Türkiye'nin başını derde sokacak belge!

Türkiye'nin başını derde sokacak belge!.9755
  • Giriş : 13.08.2008 / 10:31:00

"Ergenekon iddianmesinde öyle bir belge var ki, bu çok ciddi bir şekilde Türkiye’nin başını derde sokacak.."

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


Savcı Türkiye'yi terörist ülke yaptı

Ergenekon davası ile ilgili görüşlerimi biliyorsunuz. İddianamede yer alan birbirinden kirli ve pis eylemler, cinayetler, bombalamalar, adam kaçırmalar, tehdit ve şantajlar yaşandı bu ülkede. Ve bunlara karşı yıllardır yazılar yazıyorum.

Ancak Ergenekon savcısı bütün olayları sanki tek kaynaktan emir alınarak yapılmış gibi tek parça haline getirdi. Bu da olayın çözümünden çok çözümsüzlüğüne yol açacaktır. Korkum bu.

Tabii bu davanın AKP'nin kapatılmasına karşı kullanıldığı ve asıl amacın muhalif görünen herkesi toparlamaya yönelik olduğu kuşkusu da yaygın.

Ama bugünkü konumuz bambaşka. İddianmede öyle bir belge var ki, bu çok ciddi bir şekilde Türkiye'nin başını derde sokacak.

Yeni Şafak Gazetesi'nin (gazetenin bunda kusuru yok) haberine göre Ergenekon savcısı, 1996 yılında Kutlu Savaş'ın yazdığı bir raporda açıklanmayan 11 sayfalık bölümü “deliller” klasörüne koymuş.

Kutlu Savaş'ın o sırada yazdığı raporun içeriği aşağı yukarı biliniyordu ama gerçekten açıklanmasında binbir sakınca olduğu için kimse üzerine gitmiyordu.

Bu belge Susurluk olayının başkahramanı Abdullah Çatlı ile ilgili. Kutlu Savaş'ın raporunda devletin 1983 yılında Abdullah Çatlı'ya Fransa'da görev verdiği ve Çatlı'nın iki yılda Hollanda ve Fransa topraklarında 20 bombalama eylemi yaptığı belirtiliyordu.

Raporun bu bölümü “çok gizli devlet sırrı” olduğu gerekçesiyle hiç açıklanmadı. Ama Ergenekon Savcısı bu belgeyi internet üzerinden herkesin ulaşabileceği şekilde davanın dosyasına koymakta bir sakınca görmedi.

Peki şimdi ne olacak? Fransa ve Hollanda, Ergenekon davası nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti'nin kendi topraklarında bombalı eylemler düzenlediğini resmen öğrenmiş oldu.

Gerçi bombalama olaylarından sonra Fransa bu konudaki şüphesini dile getirmişti. Ancak işin gereği Türkiye bunu hep inkâr etmişti. Oysa şu anda Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi belgeleri “Biz Fransa ve Hollanda'da bombalı eylemler yaptık” diyor.

Bu belgeyle Türkiye hem “terörist ülke” damgası yiyebilir hem de pek çok uluslararası ilişkideki itibarını ve en önemlisi inandırıcılığını kaybeder. Fransa “Benim ülkede bombalar patlattın, Ermeni soykırımı yapmadığına nasıl inanırım” derse cevabımız var mı?

Ergenekon savcısı, anladığım kadarıyla aldığı destekle coşmuş coşmuş ve uçuşa geçmiş. Türkiye'ye ise geçmiş olsun.

***

Evren Paşa bir açıklama borçlu

Sayın Cumhurbaşkanım bilmiyorum dikkatinizi çekti mi, geçtiğimiz cumartesi günü Hazreti Muhammed'in Medine'deki mezarının 1926 yılında Vahabi Suudi Krallığı tarafından yıkılmak istendiğini yazmıştım. Suudi Kralının bu girişimi Atatürk'ün yazdığı “Peygamber efendimizin mezarının bir taşına dokunursanız ordumu aşağı gönderirim” telgrafı üzerine durmuştu.

Zatıalinizin Devlet Başkanı sıfatıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin başında olduğunuz 1981 yılında Atatürk'ün 100. Doğum Yılı nedeniyle ilgili araştırmalar yapılmasını emir buyurmuştunuz.

Bu araştırmalar sırasında Dışişleri Bakanlığı arşivini tarayan bir memur bu telgrafın belgesini bulmuştu. Ancak bu belge her nedense sizin ülke yönetiminde bulunduğunuz sırada adeta hasıraltı edilmiş ve şu anda piyasada örneği bulunmayan bir kitabın derinliklerinde gizlenmişti.

Sayın Cumhurbaşkanım bunun gerekçesinin açıklanması kamuoyunu rahatlatacaktır. Çünkü zatıalinizin o dönemde de buyurdukları gibi askeri müdahalenin temel nedeni Türkiye'yi Atatürk çizgisine yeniden oturtmaktı.

Şimdi kamuoyu şiddetle merak etmektedir. Bu kadar Atatürkçü bir kadro nasıl olur da Atatürk'ü din dışı gibi göstermek isteyenlerin suratlarında Tokat gibi patlayacak bir belgeyi saklamıştır?

Sayın Cumhurbaşkanım, bu açıklamayı yapmanın zatıalinize düştüğünü söylememe lütfen izin buyurunuz.

***

Okluk Koyu'nu kullansanıza

Başkomutan ve Başbakan kendi yaşam biçimlerine uymasa da insanların cıvıl cıvıl olduğu güney sahillerinde tatil yapıyorlar. Dünkü yazıda bu durumu biraz anlatmaya çalışmıştım.

Her ikisi de haklıdır, elbette bir insan olarak onlar da dünya nimetlerinden yararlanmak isteyeceklerdir. Ama diyorum ki keşke modern hayata geçişte bir ara katman kullansalar.

Neyi mi kastediyorum? Rahmetli Özal'ın yaptırdığı ve kullandığı Okluk Koyu'ndaki Cumhurbaşkanlığı konutu var. Özal, 100 metrekare bile olmayan bu evde keyifli tatiller geçirmişti.

Her nedense ondan sonra gelen Cumhurbaşkanları bu evi hiç kullanmadı. Demirel zaten oldum olası bu konuda çok tutucuydu. Sezer ise sanki “hırsızlık” yapıyormuş duygusuna kapılıyordu herhalde.

Oysa Gül ve eşi hanımefendi belli ki bu tür yaşama büyük özlem duyuyor. Hanımefendi her tarafı kapalı halde Göcek'in sıcak ve baştan çıkarıcı atmosferinde olmak istiyor.

Herhalde içinden “Şu sulara kendimi bir atabilsem” düşüncesi geçiyordur. Bunun çaresi çok kolay. Zaten hazırda bekleyen Okluk Koyu'nda tatil yapabilirler. Üstelik burası son derece korumalı olduğu için medyayla köşe kapmaca oynama derdinden de kurtulurlar. Hem bakarsınız Hanımefendi burada dilediği gibi denize de girer.

Bunların yanı sıra Gül, Okluk Koyu'ndaki evi örneğin Başbakan'ın kullanımına da verebilir. Erdoğan da 7 yılda süper zenginler sınıfına geçen bir turizmcinin himmetine sığınmak yerine devletin olanaklarından yararlanarak dilediğince tatil yapar. Hem kızları da sanıyorum bu modern yaşama özeniyordur, onların da bu duyguları hayata geçer.

Demirel döneminde önermiştim. Okluk Koyu, bir dünya cenneti. Cumhurbaşkanı burayı yabancı konuklarını ağırlamak için kullanabilir. Nasıl ki ABD başkanlarının Camp David'te bir yazlıkları var ve yakın gördükleri yabancı devlet adamlarını buraya davet ediyorlar, Gül de aynısını yapabilir.

Rahat bir ortamda ülkeler arası ilişkilerin sıcak tutulması da kolaylaşır. Sayın Başkomutan Okluk Koyu'nu incelesin derim.

***

Mafya babası

Fıkra yine Yıldırım Tuna'dan: Bir mafya babası evli bir kadınla ilişki kurmuş. Bir gece kocası yok diye kadının evine gitmeye karar vermiş ve adamlarına “Ben içeri girdikten sonra hemen büyük bir branda ayarlayın ve pencerenin hemen altına dört ucundan gerin” demiş.

Sonra da ne yapacaklarının talimatını vermiş: “Kadının kocası gelirse kapıyı bir kere çaldırın, ben aşağıya atlayacağım, yakalanıp raconu çizdirmeyelim... Tamam mı?”

Adamları, “Başüstüne patron” demişler. Mafya babası kadının evine girmiş, tam soyunup yatağa uzandığı anda evin kapısı çalınca bizimki kendini tereddütsüz pencereden donla 4. kattan aşağı fırlatmış. Kadın üzerine alelacele bir şey alıp kapıyı açmış ki karşısında patronun adamlarından biri... “Yenge” demiş adam mahcup bir şekilde önüne bakarak, “Patrona söyle her taraf kapalı branda falan bulamadık!”

***

Kendine güvenen herkes, dünyayı idare edebilir.


Vatan
Can ATAKLI

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*