Türkiyenin dev foto albümünü yapıyorlar

Türkiyenin dev foto albümünü yapıyorlar.11437
  • Giriş : 18.10.2008 / 08:51:00

Kafayı Türklere takmış iki fotoğraf sanatçısı. Gelecek nesle arşiv olsun diye, tam boy fotoğraflarını çekmeye kararlılar. Çektikleri arasında tanıdıklarımız da var.

Facebook Twitter
Yazı Boyutu:


İki takıntılı erkek! Aynı yaştalar, 20 senelik arkadaşlar. Önce aynı evi paylaştılar, kurayla aynı yeri seçip, aynı yerde askerlik yaptılar. Aynı işe baş koydular ve hayata aynı takıntıyla devam ediyorlar. Fotoğrafçı Necat Nazaroğlu, Murat Özbey önce Türkiye'de, sonra dünyada tam yüz bin 'yüz' çekmeye kararlılar.

Önce Sıraselviler'deki otoparka beyaz bir fon kurdular. Açık alanda dev bir stüdyo yarattılar. Mahalle sakinlerinden esnafa, bakkaldan manava herkesin teker teker fotoğrafını çektiler.

Sabah eve dönen travesti, çöpleri toplayan temizlik işçileri, 24 saat çalışan ambulans şoförleri, kapıcılar, nöbetçi doktorlar, simitçi, banka memurları, ev hanımları, Sıraselviler'de hayatı geçen herkes projelerine dahil olmuş.
Zamanla mahalleden çıkıp kurumlara uzanmışlar. Gelecek nesle arşiv olsun diye, Türklerin tam boy fotoğraflarını çekmeye kararlılar. Fotoğraflarını çektikleri arasında tanıdıklarımız da var. Onlardan biri İstanbul Valisi.

Muammer Güler, önce şaşırmış, dinledikçe projeye ısınmış. Ve makamına davet edip iki fotoğraf sanatçısına poz vermiş. Böylece Yüz Bin Yüz'e dahil olmuş... Eminim ki bir gün Murat Özbey ve Necat Nazaroğlu'yla sokağınızın bir köşesinde karşılaşacaksınız. İddiaları odur ki, bu fotoğraflardan çirkin insan çıkmaz. Yeter ki, boy ölçünüzü bilin ve bütün tatlılığınızla gülümseyin ki, gelecek kuşak, dedelerimiz ne kadar çirkinmiş demesinler!

MURAT ÖZBEY

* Hayatımızı Türk insanının arşivini çıkarmaya adadık. Dört yılda bu işe 180 bin avro harcamışız. Bu parayla akıllı bir insan Cihangir'de güzel bir daire alır.
* Bu sırada eşimden boşandım. Necat oğlunun okul taksidini ödeyemez hale geldi. Yine de Yüz bin Yüz'den vazgeçmedik.
* Birbirmizi öyle iyi tanımışız ki, Necat'ın hangi insanı nasıl çekeceğini, onun ne istediğini, ne hissettiğini biliyorum. O benim gözüm, ben onun sesiyim.
* Bizim fotoğraşarımızda çirkin insan yok.
* Haberlerde bir anne "Oğlumun bir fotoğrafı bile yoktu," diye ağlarken, fotoğrafçı olarak yerimizde oturamazdık. Gemileri yaktık. İnsanların fotoğraşarını çekmek için yollara çıktık.
* İpek Yolu'na çıkarken dönemin şairlerine, sanatçılarına, 'Gelin katılın,' dedik. Katılmak istemeyenler 'keşke' kelimesiyle hayata devam ettiler. Şimdi de 'Katılın,' diyoruz. Antropolog, sosyolog, öğrenci, psikolog, uzmanlık alanında katılmak isteyenleri davet ediyoruz. Yüz bin Yüz, 21. yüzyılın insanlarıdır.

NECAT NAZAROĞLU

* İnsanlar karışınca güzelleşiyorlar. 2010 için madem İstanbul kültür başkenti, sergi açmak istiyoruz.
* Kendimize 'kalın bir' adını taktık. İki fotoğrafçı bir olduk. Fotoğraşarı ben çekerim, hikâyeyi Murat anlatır.
* Murat ailemizin bir parçası. Evliyim, çocuğum var ama işi paylaştığımız gibi aile hayatımızı da Murat'la paylaşıyoruz. Karım Gabriele bundan rahatsız değil.
* Sokaktaki insanlar bizi anlıyor. O an sokaktan geçen herkes 'Tamam,' deyip, bu işin bir parçası olmak istiyor.
* Bu ay itfaiyecileri çektik, gelecek ay Meclis'tekileri çekmek isteriz.

- Size 'Delirdiniz mi?' diyenlere cevabınız nedir?

- M.Ö: Bir gün kahve içerken, 'neden Türk insanının fotoğraf arşivini yapmıyoruz, gelecek kuşağa bu fotoğrafları bırakmıyoruz,' dedik. Ve başladık çekmeye. Necat'la 20 yıllık arkadaşız. Tesadüfen askerliği aynı yerde yaptık, Burdur'da. Askerden döndükten sonra aynı evde yaşamaya başladık. İkimiz de zor işlerin peşinden koşmayı seviyoruz galiba.

Önce hayatımızı kazanmak için basında fotoğraf çektik. Ama tutkumuzun bunlar olmadığını biliyorduk.

-N.N: Fotoğraf çekmeyi Murat'tan daha çok seviyorum. Arabayı Murat kullanır, fotoğrafları ben çekerdim.

Her şeyi beraber yaptık yıllarca. Şimdi evliyim ama ailemin yanında olmadığım saatler Murat'layım, hayatımızın işini hayata geçirmek için gece gündüz çalışıyoruz.

-Evli misiniz?

-M.Ö: Necat evli, ben boşandım iki buçuk yıl önce. Necat'ın dokuz yaşındaki oğlu Ruben'le ben oynarım, Necat o sırada çekim yapar. Bu projede belki iki fotğrafçıyız ama vizörümüz tek! -Sokağa çıkıyor, sokakta stüdyo kuruyorsunuz.

İnsanlar veya zabıta 'Ne yapıyorsunuz kardeşim?' demiyor mu? -M.Ö: Önce Cihangir'de çalıştığımız ofisin altında başladık bu fotoğrafları çekmeye.

Sıraselviler'deki otoparka stüdyo kurduk.

Manav, bakkal, kapıcı, yoldan geçen travesti vs. gibi tek kare üzerinde yoğunlaşıyoruz.

Portre sizi tanıyacak, size bakacak, size pozitif olacak. Bunu, fotoğrafını çekeceğimiz insana anlatıyoruz.

-N.N: 'Bunları senin için kurduk sokağa,' diyoruz. 'Birazdan arşive ineceğiz, seni 30 yıl sonra görecekler,' dediğimizde çok ciddi bir şekilde poz veriyor. Bu proje aileyi de, bireyi de kapsıyor. Eski fotoğrafçılara gönderme yapıyor.

-M.Ö: Fotoğraf, öncelikle bir belge.

Düşündük. En iyi yaptığımız şey, 500 sayfalık bir İpekyolu kitabıydı. Çin Halk Cumhuriyeti'nden Türkiye'ye kadar 12 bin km. yol gitmiştik. Her adımda bir kişiyle tanışmıştık. Her çeşit insanla karşılaşmış, sohbet etmiştik.
-N.N: Sonra, 'Neden Türkleri çekmiyoruz?' dedik.

EN GÜZEL FOTOĞRAFINIZI BİZ ÇEKERİZ

-M.Ö: Önce yakın çevremizin fotoğraflarını çekmeye başladık. Siz bir fotoğraf sanatçısı olsanız da, zaman zaman bakkalınızın fotoğrafını çekip ona vermezseniz o sizi fotoğrafçıdan saymaz. En güzel nasıl çekeriz bu fotoğrafları diye düşündük.

Gerçek bir prodüksiyon için kurduğumuz sistemin aynısını kurmaya başladık. Beyaz bir fon. Ve tam boy! Portre hep Amerikan plan, yani yarım olarak düşünülüyor. Bir süre sonra dönemine ait bilgiler vermiyor. Oysa tam boy, insanların şapkasına, pantolonuna kadar yaşadığı dönemi yansıtıyor. Rengi de kaldırdık. Herkes eşitlendi böylece. Herkes siyah-beyaz.

Merak eden varsa gelsin.

Hayatının en güzel fotoğrafını çekeceğiz!

-N.N: Hiç kimsenin içine sindirebileceği kadar güzel bir fotoğrafı yok. Ortaköy'deki camii, Selimiye Kışlası hala duruyor, ama oradaki ustaların, onu yapan Baylan ailesinin fotoğrafları yok.
-M.Ö: En güzel fotoğrafı biz çekiyoruz çünkü insana değer veriyoruz. Palabıyıklı bir amca poz vermekten utandığı zaman, 'Amca sen çok yakışıklısın, en güzel fotoğrafını çekeceğiz,' diyoruz. O zaman kendisinin güzel olduğunu biliyor ve fotoğrafı harika çıkıyor.
-N.N: Bu fotoğrafları kendi imkânlarımızla insanlara vermeye çalışıyoruz. Her çektiğimiz kişiye o arşive çektiğimiz fotoğraftan bir adet hediye ediyoruz, ki bu bir anlaşmadır, ne yaptığımızı görsün. Aynı zamanda 100 bin kişide bu fotoğraf olunca bizim arşivimiz daha da önem kazanıyor.

Ölmez isek 20 yıl devam edeceğiz

-Bu iş kaç yılı alacak?

-M.Ö: Ölmezsek, 20 yıl devam ettirebiliriz. Genç fotoğrafçılara da örnek olacak çalışmamız. Sunumumuz siyah beyaz, renk yok. Herkes aynı, herkes güzel. Herkesi çekeceğiz. Çabamızı gören genç bir arkadaşımız, yönetmen Ayşegül Kıran da katıldı. Biz fotoğraf çekerken, o da belgeseli yapıyor iki yıldır.

-N.N: Yani Ayşegül hiç bitmeyen bir film belgeseli çekiyor.

-Aileniz ne diyor bu işe?

-N.N: Onlar kabullendi. Eşim gazeteci, Alman. O da işin parçası artık. Oğlum bu işin içinde büyüyor. Portrelere ilk başladığımızda beş yaşındaydı. Şimdi dokuz yaşında.

- 'Şunu da çeksek,' dediğiniz oluyor mu?

-N.N: İstiklal'de yürürken evet. 'Ayırt etme kriterimiz ne olacak?' diye düşündük. Çocuk mu, yaşlı mı, kadın mı? 100 bin örnek çekeceğiz sadece. Zaten ortalama bir profil çıkıyor. Muğla'da çalıştığımızda mesela bir Muğla köylüsü profili çıkıyor ortaya. Destekçilerimizle beraber hareket ederek iki sene içerisinde bir ön profil çıkartabiliriz.

-'Benim fotoğrafımdan size ne?' diyenler oluyor mu?

-N.N: Çok az oluyor.

-Nasıl ikna ediyorsunuz?

-M.Ö: Biz insanlara önce çok güzel olduklarını söylüyoruz. 'Çok güzelsiniz,' diyoruz, bakıyorlarki iki tane adam bir şeyler yapıyor.

Herkesin tek kare şansı var

-Şu ana kadar ne yaptınız?

-M.Ö: Şu ana kadar, Sıraselviler'in insanlarını bitirdik. Kurumlara geçtik. Geçtiğimiz hafta itfaiyecileri çektik, keşke gelecek ay mesela Meclis'i çeksek... Muğla ve Dalyan'a gittik. O yörenin insanını çektik. Hâlâ da devam ediyoruz.

-Maliyet?

-N.N: Mesela sokakta çekim yaptığımız kâğıdın bir fonu 90 avro ve bu, bir gecede bitiyor.

-Bugüne kadar bu işe ne kadar harcadınız?

-M.Ö: Dört yılı 180 bin avro olarak hesap ettik. Buraya kadar getirdik. Bu para ile akıllı bir insan, Cihangir'de küçük bir daire alır. Zaten çok fazla para kazanılmayan bir piyasadayız. Ama ülkemizde bir şeyler yapmak istiyoruz, 35 yaşındayız, televizyonda haberlerde bir anne 'Oğlumun bir fotoğrafı bile yoktu,' diye ağlarken biz fotoğrafçı olarak yerimizde oturamazdık.

- N.N: Türkiye'nin arşivi olmalı. İnsan arşivi yok.

-Şu ana kadar kaç kişiyi çektiniz?

-N.N: Bin kişiyi geçmişizdir.
-M.Ö: Görsel bir arşiv hazırlamak istiyoruz. 21. yüzyıl içerisinde bunu tüm dünyada yapacağız. Mahalle ile başladık. Şu anda İstanbulluları çekiyoruz.

-Türk insanı fotoğrafı ciddiye alıyor mu?

-N.N: Kamera biraz daha akıcı bir görüntü ve o kamerada ne yapılabileceğini biliyorlar. Fotoğrafta eğer kendisini rahatsız edecek sivilce varsa, onun photoshopla alınabileceğini biliyor.

-M.Ö: Ama bizim fotoğraflarımızda hiç müdahale yok. Fotoğrafın tek kare olduğunu, ama çekildikten sonra gözü kapalı olursa pişman olacağını da biliyor. Tek bir kare fotoğraf çok önemlidir. Kesinlikle rahat olması gerektiğini söylüyorum.

-Bir kişiye ne kadar zaman ayırıyorsunuz?

-M.Ö: İki dakikayla beş dakika arasında değişiyor. Ama bazen sekiz dakikaya kadar uzayabiliyor.

-İstanbul'da yaşayanlarla başlamışsınız çekime.

Ama aralarında Arnavutu var, Kürdü var, Boşnakı var, Lazı var... Arşiv nasıl olacak?

-M.Ö: Nerede yaşıyorsanız, oralısınızdır artık. Bu arşivi bir sonraki kuşaklar için yapıyoruz, bizden önceki kuşaklar bize tam boyda, sosyal hayattaki insanlarını sunamadılar. Bu eksikliği kapatacağız..

-Bana gösterdiğiniz dosyada arkadaşlarıma rastladım. Valinin fotoğrafını bile çekmişsiniz.

Muammer Güler'i nasıl ikna ettiniz?

-N.N: Muammer Güler çok rahattı, sevdi çalışmayı. İş büyüyor. Nereye gittiğinin farkındayız, o yüzden de fazla acele etmiyoruz. Bu işin destekçisi olacaktır mutlaka.

-Sponsor?

-M.Ö: Henüz yok. Destekçi arıyoruz. Tam boy kişilerin boy ölçülerini alıyoruz ve tam boy bastırıyoruz. Bir sergi yapmak istiyoruz önce. Sokakta sergilenecek. Örneğin 2010 için bir sürü organizasyon olacak. Bunu İngiltere'de yaptığımızı düşünün. Bir sabah İngilizler uyanacak. Picadilly Meydanı'nda tam boy çekilmiş Türk insanının fotoğraflarıyla karşılaşacak.

SABAH

Facebook Twitter Yahoo Google Linkedin Stumbleupon Delicious

*

*


*