Türkiye'de sistemi tıkayan rakam: 367

Türkiye'de sistemi tıkayan rakam: 367.11223
  • Giriş : 18.06.2007 / 05:14:00

Mahkemesi , vermiş olduğu bazı kararlarla bir yandan geniş yankılar uyandırarak yoğun tartışmalara sebep olurken, bir yandan da bizzat kendisi tartışmaların odağında yer almaktadır.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


AYM, 30.04.2007 günü cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin olarak, netice itibarıyla Türkiye'de sistemin tıkanmasına sebep olan ve toplantı yeter sayısını üçte iki (367) olarak öngören "yürürlüğü durdurma" kararı verdi. Daha sonra da, son oylaması 31.05.2007 günü yapılan ve 15.06.2007 günü Cumhurbaşkanı tarafından halkoyuna sunulmak üzere onaylanarak Resmi Gazete'de yayımlanmak üzere Başbakanlık'a gönderilen Anayasa değişikliğinin 1. maddesine ilişkin oylamada üçte iki (367 oy) çoğunluk sağlanmadığı gerekçesi ile bu Anayasa değişikliği için, ilk önce daha henüz Resmi Gazete'de yayımlanması beklenmeden CHP tarafından AYM'de iptal davası açıldı, daha sonra da Cumhurbaşkanı konuyu AYM'nin önüne getireceğini açıkladı.

Türkiye belki de hiçbir rakamdan 367'den çektiği kadar çekmedi; hiçbir rakam bunun kadar sistemi kilitlemedi. Bu rakamın, cumhurbaşkanlığı seçiminde olduğu gibi, Anayasa değişikliğinde de sistemi tıkaması ihtimali belirdi. Ayrıca, 22 Temmuz genel seçimini takiben yapılacak TBMM Başkanlığı seçimlerinde de bu rakam karşımıza çıkacak, belki de aylarca sürecek seçim turları neticesinde TBMM başkanı uzunca bir süre seçilemeyebilecektir. Başkanlık Divanı'nın seçilememesi neticesinde, tabii olarak hem yeni hükümetin kurulmasının, hem de Cumhurbaşkanı seçiminin ertelenmesi ihtimali ortaya çıkacaktır. Bu, yapılan seçimlerin de demokrasi içinde çözüm olamaması olgusunu ortaya çıkaracaktır.

1970 yılındaki kararlar emsal kabul edilemez

AYM'nin, önüne gelen son Anayasa değişikliği konusunda ne yönde karar vereceği bilinmemekle birlikte, iptal yönünde karar vermesi ihtimal dışı görünmemektedir. Peşin olarak AYM'nin kasıtlı ve art niyetli bir şekilde sırf sistemi tıkamak amacıyla karar verdiğini söylemek haksızlık olur. Fakat daha önce cumhurbaşkanlığı seçiminde verdiği yürürlüğü durdurma kararı ile Anayasa değişikliğine ilişkin olarak muhtemelen verebileceği iptal kararı neticesinde, bu rakamın sistemi tıkama noktasından ne tür sonuçlar doğuracağı gün gibi aşikârdır.

Bazı yayın organlarında, AYM'nin 1961 Anayasası döneminde verdiği 16.06.1970 tarih ve E. 1970/1, K. 1970/31 sayılı kararı gündeme getirilerek, bu kararda yer alan "Anayasa Değişikliği teklifinin maddelerinin Millet Meclisi'ndeki oylanmalarında 2/3 karar yeter sayısının aranması gerektiği" yönündeki içtihadının, 1982 Anayasası döneminde de emsal kabul edilebileceği üzerinde durulmaktadır. Oysa 1961 Anayasası'nın Anayasa değişikliğine ilişkin hükmü ile 1982 Anayasası'nın hükmü aynı değildir. 1961 Anayasası'nın 155. maddesine göre: "Değiştirme teklifinin kabulü, Meclislerin ayrı ayrı üye tamsayılarının üçte iki çoğunluğunun oyuyla mümkündür". Aynı Anayasa'nın 147. maddesinin ilk metnine göre: "AYM, kanunların ve TBMM İçtüzüklerinin Anayasaya uygunluğunu denetler". Bu madde 20.09.1971 tarih ve 1488 sayılı kanun ile değişikliğe uğramıştır. Bu değişikliğe göre: "AYM, Anayasa değişikliklerinin Anayasa'da gösterilen şekil şartlarına uygunluğunu denetler".

1961 Anayasası'nın bu maddelerinde Anayasa değişikliğinin Anayasa'ya uygunluğunun denetimi konusunda "denetimin alanını genişletici" hükümler yer almaktadır. İlk metinde Anayasa değişikliklerinin Anayasa'ya uygunluğunun denetimi konusunda "esasa ilişkin denetimi" dışlayan bir hüküm mevcut değildi. 1971 Anayasa değişikliği ile bu denetim sadece "şekli denetim" ile sınırlandırılmıştır. Fakat şekli denetimin kapsamı belirlenmemiştir. AYM de, bu belirginsizlikten istifade ederek, Anayasa'nın 9. maddesinde yer alan "teklif yasağı"nı içeren hükmünü şekli denetim kapsamına dâhil ederek, Cumhuriyet'in bir sistem olarak korunması kapsamında, Anayasa'nın 1. ve 2. maddeleri ile 2. maddenin gönderme yaptığı Başlangıç bölümünde yer alan temel ilkelerle çelişen Anayasa değişikliklerini, "şekli denetim görünümü" altında esasa ilişkin olarak denetleme yoluna gitmiştir (AYM Kararı: E. 1970/1, K. 1970/31, KT: 16.06.1970). Diğer yandan, Anayasa'da oylama çoğunluğuna ilişkin sadece bir tek rakam bulunmaktadır, o da üye tamsayısının üçte ikisidir. Bu oylama çoğunluğunun, gerek her bir maddenin oylanmasında, gerekse son oylamada dikkate alınması Anayasa'nın hükmü ile çelişmemektedir. Hatta Anayasa'nın hükmü bunu icap etmektedir.

Maddelerle ilgili oyçokluğu rakamı yok

1982 Anayasası'nın "Anayasa değişikliğinin Anayasa'ya uygunluğunun denetimine ilişkin hükmü" ise 1961 Anayasası'ndan farklılık arz etmektedir. 1982 Anayasası'nın 175. maddesinde Anayasa değişikliğinin kabulüne ilişkin olarak iki tane kabul yeter sayısına yer verilmektedir. Madde 175/1'e göre: Anayasa değişikliğine ilişkin "... Değiştirme teklifinin kabulü Meclis'in üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun gizli oyuyla mümkündür". 3. fıkraya göre: "Meclis, geri gönderilen kanunu, üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile aynen kabul ederse Cumhurbaşkanı bu kanunu halkoyuna sunabilir". 4. fıkraya göre: "Meclisçe üye tamsayısının beşte üçü ile veya üçte ikisinden az oyla kabul edilen Anayasa değişikliği hakkındaki kanun, Cumhurbaşkanı tarafından Meclis'e iade edilmediği takdirde halkoyuna sunulmak üzere Resmî Gazete'de yayımlanır". 148. maddede Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların Anayasa'ya uygunluğunun denetimi biraz daha belirgin hale getirilmiştir. Buna göre: AYM, "Anayasa değişikliklerini sadece şekil bakımından inceler ve denetler" (Fıkra 1). 2. fıkraya göre, Anayasa değişikliklerinin şekil bakımından denetlenmesi "teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır". 1982 Anayasası'nda, AYM'nin Anayasa değişikliklerinin Anayasa'ya uygunluğuna ilişkin denetim konusunda yetkisi mümkün olduğu kadar daraltılmak istenmiş; yorum yolu ile "şekli denetim görünümlü gerçekte esasa ilişkin denetim yolu" kapatılmak istenmiştir.

Anayasa değişikliğine ilişkin görüşmelerde her bir maddenin hangi oy çoğunluğu ile kabul edileceği konusu Anayasa'da açık bir şekilde düzenlenmiş değildir. Anayasa'da iki tane karar yeter sayısına yer verilmiştir. Birisi beşte üç, diğeri de üçte ikidir. Son oylamanın beşte üç olması halinde ne olacağı konusu ayrıca düzenlenmiştir. Fakat maddelere ilişkin oylamalarda hangi çoğunluğun aranacağına ilişkin açıklık bulunmamaktadır. Burada 175/1'de yer alan beşte üç çoğunluğa ilişkin mutlak hüküm, her bir maddeye ilişkin oylamanın beşte üç çoğunlukla kabul edilebileceği yönündeki görüşe açık bulunmaktadır. Bu konu açıkça düzenlenmediği için, konunun belirlenmesinin TBMM'nin takdir yetkisi alanına girdiği kanaatindeyim. Nitekim TBMM'nin bu yetkiye istinaden İçtüzük'te yaptığı düzenleme de bu anlama uygun bulunmaktadır. İçtüzüğün 94. maddesinde şu hüküm yer almaktadır: "Anayasa'da değişiklik tekliflerinin birinci ve ikinci görüşmelerinde, maddelerin kabulü ile ikinci görüşmenin sonunda tümünün kabulü üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun gizli oyu ile mümkündür. Birinci görüşmede gerekli çoğunlukla kabul oyu alamayan bir madde ikinci görüşmede de gerekli çoğunlukta kabul oyu alamamışsa reddedilmiş olur". Diğer yandan, İçtüzük'ün bu hükmü, benimsemiş olduğum yorumla uyumlu olduğu gibi, daha önce yapılan birçok Anayasa değişikliğinde de bazı maddelerin görüşülmesinde 367 sayısı yakalanmadığı halde Anayasa'ya aykırılık durumu tartışma konusu olmamıştır.

Beşte üç veya üçte ikisinden az oyla kabul olunan Anayasa değişikliğinin, Meclis'e iade edilmediği takdirde zorunlu olarak topluca halkoyuna sunulacağı öngörülmüştür. Ayrıca üçte iki çoğunlukla kabul edilen Anayasa değişikliklerinde kısmen onaylama, kısmen iade ve kısmen halkoyuna sunma imkânı da öngörülmüş. Fakat Anayasa'da cumhurbaşkanının madde bazında beşte üç çoğunlukla kabul edilenleri zorunlu olarak, üçte iki çoğunlukla kabul edilen maddeleri de ihtiyari olarak halkoyuna sunmasını öngören bir hüküm yer almamaktadır. Cumhurbaşkanı, son oylamanın üçte iki çoğunlukla kabul edilmesi halinde, maddelerin her birisine ilişkin karar yeter sayısına bakmaksızın, dilerse, halkoylamasına, dilerse Meclis'e iade, dilerse onaylama konusunda serbest kılınmıştır.

İptal davasının sonucu çok önemli

Diğer yandan yasama organının, Anayasa'nın 175/1. fıkra hükmünü esas alarak her bir maddenin görüşülmesi esnasında beşte üç çoğunluğu öngören bir İçtüzük hükmünü düzenlemesini yasaklayan açık bir Anayasal norm bulunmamaktadır. Yasaklayıcı ve sınırlandırıcı bir hüküm olmadığı bir durumda yasama organının takdir yetkisinin kısıtlanması, bu yönde bir iptal kararının verilmesi, yargının yasama alanını daraltması olgusunu ortaya çıkaracaktır.

Burada önemli bazı sakıncalara da değinmek istiyorum. AYM'nin cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin toplantı yeter sayısını 367 olarak öngören yürürlüğü durdurma kararı toplumun büyük bir kesiminde zorlama bir yorum olarak değerlendirilmiş; bu durum sistemin tıkanmasına sebep olmuş; hatta bu karar sebebiyle "yargıçlar hükümeti"nin ortaya çıktığı yönünde eleştiriler ortaya çıkmıştır. Bu karar sebebiyle AYM'nin geniş halk kesimleri nezdindeki saygınlığı zedelenmiş; Mahkeme'nin, verdiği kararlarla sistemi tıkayan, yasamanın yetki alanına Anayasa'ya aykırı bir şekilde müdahale eden organ olarak yorumlanıp algılanmasına yol açmıştır. Anayasa değişikliğinin ilk maddesinin 367 çoğunlukla kabul edilmediği gerekçesi ile iptal olunması, toplumda cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin olarak verilen yürürlüğü durdurma kararına benzer bir tepki ile karşılaşabilecektir. Hem de referanduma sunulan bir konuda halkın iradesinin ne olduğu daha henüz belli olmadığı bir dönemde verilebilecek bir iptal kararı, konunun AYM kararı yolu ile halkın önünden kaçırılması olarak yorumlanabilecektir. Bu da Mahkeme'nin halka rağmenci bir konuma düşmesi sonucunu doğuracaktır. Elbette ki "halkın çoğunluğu ne derse o doğrudur" şeklindeki bir düşünce, çoğulcu demokrasi ile çelişir. Fakat burada ilgili Anayasa değişikliğinin halkoyuna sunulması neticesinde ortaya çıkacak ve çoğunluğun iradesini yansıtacak olan onaylama işlemi, çoğulcu demokrasiyi bertaraf edebilecek bir durum değildir. Burada halkın referandum kapsamında reyinin ne olduğunun ortaya çıkarılmak istendiği bir süreçte, daha önce çok tartışmalı bir karar veren AYM'nin, bir de burada iptal yönünde karar vererek halkın iradesinin ortaya çıkması sürecini bitirmesi, AYM'nin halk nezdinde "demokratik iradenin ortaya çıkmasına mani olan ve Anayasa değişikliğini halktan kaçıran bir organ" olarak algılanması sonucunu doğurabilecektir. Bu şekilde AYM'nin toplumun geniş kesimleri katındaki değer aşınması daha da pekişmiş olacaktır.

AYM'nin, önüne gelen Anayasa değişikliğine ilişkin iptal davasında yasama organının Anayasa'nın 175. ve 148. maddelerindeki hükümlerin bütünlüğü içinde sahip olduğu yasama yetkisi konusunda ret yönünde karar vermesinin, "ülkemizde sistemin tıkanmaksızın devamının sağlanması", "milletin iradesinin ortaya çıkmasının önünü aralayacak olması", "bizzat kendisinin tartışmanın odağında yer almaması" ve "yargıçlar hükümetinin ortaya çıktığı yönündeki" eleştirilerinin ortaya çıkmaması açısından hayırlı olacağını düşünüyorum. Aksi takdirde ortaya çıkan sonuçlardan hem Anayasal sistem, hem Türk toplumu, hem de bizzat AYM'nin kendisi zarar görebilecektir.

YARD. DOÇ. DR. ADNAN KÜÇÜK - KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious