiye'nin imajı
Son maddeden yola çıkarak bir seri alt başlık: AB'ye üyelik süreci, ihracat, yabancı sermaye, vize sorunları, dinler arası hoşgörü...

Derin mahcubiyet
Mustafa Kemal Atatürk Kurtuluş Savaşı'nın en zor günlerinde topladığı eğitim şûrasında asıl kurtuluşun toplumun eğitimi ile mümkün olabileceğini ilan eden ve salondaki kadın eğitimcileri iliştirildikleri kenar sandalyelerden erkeklerin arasına ve öne davet eden bir bilgeydi. Cumhurbaşkanlığı döneminde söylemiyle, devrimleriyle, attığı her adımda ve tarihe mal olacağının bilincinde çekilen fotoğraflarında Türk kadınını yücelten bir önder. "Kadınlarını geri bırakan toplumlar geri kalmaya mahkûmdur" sözlerinin sahibi evrensel siyaset dehası.

Geride kalan yüzyıl içinde Türkiye dünya sahnesinde yerini pekiştirdi. İlerledi, gelişti, serpildi. Sonuç şöyle: Birleşmiş Milletler'in cinsiyete dayalı dünya gelişmişlik sıralamasında 136 ülke arasında Türkiye 71. sırada sürünüyor. Dünya Ekonomik Forumu'nun Cinsiyet Uçurumu Endeksi'nde de 115 ülke arasında 105. sırada sefilleşiyor. Kadınların yüzde 20'sinin okuryazar olmadığı, işgücüne katılımlarının son yıllarda yüzde 30'un altına düştüğü, TBMM'nin yüzde 4,4'lük bir kadın oranıyla toplumdan koptuğu bir ülke için hak edilmiş bir küresel performans faciası söz konusu.

Umuyoruz ki gerek seçim döneminde, gerekse yeni meclis ve hükümet döneminde herkes ne kadar "en vatansever" olduğunu artık somut sorunlara somut çözümler üretme yarışıyla ispatlayacaktır. Ayrıca artık Türkiye'nin kaderinde kadın sayısının katlanarak artığı meclis ve hükümetler yok mu?

AB'nin de sorunu
Cinsiyetler arası fırsat eşitliği Avrupa Birliği'nin de temel bir politikası. Münhasıran sosyal boyutta değil. Aynı zamanda bir demokrasi, ekonomik rekabet gücü ve güçlü toplumsal yapı hedeflerinin belirleyici bir aracı olarak. AB Komisyonu'nun bu konudaki son raporuna göre 1999 ile 2004 arasında yaratılan istihdamın dörtte üçü kadınlar tarafından doldurulmuş. Toplam kadın istihdam oranı ise son yıllarda yüzde 56'yı aşmakta. Kadınlar ile erkekler arasındaki istihdam oranı farkı Kuzey ülkelerinde ortalama yüzde 10, Akdenizlilerde yüzde 20 civarında seyretmekte.

Fakat tabloyu daha dikkatli inceleyince birçok sorun sinyali gözlemlenmekte. Avrupalı kadınlar kendi cinsiyetlerine özgü olarak tanımlanan iş alanlarında yoğunlaşıyor. Bazı ülkelerde yarı süreli işlerde çalışan kadın oranları erkeklere göre çok yüksek. Şirketlerde yönetici düzeyde yalnızca 32, yönetim kurullarında yüzde 10 ve en üst düzeyde ('CEO') yüzde 3 oranlarında kadın var. Akademik dünya ve Ar-Ge alanında doktoralı kadın sayısı yüzde 43, fakat profesör kadın oranı yüzde 15. Kadınlar aynı işteki erkeklere oranla ortalama yüzde 15 daha az ücret alıyor. İşyerlerinde ve konut alanlarında çocuk yuvaları sayı ve nitelik olarak daha fazla yatırım gerektiriyor.

Avrupa Parlamentosu
Artık gezegenin tüm kıtalarında gelenekselleşmeye başladı: 8 Mart haftasında gündem kadın haklarına odaklanıyor. Brüksel'de Avrupa Parlamentosu bu konuda özellikle etkin. Bu yıl da, geçen yıl olduğu gibi 'AB'ye Üyelik Sürecinde Türk kadını' başlıklı geniş katılımlı bir konferans düzenlendi. Avrupa Sosyalist Partisi, KAGİDER (Türkiye Kadın Girişimciler Derneği) ve TÜSİAD bu etkinliğe ev sahipliği yaptı. Avrupa Parlamentosu'nun büyük salonlarından birisinde Türkiye'de kadın haklarındaki gelişmeler, sorunlar ve çözüm yolları tartışıldı. Sosyalist grup üyesi Hollandalı Avrupa Parlamenteri Emine Bozkurt açılış konuşmasında kendi sorumluluğunda bu yıl ikincisi hazırlanan 'Türkiye'de Kadın Hakları' raporunu açıkladı. Yapıcı bir anlayışın hâkim olduğu raporda Türkiye'de son bir yılda gerçekleşen ilerlemeler ve acilen atılması gereken somut adımlar açıklanıyor. Daha sonra söz alan İzmir Milletvekili ve AK Parti Başkan Yardımcısı Prof. Nükhet Hotar Göksel Türkiye'nin kadın haklarını geliştirmek üzere uygulamakta olduğu projeler hakkında bilgi sunarken, hükümetin bu konudaki siyasi kararlılığını vurguladı. TÜSİAD'ın 'AB Sürecinde Kadın' çalışma grubu başkanı Feryal Menemenli kadın haklarında yasal ilerlemelere rağmen yaşanan uygulama sorunlarını ve siyasette kota uygulamasının önemini özellikle belirtirken, AB sürecinin ve küreselleşmenin bu yönde oynadığı olumlu role dikkat çekti.
Konferansın ikinci bölümünde, kadın girişimcilik kavramını zihinlerde ve uygulamada somutlaştıran KAGİDER adına Gülseren Onanç 'AB Yolunda Kadın' projesini anlattı. İspanya, Bulgaristan ve Romanya'dan sivil toplum kuruluşu ortaklarla yürütülmekte olan proje, AB sürecinde kadın erkek eşitliği konularında Avrupa Komisyonu, üye ülkeler, sivil toplum ve kamu kuruluşlarını tek bir platformda buluşturuyor; daha hızlı bir ilerlemenin itici gücünü tetikliyor. Ka-Mer adına söz alan Nebahat Akkoç, toplumsal şiddetin doğal uzantısında, kadına şiddet sorunlarının tüm ülkelerde değişik derecelerde maruz kalınan etkilerinin altını çizdi. Birleşmiş Milletler yetkilisi Meltem Ağduk kadınların eğitimi ve sosyo-ekonomik konumunu güçlendirmeye yönelik somut projeleri sahada nasıl uygulandıklarını, zorlukları ve başarı vakalarını anlattı.

Konferansa katılanlar öğrendiler ki, Türkiye Avrupa'nın güçlü kadın kuruluşu European Women's Lobby'de de mevcut ve etkin. EWL yönetim kurulu üyesi, Ankara Üniversitesi'nde öğretim üyesi ve Türkiye'de sivil toplum ve kamuda kadın hakları çalışmalarına büyük emeği geçmiş olan Selma Acuner mevcut girişimleri anlatarak gelecekteki yeni başarılara da ışık tutarken AB tarafına da sordu: "Biz Türkiye'de üzerimize düşeni yapıyoruz, ya siz?". Son alarak söz alan sosyal politikalardan sorumlu AB Komiseri Vladimir Spidla ise kadın hakları alanında Türkiye'deki her ilerlemenin AB üyeliğini daha da yakınlaştıracağına dikkat çekti.

Zaten konferansın genel mesajlarından biri de AB içindeki Türkiye tartışmasınaydı: "Türkiye'de kadın hakları sorunlarına yönelik somut çözüm yolları vardır. Bizzat Türk toplumu bu sorunları çözmek için seferberdir. AB süreci çözüme destektir. Türkiye'nin bu yöndeki başarıları aynı zamanda Avrupa'nın geleceği için de bir artı değer oluşturmaktadır".
Aynı çerçevede, Türkiye'deki diğer birçok kadın hakları girişimi de takdirle anıldı. Örneğin TİSK ve sendikaların konuya verdikleri önem, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin eğitim amaçlı mikro-kredi projesi, MEB'in UNICEF destekli 'Haydi Kızlar Okula' kampanyası, Hürriyet'in 'Aile İçi Şiddete Son' ve Milliyet'in 'Baba Beni Okula Gönder', kampanyaları, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü ve Diyanet İşleri gibi kamu kuruluşlarının atılımları, Marmara Grubu'nun 'Ulusal Kadın Politikaları Eylem Planı', AÇEV, TKB, ÇKGV, Uçan Süpürge, Mor Çatı, barolar ve diğer kurumların çalışmaları, Ka-Der'in siyaseti acilen gereksinimi olan kadınlaştırma hedefli etkinlikleri...

Daha kadın bir Türkiye için
Son yıllarda kadın sorunlarına olan siyasal ilgi arttı. Bunda sivil toplum kuruluşlarının büyük etkisi var. İlgili bir devlet bakanlığı ve genel müdürlüğün varlığı, AB sürecinde Türk Ceza Kanunu ve Medeni Kanun değişiklikleri, toplumsal duyarlılık artışı ve çoğalan etkinlikler olumlu eğilimler yansıtıyor. Tabii bütçesi dar bir bürokrasinin sınırları var. Zaten genelde üst düzeyleri kadınsız bir bürokrasinin ülkenin tüm sorunları karşısında yapısal bir sorunu var demektir. Önümüzdeki dönemde diğer acil bir hedef, sosyo-ekonomik örgütler, odalar ve diğer alanlardaki sivil toplum kuruluşlarında da kadınların en üst düzeylerde yönetim ve temsil görevlerine gelmesidir. Bu kurumlar toplumun önünde mi, yoksa ortaçağ karanlıklarında mı çok yakında belli olacak. Artık hiçbir kurum 21. yüzyılın cinsiyet ayrımsız bir bilgi toplumu çağı olma sınavından kaçamamalı. Kadınsız seçim listeleri, meclisler, hükümetler, bürokrasiler, vilayetler, yönetim kurulları utanç verici olarak algılanmalı.

Aslında Türkiye ilginç bir ülke. Bir taraftan kadın sorunlarıyla bocalarken diğer taraftan da bazı ilgili alanlarda Avrupa'da en ilerideki ülkeler arasında yer alıyor. Örneğin özel sektörde üst ve en üst düzey yönetici, bankacı, mühendis, avukat ve akademisyen gibi alanlardaki kadın oranıyla Türkiye Avrupa'da en ileri birkaç ülke arasında yer almakta. Türk kadını engellenmezse ve hatta engellemelere rağmen küresel rekabet gücüne ulaşabildiğini ispatlamış durumda.

AB mevzuatına uyumda Türkiye'nin atması gereken her adım doğrudan Türkiye'nin kazancı olacak. Demokrasiden, ekonomik ve toplumsal kalkınmaya her alanda Türk kadının güçlenen konumu AB sürecinde ülkenin önünü açacak. Ayrıca, Türkiye'nin imajı güçlenecek. Dolayısıyla en önemli dış politika ve ekonomik çıkarları, Türkiye Cumhuriyeti'nin ve vatandaşlarının uluslararası onuru ve saygınlığı yükselecek.

Türkiye insanlık uygarlığı tarihinde 'ne kadar erkek bir toplum' olduğunu yeterince ispatlamış olmalı. Ekonomi, insani kalkınmışlık ve uluslararası ilişkilerde eksik bir toplum olarak yol buraya kadar. Artık Türkiye'nin aynı zamanda 'kadın bir toplum' olarak yükselme zamanı.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious