"Türkiye'nin başına türban sarılmasına iznimiz yoktur''

  • Giriş : 26.01.2008 / 17:03:00
  • Güncelleme : 26.01.2008 / 17:13:06

Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, türbanın çağdışı olduğunu ima etti.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


İzmir'deki EGE-KOOP (Egekent Konut Üretim Yapı Kooperatifleri Birliği) tarafından düzenlenen ‘Anayasa taslağı çerçevesinde temel siyasal kavramlar’ konulu sempozyuma katılan Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, “23'üncü dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yeni bir anayasa yapma yetkisi yoktur. Buna kalkışıldığı anda bu bir siyasi darbe teşebbüsüdür. Ayrıca, Türkiye'nin başına türban sarılmasına kesinlikle iznimiz yoktur'' dedi.

Ege Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlenen sempozyumun ilk oturumuna gazeteci Ümit Gürtuna başkanlık ederken, Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Emekli Tümgeneral Armağan Kuloğlu ve Başkent Üniversitesi Atatürk İlkeleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ünsal Yavuz katıldı. EGE-KOOP Genel Başkanı Hüseyin Aslan, “Sempozyumun temel amacı, bilgi kirliliğinin doğruları gölgeleyerek kararttığı bir ortamda, halkımızın doğru, sağlıklı bilgi edinmesine ve gerçeklerin daha kolay algılanması ile kamuoyunun baskısız, güdümsüz, serbest oluşumuna demokratik katkı sağlamaktır'' dedi.

MECLİSİN YETKİSİ YOK

Aslan'ın konuşmasının ardından başlayan ilk oturumda ilk sözü alan Sabih Kanadoğlu,“Günümüzde tartışılan anayasa taslağı, yargı bağımsızlığını, yargıyı siyasallaştırmak suretiyle ortadan kaldıran bir taslaktır. Kuvvetler ayrılığı ilkesine de aykırıdır. Siparişle hazırlanan bu taslağın aslında tartışılacak hiçbir yönü yoktur. Yeni bir anayasa yapma yetkisi 23'üncü dönem TBMM'de yoktur. Birkaç istisna dışında hiçbir anayasa, kendinden sonra gelen, tali, ikincil kurucu iktidara toptan yoketme yetkisini vermemektedir. Sadece anayasayı değiştirme yetkisini, kurucu iktidara vermiştir, yok etme yetkisini vermemiştir. Buna kalkışıldığı anda bu bir siyasi darbe teşebbüsüdür demiştim ve hala arkasındayım. Bu itirazlarımızın belirli sonuçlar verdiğini gördük. Siyasi iktidarın başı yeni bir anayasa yapmayacaklarını, değiştireceklerini söyledi. Oysaki, bu hazırlanan taslağın AKP revizyonundan geçtikten sonra 15 Ekim'de açıklanacağı söylenmişti. Ocak ayının sonuna geldiğimizde gelinen nokta, anayasanın kapsamlı değişikliği oldu'' dedi. Kanadoğlu, bunlar yaşanırken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, İspanya'da, “Türban siyasi simge olsa ne olur'' dediğini hatırlatarak, “Yerel seçimlerin yaklaştığı bu günlerde birden bire türban gündeme düştü. Hemen iki siyasi parti biraraya geldiklerini, anlaşmaya vardıklarını söyledi. Türbanın yüksek öğretimde serbest bırakılacağı söylendi. Bu gidişin yüksek öğretimden ilköğretime ineceği, ayrıca hizmet verenlerinde örtünmeyi isteyebileceği konularına hiç girmeyeceğim'' dedi.

SORUN TÜRBAN DEĞİL

Türkiye'nin sorunu türban ve ondan çok farklı birşey olan başörtüsü olmadığını belirten Kanadoğlu şöyle devam etti: “Türkiye'nin sorunu, dinin siyasete alet edilmesine devam edilip edilmeyeceği sorunudur. Bu nedenle eğer kutsal kitabımızda yazmayan bir örtünme biçimine önce dinsel bir simge olarak topluma kabul ettirmeye çalışan ve sonra kendi yarattıkları bu simge üzerinden siyasi rant sağlamaya çalışan kişiler dini siyasete alet etmektedir. Bu laiklik ilkesinin temelinin ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir. Bunu kaldırdığın zaman ortada gerçek bir demokrasiden bahsetmek söz konusu değildir. Laikliği ortadan kaldırırsanız o ülkede cemaatler, tarikatlar, mezhepler, etnik ayrımlar ortalığı kaplar. Bunların olduğu toplumda özgürlüklerde, insan hak ve hürriyetlerinden söz edilemez. Yapılmak istenen Türkiye'nin yüksek mahkemelerinin, Danıştay'ın, Yargıtay'ın hatta AİHM'in siyasi bir simge olarak kabul ettiği türbanı, kendi siyasi amaçlarının gerçekleşmesi için istismar etmek ve onu kötüye kullanma teşebbüsüdür. Anayasa'nın iki maddesinde yapılacak değişikle başarılı olmaya çalışmak hüsrandır.

SAYGI GÖSTERMEK LAZIM

Anayasanın belirli hükümlerinde dolanarak hukuki sonuç alma olanağı yoktur. Bugün siyasi bir simgenin doğrudan doğruya dinsel araçlarla ortaya konması halinde eşitlik ilkesinin bundan zedeleneceğinden kimsenin kuşkusu yoktur. O halde hiçbirimizin kişinin giyimiyle, özgürlüğüyle sorunu yoktur. Yurttaşımız kendine yakışanı, dinsel olarak öyle olması gerektiğini düşündüğünü, özel hayatında giyip takma özgürlüğüne sahiptir. Bu hakka saygı göstermek hepimizin borcudur.''

BİRLİKTE KARŞI KOYALIM

Konuşması sürekli izleyicilerin alkışlarıyla kesilen Kanadoğlu, “Ancak dini siyasete alet ederek siyasi kazanç sağlamaya yönelik çalışanlara karşı gerek hukuk gerek sosyal alanda her vatandaşımızın karşı çıkma görevi vardır. Hep birlikte herkesi bu göreve davet ediyorum'' dedi.

ÇAĞDAŞ KALMA SORUNUMUZ VAR

Atatürk İlke ve İnkılaplarının gösterdiği hedefin çağdaşlık olduğunu kaydeden Kanadoğlu, “Türkiye'nin çağdaş kalma sorunu vardır. Bunu sizlere gazetelerde çıkan iki fotoğrafla açıklamak istiyorum. 49 yıl önce Konstantin Karamanlis ile o dönemin Başbakanı Menderes'in eşleriyle birlikte çekilen fotoğrafa bakın, bir de bugün sayın first lady'nin Kostas Karamanlis ile çektirdiği fotoğrafa bakın. 49 yıl sonra geldiğimiz noktayı hepiniz hesap edin. Bir de Cumhurbaşkanı'nın tüm dünyanın adından iğrendiği bir kişiyi Ankara'ya davet etmesi, kendi eşiyle onun eşini aynı karede fotoğraf çektirip dünyaya sergilemesine bakın. Türkiye çağdaş bir ülke iken karanlığa yuvarlanmasını kabul edemez, hazmedemez. Giyinme özgürlüğüne saygımız sonsuzdur. Ancak bunun bir dayatma halinde Türkiye'nin başına türban sarılmasına kesinlikle iznimiz yoktur. Türkiye, ulaştığı uygarlık seviyesi, Atatürk'ün milliyetçiliği ışığında ilerlemeyi sağlayacak yerde, terör, işsizlik, ekonomi, dış siyasete uğranılan felaket yerine türbanla meşgul. Eğer bu bir oyunsa, gündem düzenlemeyse başarılı olundu. Ama ortaya atılan anayasaya aykırı görüşlerin, Türkiye'nin başını örteceği türbanı sessizlikle karşılama olanağı da yoktur. Ne acıdır ki, bu karşı koyuş, örgütlü bir ana muhalefet ve diğer muhalefet partileri tarafından sahiplenilmemekte ve gerekli cevap vatandaş düzeyinde verilmemektedir. Bizi en fazla üzen noktada budur. Artık kimseye güvenme devri değildir. Öncelikle kendimize ve birlikteliğimize güvenmemiz gerekir. Herşeye rağmen ne yapılırsa yapılsın Türkiye'nin, Atatürk'ün çizdiği aydınlık yoldan geri çevrileceğine inanmıyorum. Yılmayın, yorulmayın. Laik, demokratik, çağdaş Türkiye'nin yaratılacağına inancım tamdır'' dedi.

Emekli Tümgeneral Armağan Kuloğlu da milli mücadelenin İzmir'deki ilk kurşunla başladığına dikkat çekti, “İzmir'e ‘Gavur İzmir’ demek cüretinde bulunanların muhakkak ki kanlarında bir gavurluk vardır. İnternette dolaşan bilgilere bakılırsa da öyle'' dedi. Kuloğlu, askerin de gerektiği zaman görüşünü açıklayacağını kimsenin buna “Siyaset yapıyorlar'' diyemeyeceğini belirtti. Başkent Üniversitesi Atatürk İlkeleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ünsal Yavuz da, Cumhuriyet'e gençlerin sahip çıkması gerekirken, bu kesimden ses çıkmadığından yakındı. Öncelikle demokrat değil “Cumhuriyetçi'' olduğunun altını çizen Prof. Dr. Yavuz, “Demokrasi birkaç kez kesintiye uğradı, yeniden geldi. Ama bugün Cumhuriyet ortadan kaldırılmak isteniyor. Cumhuriyet giderse bir daha geri gelmez. Hepimiz de bunun altında kalırız'' dedi.

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious